Saray mutfaklarında kullanılan sebzeler nerelerden temin ediliyordu?
Yayımlanmış cevap
Sebzeler saray mutfaklarına Feriye, Ortaköy ve Aynalıkavak gibi has bahçelerden temin ediliyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
418 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 340 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Sebzeler saray mutfaklarına Feriye, Ortaköy ve Aynalıkavak gibi has bahçelerden temin ediliyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Osmanlı saray ve çevresinde benimsenmeye başlanan Avrupai usulde masada, çatal ve bıçak eşliğinde yemek yeme şekli ve bununla birlikte Avrupa porselen ve sofra takımlarının tercih edilmeye başlanması, imparatorluğun modernleşme sürecinde kültürel alanlarda da Batı’dan etkilenmeye başlamasına işaret eder. “Alafranga” yani Avrupai usulde yemek yemek, Sultan II. Mahmut döneminde tanınmaya başlanmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İstanbul’da çay tüketimin yaygınlaşması ve çayın neredeyse kahvenin yerini alması esas olarak 20. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşmiştir. 19. yüzyılda İstanbul’da tüketilen diğer içecekler salep ve bozaydı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sebze, salata ve meyve gibi ürünler saray mutfaklarına hem İstanbul pazarlarından hem de Boğaz ve Haliç kıyılarında yer alan Feriye, Ortaköy ve Aynalıkavak gibi has bahçelerden temin ediliyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sarayda tüketilen çok çeşit meyve (limon, tatlı limon, portakal, turunç, mandalina, ağaç kavunu, elma, tatlı nar, ekşi nar, armut, ayva, erik, hurma, vişne, zerdali, şeftali, kiraz, kavun, üzüm, karpuz, kızılcık, çilek ve incir gibi) İstanbul piyasasında da satılırdı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aşçıbaşı, kilerci başı ve vekilharç yönetiminde hamurcu, kuşhaneci, pilavcı, kebapçı, sebzeci, bulaşıkçı, ocakçı konak mutfaklarında çalışırdı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyıl, yayınlanmış olan eski harfli Türkçe yemek kitapları, İstanbul mutfağının renkli yapısını, geçmiş yüzyılların izlerini taşıyan sayısız geleneksel lezzet ile ortaya dökmektedir. Aynı zamanda bu dönemde benimsenmeye başlanmış olan yeni lezzetlerin ve farklı cemaat mutfaklarının da izlerini yansıtmaktadırlar. 1844– 1927 yılları arasında Arap harfleriyle basılmış olan 40’ın üzerinde yemek kitabı, Osmanlı-Türk mutfağı araştırmacısı Turgut Kut tarafından tespit edilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Saray mutfak defterlerine göre, Amerika menşeli bir meyve olan domates Osmanlı sarayına 1690’larda girmişti. Fakat en başta yeşil olarak tüketiliyordu. 1800’lerden itibaren hem yeşil hem de kırmızı domates düzenli olarak saray mutfaklarına alınmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Beşiktaşveya Çırağan Sarayı’nda mutfaklar birkaç bölümden oluşur; Sultan için hazırlanan yemekler kuşhane-yi hümayun veya matbah-ı has olarak adlandırılan ayrı bir mutfakta hazırlanırdı. Saraylarda ayrıca bir fırın, bir helvahane ve kilerler bulunurdu. Mutfaklar kendi içlerinde ocak adı verilen birimlere ayrılır ve her ocak farklı bir birime hizmet verirdi: şehzade ocağı, hazinedar ağa ocağı, kethüda kadın ocağı, ustalar ocağı, seferli kethüdası ocağı gibi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Konak mutfaklarında tablakâr ya da ayvazlar yemeklerin dağıtımından sorumludurlar
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Amerika menşeli bir meyve olan domates Osmanlı sarayına 1690’larda girmişti. Fakat en başta yeşil olarak tüketiliyordu. 1800’lerden itibaren hem yeşil hem de kırmızı domates düzenli olarak saray mutfaklarına alınmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yeni sofra düzeni ve adabının İstanbul halkı tarafından yaygın şekilde uygulanmaya başlanması daha geç olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmişve hatta 20. yüzyılda da devam etmiştir. 19. yüzyılın sonlarına tanıklık eden seyahatnamelerden ve anılardan da anlaşıldığı gibi esasen sofra kültüründeki bu ikilik Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yemek, 19. yüzyıla kadar yer sofrasında, sofra bezi üzerinde veya sini üzerinde, ortak bir tabaktan yenir, ayrıca sofrada çorba, hoşaf ve pilav için kullanılan kaşıklar dışında başka bir sofra gereci kullanılmazdı. Sağ elin üç parmağıyla yemek yemek, görgü kuralları içinde benimsenmesi gereken bir norm teşkil ediyordu. Yemekten önce ve sonra ellerin yıkanması, sofra adabının değişmez bir ritüeliydi. Sofra taşınabilir bir düzen içinde hazırlanır, evin herhangi bir odasına veya bahçeye kurulabilirdi. Dolayısıyla yemek odası diye bir kavram henüz yoktu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1880/81 yılında basılan Yeni Yemek Kitabı, 1882/83 yılında basılan Ev Kadını ve 1900’de basılmış olan Aşçı Başı adlı yemek kitapları, Aşçıların Sığınağı ile ortak yönler taşımaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyılda da İstanbul’da yemek üretimi ve satışıyla ilgili çok sayıda esnaf bulunuyordu: sütçü, muhallebici, börekçi, güllaççı, bakkal, sebzeci, helvacı, turşucu, kahveci, manav, kasap, işkembe çorbacısı, yemişçi, şekerci, sucu, kebapçı, tavukçu, yumurtacı, paçacı, lokmacı, fırıncı, simitçi, bozacı, salepçi, ayak kahvecisi gibi. İstanbul’da dışarıda yemek yeme geleneği kebapçı, börekçi gibi esnaf dükkânları dışında imarethanelerde yer alan aşevleri ve lokantalarda yaşamaktaydı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlı sarayına evsahipliği yapan İstanbul başkent olma ayrıcalığıyla, 19. yüzyılda da imparatorluğun en önemli ticari merkezi olarak şehre sürekli bir zengin gıda çeşitliliği sağlamıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Amerika menşeli fasulyeden elde edilen kuru fasulye ancak 19. yüzyıldan itibaren saray mutfak defterlerinde yer almaya başlamıştır. Önceki dönemlere nazaran yeni bir gıda çeşidi idi. Mutfak defterlerinden edindiğimiz bilgilere göre kuru fasulye daha çok saray bostancıları ve muhafızları gibi düşük rütbeli hizmetkarların günlük yemeklerinin hazırlanması için alınıyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlıda mutfaklar temel olarak saray mutfakları ile konak ve hane mutfakları şeklinde iki gruba ayrılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1844 yılında Mekteb-i Tıbbiye hocalarından Mehmet Kamil tarafından kaleme alınan Melceü’t-Tabbahin (Aşçıların Sığınağı) bu dönemde yayınlanmışolan ilk yemek kitabıdır. Kitabın girişinde yazar, İstanbul’un aşçıları tarafından unutulan ve yanlışuygulanan eski reçeteleri yeniden canlandırma girişimiyle bir yemek kitabı yazmaya karar verdiğine değinir. Aşçıların Sığınağı içerdiği 273 yemek tarifi ile Osmanlı yemek kültürü için oldukça zengin önemli bir kaynak kitaptır. Aşçıların Sığınağı 19. yüzyılda basılmışolan diğer yemek kitapları için referans oluşturmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Badem, Şam fıstığı, çam fıstığı, fındık, ceviz, kestane ve kuru üzüm çeşitleri (üzüm-i mürg veya üzüm-i kuş, çekirdeksiz üzüm ve Razakı), kuru kayısı, kuru erik, kuru incir, armut ve vişne kurusu gibi meyve kuruları ve yemişler 19. yüzyıl Osmanlı mutfağında bol miktarda tüketiliyordu. Hoşaf ve şerbet yapımında hem taze hem de kuru meyve kullanılırken, çam fıstığı, badem gibi kuru yemişve meyve kuruları yemeklere lezzet katma amacıyla kullanılırdı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Alafranga sofra düzeninin benimsendiği dönemden itibaren yabancı konuklar ağırlanırken, masada kişiye özel tabak, çatal, bıçak ve kaşık ile servis edilmeye başlanmıştır. Önceleri sadece seçkin yabancı konuklar için uygulanan çatal, bıçak, masa ve sandalyeli alafranga sofra düzeni, zaman içinde Osmanlı sarayında 1860’lardan sonra yaygın olarak uygulanmaya başlanmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İstanbul’da tüketilen gıda ve içecek maddeleri döneme ait saray mutfak defterleri, İstanbul piyasasında bulunan gıda maddelerini listeleyen narh defterleri ve İstanbul’da basılan yemek kitapları aracılığıyla tespit edilebilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyıl İstanbul mutfağında Avrupa’dan ithal edilen şeker önceki dönemlere göre daha fazla kullanılan fakat yine de hala bala göre lüks ve pahalı bir gıda maddesiydi. Bal, pekmez ve kuru meyveler de halk mutfağında tatlı yapımında kullanılan tatlandırıcılardı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İstanbul’da çatal-bıçak eşliğinde alafranga sofra düzenine geçiş öncelikle yenilikleri daha kolay kabul eden gayrimüslim çevrelerde başlamıştır. Ancak yeni sofra düzeni ve adabının İstanbul halkı tarafından yaygın şekilde uygulanmaya başlanması, 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiş ve hatta Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiştir. Osmanlı toplumunun hem seçkin çevrelerinde hem de farklı dini cemaat gruplarında eşzamanlı olarak alaturka ve alafranga yemek yeme usulleri var olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Meyvelerden başka gül, menekşe yaprakları, yasemin gibi çiçekler de hoşaf, şerbet ve şurup yapımında kullanılırdı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?