Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
258 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Divan şiirinde sevgilinin niteliklerinin ve güzelliğinin mutlak olmasının yanı sıra onun âşığa ilgisiz davranması (=istiğnâ, tecâhül), bir tatlı sözü bile ondan esirgemesi, âşığın hâline acımaması, sürekli naz içinde olması gibi huyları onun karakterini oluşturur. Divan şiirindeki aşk, tek taraflıdır. Seven ve aşk ıstırabı içinde yanan bir âşık vardır. Sevgili ise âşığına karşı ilgisizdir, onun bakışı hatta eziyeti bile âşığa bir lütuftur. Bütün güç, kuvvet sevgilinin elindedir. Âşık için sevgili bir padişah, yahut efendi mevkiindedir, âşık ise onun kölesi gibidir. Âşığa eziyet etmesi, onu üzmesi onun değişmez âdetidir. Vefasızdır, verdiği sözü tutmaz. Sürekli mesafelidir. Kimse kendisinden hesap soramaz. Kendisi ulaşılamaz bir konumdadır. Bütün bunlar onun değişmez özellikleridir. Sevgili başta güzellik sembolü Hz. Yusuf olmak üzere Hz. İsa ve Hz. Süleyman’a benzetilir. Aşk ülkesinin sultanıdır. Silahlıdır. Silahları kaş (=ebrû), kirpik (=müje, müjgân) ve gamzedir. Girdiği ülkeyi (âşığın gönlünü) harap eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şît peygamberdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan şiirine hâkim kozmoloji anlayışına göre gökyüzü katmanlar(=felekler)dan meydana gelmiştir. Dünya bu feleklerin merkezinde yer alır. Gökler onun üzerinde soğan zarları gibi üst üste geçmiş bir hâldedir. Her felekte bir “seyyâre (=gezegen)” vardır. Felekler bu gezegenlerin adlarıyla anılır. Bunlar seb’a-i seyyare (=yedi gezegen) adı verilmiş olan Ay (=kamer, mâh), Utarid (=Merkür), Zühre (=Venüs, Nâhîd) , Şems (=Güneş, Hurşîd), Mirrih (=Merih), Zuhal (=Satürn), Müşterî (=Jüpiter)’dir. Gezegenlerden sonraki sekizinci felekte sabit yıldızlar vardır. Daha sonra boş olan atlas feleği yer alır. Güneş sultandır. Ay vezir, Utarit kâtip, Zühre çalgıcı ve rakkase, Mirrîh komutan, Müşterî kadı ve Zuhal hazinedar olarak hayal edilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Batı Türkçesi”nin ilk dönemine “Eski Osmanlıca”, “Eski Türkiye Türkçesi” ve “Eski Anadolu Türkçesi” gibi adlar verilmiştir. Bu dönem, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Çağı ile Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan kuruluş dönemini içine alır. Bu edebî dilin ikinci dönemi ise “Osmanlı Türkçesi” olarak adlandırılmıştır. XX. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdüren oldukça gelişmiş bir yazı dilinin, daha doğrusu yüksek bir edebî dilin adıdır. Batı Türkçesinin bir kolu da “Doğu Osmanlıcası” da denen “Âzeri Oğuzcası”dır. Kısacası Osmanlı Türkçesi, Batı Türkçesi dairesine dahildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bugün eski Türk edebiyatı olarak adlandırdığımız edebî dönemin gerek nazımda gerekse nesirde İslamî dönem İran edebiyatını örnek aldığı, bu dönem İran edebiyatının da kuramsal ve estetik olarak Arap edebiyatını esas aldığı bilinmektedir. İslamî dönem Türk edebiyatının oluşum sürecinde Türk şair ve yazarlarının her bakımdan örnek aldıkları edebî esaslar, doğrudan Arap edebiyatının değil, birtakım değişikliklere uğramış biçimiyle İran edebiyatının edebî esasları olmuştur. Bu üç edebiyatın da esaslarını belirleyen ilk eserler Arap ve Fars dilleriyle yazılmış eserlerdir. Ancak Arap ve Fars dilleriyle yazılmış olan bu eserlerin birçoğunun yazarının Türk olduğu; örnek alınan İslamî dönem İran edebiyatının oluşumunda Türk şairlerin, yazarların ve onları sürekli teşvik eden Türk hükümdarların da önemli katkıları olduğu bilinmektedir. O hâlde İslâmî dönem Türk edebiyatının dayandığı kuramsal ve estetik esasları yalnızca Arap veya Fars edebiyatına ait edebî esaslar olarak kabul etmek yerine, bunları her üç milletin ortak bilgi birikimi olarak değerlendirmek daha doğru bir yol olarak görülmektedir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Cemşîd’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Neriman’ın torunu, Sâm’ın oğlu ve Rüstem’in babasıdır. Ok atmasıyla ünlüdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dahhâk’tır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hz. Muhammed ise son peygamber olması, âlemlerin kendisi için yaratılması, yetimliği, yüksek ahlakı, herhangi birisinden ders almaması(ümmî olması)na rağmen Rabbi tarafından kendisine verilen derin ilmi, Mekke’den Medine’ye hicreti, kıyamet günü insanlara şefaat edecek olması, İsrâ ve Miraç hadiseleri, Miraç’ta Allah’a “yayın iki ucu kadar” yakınlaşması (=kabe kavseyn), âlemlere rahmet olarak gönderilmesi, yürürken bulutların onun üzerine gölge yapması, gölgesinin yere düşmemesi gibi motiflerle şiirde yer alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Söz konusu edebiyat, onu yalnızca toplumun belli kesimlerine hitap eden bir edebiyatmış gibi gösteren havâs edebiyatı (=yüksek zümre edebiyatı), sarây edebiyatı, Enderun edebiyatı, edebiyyât-ı Osmâniyye (=Osmanlı edebiyatı), Osmanlı şiiri, Divan edebiyatı, ümmet edebiyatı, ümmet çağı Türk edebiyatı, İslamî Türk edebiyatı, klâsik Türk edebiyatı gibi adlarla da anılmıştır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şiiir metinlerini düzyazıdan ayıran özelliklerinden biri olan âhenk, kelimelerin akıcılığı, kulakta güzel tesir bırakacak şekilde bir araya getirilmesi, sözün ses yapısının çeşitli yollarla etkileyici şekilde düzenlenmesidir. Divan şiiri âhenk yönü çok güçlü bir şiir diline sahiptir. Onun bu özelliği bazen anlamını kavramadan okuyucunun bu şiirin etkisi altına girmesini sağlar. Eski Türk edebiyatının benimsediği edebî anlayışta şiir mevzûn (=vezinli) ve mukaffâ (=kafiyeli) söz olarak tanımlanmış; sonradan buna muhayyel olma şartı da eklenmiştir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere Divan şiirinde âhengi sağlayan aslî ögeler vezin ve kafiyedir. Divan şiirindeki diğer âhenk ögeleri ise şunlardır: söz diziminin fasih kelimelerden oluşması, söz sanatları, bazı nazım şekillerinin yapısal özellikleri, işâd (=özellikli şiir okuma).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dört halifeden Hz. Ömer adaleti, Hz. Ali cesareti, kahramanlığı, Zülfikar adlı kılıcı ve Düldül adlı atı; Hz. Ebubekir, sadakati; Hz. Osman da hilim ve haya sahibi olması ve Kur’ân ayetlerini toplatması ile şiirde geçer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türk Edebiyatı Türklerin X. yüzyıldan başlayarak İslâm dinini kabul etmeleri, diğeri de XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığının etkisi altına girmeleri dikkate alınarak genel olarak “İslamiyet öncesi Türk edebiyatı”, “İslamî dönem Türk edebiyatı” ve “Batı etkisindeki Türk edebiyatı” olmak üzere üç ana döneme ayrılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan edebiyatı” ise, ilk olarak Ömer Seyfettin (öl. 1884) ve Ali Canip (öl.1967) tarafından kullanılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski Türk Edebiyatında şiirlerin toplandığı üç tür kitap vardır: “dîvân”lar, “mesnevî”ler ve “mecmû’a-i eş’âr”lar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mânî’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan şiiri dilinin oluşmasında tasavvufun önemli bir rolü vardır. Tasavvuf, temelde İslâm dininin Kur’an ve sünnet adı verilen iki kaynağına dayanmakla birlikte zamanla dış etkilerden, başka milletlerin felsefelerinden ve düşünüşlerinden de etkilenen dini, dünyayı ve hayatı yorumlayış tarzıdır. Tasavvuf mutlak bir “gerçek”in var olduğunu; fakat, bu “gerçek”in içinde yaşadığımız dünyanın ötesinde olduğunu, gerçek varlığa ulaşmanın ancak görünüşten ve bir hayalden ibaret bu âlemin inkârı ile mümkün olabileceğini kabul eder. Tasavvufa göre bu varlığa ulaşmada hiç bir aracı bulunmaması gerekir. Aklın prensipleri de dinin bir takım kuralları da aracısız olarak elde edilen bu bilginin yerini tutamaz. Zaman içinde ve gerçekleştirilen fetihlerle İslâm dünyası farklı milletlerin kültürleri ve felsefeleri ile ilişkiye girmiş; bunun sonucunda da tasavvufun bir kolu ayrı bir yaşam tarzı olmaktan uzaklaşarak felsefî bir boyuta bürünmüştür. Bu felsefî boyutunun en uç noktası ise “vahdet-i vücûd (=varlık birliği)” adı verilen inanç sistemidir. Bu sistem İbn Arabî(öl. 1240)’nin yorumlarıyla şekillenmiş ve bu düşünce bütün Divan şiirini etkilemiştir. Tasavvuf tarihinde vahdet-i vücûd düşüncesini daha da ileriye götürerek “yaratan ile yaratılanın aslında aynı olduğu”nu savunanlar olmuşsa da bu, bütün tasavvufa egemen bir düşünce hâlini alamamıştır. Tasavvufa göre bütün varlıklar üzerinde hâkim olan bir “mutlak sevgi” ve “mutlak güzellik” vardır. Bu yolda olanlar Yaratıcı’yı, kulun sevdiği, bu sevgi ile huzur bulduğu, hem kendi hem de kâinat üzerindeki eserlerinde onun izlerini gördüğü bir sevgili olarak kabul etmişlerdir. Allah, varlık sahnesinde görünmek, bunun için de sınırsız güzelliğini açığa vurmak istemiş ve bu âlemi yaratmıştır. Böylece yüzyıllarca edebiyatın diline de hâkim olacak olan “İlahî aşk” nazariyesi ortaya çıkmıştır. Divan şiirinde tasavvuf etkisinin oluşmasında Ahmed Yesevî (öl.1166) ve onun dervişlerinin, Yunus Emre (öl.1320-21) ve izleyicilerinin ve Mevlânâ(öl.1273)’nın büyük etkisi vardır. Türk EDB103U-ESKİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ: BİÇİM VE ÖLÇÜ Ünite 1: Eski Türk Edebiyatının Genel Özellikleri ve Bazı Temel Bilgiler 5 edebiyatında dinî-tasavvufî etki önce halk edebiyatı ürünlerinde görülmüş, daha sonra bu etki yaygınlaşmış ve Divan şairleri de şiirlerinde tasavvufu zengin bir ilham kaynağı olarak kullanmışlardır. Bu şiirde aşkı ve gönlü esas alan kişilerin islâmî edebiyatın diğer kolları olan İran, Arap ve Urdu edebiyatlarının dil ve üslûbunu da doğrudan etkileyen, hatta belirleyen bir niteliğe sahiptir. Şiirdeki “aşk”, “şarap”, “meyhane”, “sevgili” gibi unsurlar genellikle tasavvufun mecazlı diliyle kaleme alınmıştır ve bu kavramlar sözlük anlamlarından çok daha farklı anlamları gösterirler. Dolayısıyla tasavvufun mecazlarla yüklü dili ve kültürü göz önünde bulundurulmadan bu edebiyat ürünlerinin anlaşılması zordur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türkler, İslam dinini kabul ettiklerinde yeni bir din ile birlikte bu dinde önemli bir yer tutan Arapça ile de karşılaşmışlardır. Dinî metinlerin anlaşılması için bu dilin bilinmesi, dinî kavramların karşılıkları tam olarak kullanılan dilde bulunmadığı için bu dilden aktarılması ve nihayet ibadet için bir başka dilde yazılmış olan Kur’ân-ı Kerim’in okunması ve anlaşılması lâzımdı. Bu kaçınılmaz olarak Arapça ile teması doğurdu. Bununla birlikte İslâm kültürü ve sanatı ile olan yaygın ve sürekli ilişki İran yoluyla olmuş, sözünü ettiğimiz ilişki de sanat bağlamında büyük ölçüde Fars dili üzerinden olmuştur. Kısacası Türkçe Arapça ve Farsça kelime ve kelime gruplarıyla bezenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ya’kub peygamber, rü’ya yorumundaki ustalığı, oğlu Yusuf’tan ayrılmanın üzüntüsüyle gözlerinin kör olması, onun gömleğinin gözlerine sürülmesi ile gözlerinin tekrar açılması münasebetleri ile geçer. Divan şiirinde “hüzn”ün ve “sabr”ın sembolüdür. Yûsuf peygamber güzelliği, kardeşlerinin kıskançlığı ve onlar tarafından kuyuya atılışı, köle olarak satılması, Züleyha’nın kendisine olan aşkı, buna karşı iffetini muhafaza etmesi, onun güzelliğini gören kadınların ellerini kesmeleri, bir iftira sonucunda zindana atılması, rüya tabiri konusundaki yeteneği ile geçer. Divan şiirinde “güzellik” ve “iffet” sembolüdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslam inancına göre yalnızca Allah’a itaat etmek için yaratılmış sayısız nuranî varlıklar olan meleklerden bazıları da Divan şiirinde çeşitli münasebetlerle yer almışlardır. Bu melekler içinde melâ’ike-i mukarrebîn olarak nitelenen dört büyük meleğin adları Cebrâ’îl, Mikâ’îl, İsrâfîl ve Azrâ’îl’dir. Bu meleklerden Cebrâ’îl (=Rûhü’l-kuds, Rûhü’l-emîn, Nâmûs-ı Ekber) peygamberlere vahiy getiren, Mikâil doğa olaylarından ve kulların rızıklarının taksiminden sorumlu olan, İsrafil kıyamet günü sûra üfleyecek olan; Azrail de canlıların ruhunu alan (=melekü’l-mevt) melekler olarak Divan şiiri metinlerinde geçer. Bunların dışında cennet bekçisi olarak nitelenen Rıdvan da şiirde geçen melek adlarındandır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Doğu Türk yazı dili, tarihsel süreç içerisinde biri diğerinin devamı olan üç edebî dil hâlinde varlığını sürdürmüştür: “Karahanlı” (XI. yüzyıl), “HarezmAltınorda” (XII-XV. yüzyıllar) ve “Çağatay” (XV.-XIX. yüzyıllar). Doğu Türkçesinin bir kolu da bünyesinde birtakım Oğuzca (=Batı Türkçesi) unsurlar da barındıran Memluk Kıpçakçasıdır. Türklerin Suriye ve Mısır’da meydana getirdikleri bir edebî dil olan Memluk Kıpçakçası, XV. yüzyıldan sonra tamamen Oğuzcalaşmış ve ayrı bir edebî dil olma özelliğini yitirmiştir. Doğu Türkçesi (=Hakaniye Türkçesi) Türk edebî dillerinden biri olup diğer kolu olan Batı Türkçesine göre daha önce edebî ürünler vermiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dâvûd peygamber sesinin güzelliği ve demirden zırh yapmasıyla konu olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sâlih peygamberdir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Klâsik edebiyat” ve “Klâsik Türk edebiyatı” gibi adlandırmalar ise Fuat Köprülü (öl. 1966)’ye aittir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Feridun’dur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 45 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 213 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.