Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
402 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Sanatın nasıl doğduğu, nasıl bir işlevinin olduğu, yararlı mı zararlı mı olduğu, nasıl olması gerektiği, neyi anlatması gerektiği soruları sanat tarihçileri, halkbilimciler, antropologlar başta olmak üzere farklı bilim dallarından pek çok araştırmacının ilgi ve araştırma konusu olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ernst Fischer sanatın doğuşunu insanın doğayı kontrol etme çabasıyla açıklar: “Sanat bir büyü aracıydı, insanın doğaya üstünlük sağlamasına, toplumsal ilişkilerin gelişmesine yarıyordu. İnsanlığın başlangıcında sanatın “güzellik”le uzun boylu bir ilintisi yoktu, estetik kaygısı ise hiç yoktu: insan topluluğunun yaşama savaşında kullandığı büyülü bir araç, bir silahtı sanat. İlkel insan imge ve dil gücüyle, büyücülükle, toplu ritmik hareketlerle doğayı evcilleştirmeye çalışıyordu. Başlangıçtaki büyü zamanla dine, bilime, sanata dönüştü”.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Plehanov’a göre sanat, oyundan çıkmıştır. Ama bu oyun, sanıldığı gibi gerekçesiz ve yararsız bir eğlence değildir. Toplumsal bir yararı vardır. Nitekim ilkel topluluklarda oyun gençleri gelecek ödevlere hazırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Savaşın getirdiği zorunluluklar dolayısıyla, ilkel toplumlar düşmanı ürkütmek için korkunç maskeler takar, vücutlarını dehşet saçan resimlerle donatırlar. Bu tür maskelerin ya da çadırların, kulübelerin kapısına işlenen korkutucu figürlerin doğadaki bilinmeyen güçleri, kötü ruhları korkutma ve uzak tutma amacıyla da kullanıldığı düşünülmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Caudwell, insan aklının ilk estetik etkinliklerinden birinin şiir olduğunu söyler. Ona göre şiir, tarihin, dinin, büyünün, hatta yasaların ortak taşıyıcısıdır. Caudwell’e göre, uygar bir halkın edebiyatının bugüne ulaştığı her yerde, bu edebiyatın biçim olarak şiir olduğu, yani ritmik ve ölçülü olduğu görülmektedir. Bu şiir modern anlamda arı bir şiir değildir. Günlük konuşmanın yüceltilmiş bir biçimi olarak tanımlanabilir. Bu yüceltme onu, sıradan konuşmadan ayıran biçimsel bir yapıyla kendini gösterir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Caudwell, şiir, müzik, dans gibi sanatların işlevini ve insanları kolektif eylemlere yöneltmesini tamamen ekonomik nedenlerle açıklar: “Hasat için toprağı hazırlamak gerekir. Bir savaş yürüyüşüne geçmek gerekir. Uzun, yoksunluk içindeki kış günlerinde içeriye kapanıp yiyeceği kısmak gerekir. Bütün bu kolektif zorunluluklar, insandan kendi içgüdüsel enerjisinin kullanılmasını ister ama ona bunları yapmasını söyleyecek bir içgüdü yoktur. Karıncalar ve arılar içgüdüyle depo eder yiyeceklerini, ama insanlar böyle değildir. Kunduzlar içgüdüyle açar yuvalarını; insan değil. İnsanın içgüdülerini çalışma çarkına koşmak, onun coşkularını bir araya toplayıp faydalı ekonomik kanala yöneltmek gerekir. Bunları yöneten araç da bu yüzden kökeninde ekonomiktir”.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanatın çağlar boyunca farklı ihtiyaçlara karşılık geldiği ve dönüştüğü tezine Victor Hugo’nun Cromwell önsözünde de rastlanır. Hugo insanlığı bir çocukken büyüyüp adam olan bir bireye benzetir ve bu olgunlaşmanın sanat eserlerine yansıdığını söyler. Dünyayı kabaca üç çağa ayırır: İlkel çağ, Eski Çağ ve Modern Çağ.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
nsana iki yaşamı olduğu fikrini veren Hristiyanlıkla birlikte çağdaş uygarlık kurulmuştur. İnsanda melankoli ve şeylerin nedenlerini merak etme ve sorgulama özelliği gelişmiştir. Bütün bunlar dram adında yeni bir türün doğuşunu müjdeler. Hugo özetle insanın kendini ve doğayı algılama biçimleri ve sosyal ve siyasal arka plan değiştikçe insanın ihtiyaç duyduğu ve ürettiği sanatın niteliğinin de değiştiğini söyler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Büyük İskender’in imparatorluk kurması Yunan sanatı bakımında çok önemli bir olay olur. Yunan sanatı böylelikle küçük kentlerin ilgi merkezinden çıkarak dünyanın neredeyse yarısının figür dili haline gelir. Bu da sanatın özniteliğini etkiler. Bundan sonraki dönemin sanatından genellikle Yunan sanatı değil Helenistik sanat diye söz edilir. Mimaride ve heykelde şatafat, göz kamaştırıcılık ve parlaklık öne çıkar. Helenistik sanatın amacı etkilemektir, bunu da başarır. Helenistik dönemde sanat artık büyü ve dinle olana eski bağını büyük ölçüde yitirmiştir. Bu çağda varlıklı kimseler sanat yapıtlarını derlemeye, ünlü yapıtları kopya ettirmeye, elde edebildiklerinin özgünlerini sağlamaya ve buldukları özgün yapıtlar için yüksek ücretler ödemeye başlarlar. Yazarlar sanatçılar hakkında yaşam öyküleri yazmaya, gezginler için kılavuzlar hazırlamaya başlarlar. Eski Doğu sanatında ressamlar günlük yaşam ve savaş sahneleri dışında manzarayla ilgilenmezken, Helenistik dönemle birlikte ölüdoğa, hayvan ve manzara resimleri yapılmaya başlanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Orta Çağ boyunca Batı’da sanat ağırlıkla dinî niteliklidir ve kilisenin sınırlandırmalarına tâbidir. Eğitim ve kutsal metinleri yüceltme işlevi ön plandadır. Rönesans’la birlikte “kendisinden başka bir amacı olmayan sanat” fikrinin temelleri atılır. Sanatın Rönesans’a kadarki kısa tarihçesiyle gösterildiği gibi sanat eski toplumlarda yararlılık ve işlevle iç içe bir kavramdır. Yalnızca güzellik amacı güdülerek üretilmezler. Bugün yalnız güzellik ve haz duygusu uyandırdığı için sergilenen ya da satın alınan eserler de üretim aşamasında bir yarar fikrine dayanıyordu; bir işlevi yerine getirmek üzere yaratılmıştı. Ancak Eski Yunan’daki üsluplarda gördüğümüz gibi güzellik, bazen daha ön planda olmak üzere sanatın içinde gizlenmeye devam ediyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Sanat için sanat” ya da Türkçe’de daha sık kullanılan şekliyle “sanat sanat içindir” görüşü, Théophile Gautier tarafından kuramsallaştırılan ve sanatçının (bir fikre, bir ideolojiye) bağlılığını reddeden ve sanatın tek amacını güzellikte gören sanat anlayışıdır. Bu görüşün tohumlarına ilk olarak Rönesans döneminde rastlanmakla birlikte bir kuram olarak savunulması ve taraftar toplaması 19. yüzyılda gerçekleşir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir “sanat için sanat” kuramı olsa da doğrudan bunu yaptığını iddia eden bir ekol ya da organize bir grup hiçbir zaman olmamıştır. En fazla, Parnas ekolü daha teorik ve dolayısıyla daha gayrıresmî bir uzantı olarak görülebilir. Benjamin Constant Günce’sinde (11 Şubat 1804): “Sanat sanat içindir ve amaçsızdır; herhangi bir amaç sanatın doğasını bozar,” diye yazar. Victor Cousin’in 1828’de Felsefe Tarihi adlı eserinde yeniden ele aldığı ve 1835’te Theophile Gautier’in romanı Mademoiselle de Maupin’in önsözünde geliştirdiği bu özlü formül, romantikler tarafından savunulan çeşitli bağlanmış (angaje) sanat anlayışlarına karşıydı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir sanat eserini tanımlarken sıkça anılan niteliklerden biri de özgünlüktür. Ancak bu nitelik de kökleri Rönesans’a uzanan modern bir kavramdır. Gombrich, bir sanatçının özgün olmasını gerektiren modern anlayışın eski toplumların çoğuna tamamen yabancı olduğunu söyler. Böyle bir özgünlük istemi karşısında bir Mısırlı, Çinli ya da Bizanslı usta güç durumda kalacaktır. Batı Avrupalı bir Orta Çağ sanatçısı bir kilise tasarlamak, bir kâse çizmek ya da kutsal bir öyküyü betimlemek için yeni yöntemler bulma gereksinimini kavrayamaz bile. Gombrich’e göre o çağlarda ve toplumlarda sanatçı, tıpkı bir müzik eserini icra eden orkestra gibi bir tür yorumcudur, geleneksel kalıpları uygular, bunun başarısı sanatçının maharetine bağlıdır. Sanatçının özgün (orijinal) olma fikri Rönesans’ta yeniden doğar. Orta Çağ’da sanatçılar eserlerine imza atmazlar bile, halbuki Rönesans’la birlikte sanatçılar eserlerini imzalıyor, kendi üsluplarını eserlerine yansıtıyor ve ün kazanıyorlardı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyılda sanatta özgünlük, bireysel üslup ve ayırıcılık gibi özellikler son derece önemli olmaya başladı. Güzelliğin sanatta esas amaç –hatta tek amaç- olması düşüncesinin kuramsallaşmasıyla birlikte sanatçının rolü ön plana çıktı. Eserde eleştiri konusu edilecek ya da eseri değerli kılacak şey onun sanatsal niteliğiydi ve buna göre asıl önemli olan bu sanatsal niteliğin, dolayısıyla güzelliğin yaratımıydı. Sanatçının imzası olan üslubu bu yaratımın araçlarını bize sunuyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Edebiyat akımı: Edebiyat sanatı konusunda aynı görüşte olan sanatçıların oluşturduğu topluluk./ Öncü bir edebiyatçının ya da edebiyatçılar topluluğunun geliştirdiği, biçim ve içerik önünden birtakım yenilikler getiren anlayış, akım, okul. (Resimli ansiklopedik Büyük Sözlük) Fransızcada “école” (ekol, okul); İngilizcede ise “movement” (hareket), “school” (okul) terimleriyle karşılanan kavram, dilimizde “edebiyat akımı”, “edebî akım”, “edebî hareket”, “edebî meslek”, “edebî okul/ekol”, terimleriyle karşılanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
TDK sözlüğünde “batı”, “güneşin battığı yön” ve “bulunulan yere göre güneşin battığı yönde olan bölge” şeklinde tanımlanmıştır. Siyasi olarak ise Avrupa ve Kuzey Amerika’yı ifade ettiği söylenmiştir. Ancak bu tanım eksiktir. Batı dediğimizde merkezi Avrupa olan ve kültür ve medeniyet mirası, gelenek, siyaset, sanat, inanış, dil ya da coğrafya bakımından Avrupa ile ilişkili bölge ve ülkeleri kastediyoruz. Sömürgecilik geçmişi ve coğrafî keşifler nedeniyle başka ülkelerde yerleşik Avrupa kökenli nüfus bu bölgelere Avrupa kültürünü taşımış ve bu bölgeler Batı medeniyetinin bir parçası olmuştur. Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada gibi Commonwealth ülkeleri, Kuzey Amerika, Güney Afrika Cumhuriyeti, Rusya gibi ülkeler Batı medeniyetinin birer parçasıdır. Bu ülkelerin sanatsal üretimleri Batı sanatı, edebiyatları da Batı edebiyatı içinde değerlendirilir. Bir başka deyişle Batı edebiyatı, ortak felsefî, kültürel, sanatsal, dinî köklere sahip Batı medeniyeti içinde Antik Çağ’dan bugüne verilen edebî eserlerin toplamıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çağdaş Batı edebiyatında hâlâ Homeros, Vergilius, Dante, Shakespeare gibi yazarların eserlerine sıkça atıf yapılır; eserlerde onların üsluplarından, imge dünyalarından izler görülür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İnanç ve algılardan bağımsız bir gerçeğin olduğu görüşüne gerçekçilik (realizm) denir. Genel olarak, herhangi bir cismin/maddenin sınıfı, varlığı ya da temel özelliklerinin algılar, inançlar, dil veya herhangi bir diğer insan eserine dayanmadığı söylendiğinde, o nesne hakkında “gerçekçilik” ten bahsedilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aristo, tümellerin gerçek özler olduğu görüşündedir, ancak varlıkları, onları örnekleyen niteliklere bağlıdır. Yani kedi olmasaydı kedilik tümeli olmayacaktı; kedilik tümelinin olması kedinin varlığına bağlıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kant ve Hegel gibi idealistler, tümellerin gerçek olmadığını, ancak akılcı varlıkların zihnindeki fikirler olduğunu ileri sürmektedirler. Tümellere saf aklın temel kategorileri (veya bu temel kategorilerden türetilmiş ikincil kavramlar) olarak bakarlar. Tümeller, idealizmde, özünde yargılamanın yapıldığı rasyonaliteye bağlıdırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aristo, duyusal dünyayı tanımanın imkansızlığını öne süren Platon’dan ayrılmış ve deneycilik (ampirisizm) ve tümevarımın kurucusu olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Realist/gerçekçi düşünürlere göre bilinçten bağımsız bir dünya vardır. Taşları, toprakları, ağaçları var eden insan bilinci değildir. Çünkü bunlar dünya üstünde insan var olmadan önce de vardı. Dünya, milyarlarca yılını, bu doğal varlıklarıyla birlikte insansız yaşamıştır. Örneğin kuşların, kendi bilincinin ya da insan bilincinin ürünü olmadığını ve kendisinin dışında bağımsız olarak var bulunduğunu çocuklar bile bilir. Kendiliğinden maddecilik anlayışına uygun olarak ilk insanların bu gerçekçilik anlayışlarına “kendiliğinden gerçekçilik” ya da “çocuksu gerçekçilik” denir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gerçekçiliğin (realizmin) bir türü olan maddeciliğe göre “gerçek daima somuttur.” Gerçek, bilinçten bağımsız, somut ve nesneldir. Bilinçten bağımsız olarak tüm var olanlar gerçektirler. Bu anlamda gerçek deyimi, madde ve nesne deyimleriyle de ilişkilidir. Lenin, “Madde, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir,” der. Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Hakikat de bu nesnel gerçeğin bilincimizdeki yansısıdır. Duyumlarımız, algılarımız, tasarımlarımız, kuramlarımız nesnel gerçeğe uygun oldukları oranda hakikat olur. Demek ki her hakikat nesneldir. Gerçeğe uygun düşmeyen öznel kanılarımız, tasarımlarımız, düşlerimiz, yapıntılarımız ve yanılsamalarımız hakikat değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Güzellik: Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik, hüsün. / Ahlâk ve fikrî nitelikleriyle hayranlık uyandıran şey. (TDK sözlüğü) Duyulara güçlü bir haz veren niteliklerin birleşiminin niteliği, zihinsel ya da ahlâki yetileri cezbeden (Shorter Oxford English Dictionary) Duyuların hoşuna giden ya da zihni heyecanlandıran (The Webster’s dictionary)
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefe tarihinde güzellik kavramının Eski Yunanda güzel ve iyi birbirinden ayrılmıyordu; iyi, tinsel güzel anlamındaydı. Pitagoras’a göre güzel, uyumlu olandı; evrende bir uyum vardı ve bu bakımdan güzeldi. Sokrates, bir ulusun yetkinliğini, törebilimsel bir kavram olarak güzel iyi kavramıyla dile getirmişti. Bu anlayış, Platon’da da sürmüştü. Platon’a göre güzel, ideaların karakteridir ve kendiliğinde güzel ve yüksek olan iyidir; Tanrı niteliği sayılması da yeni Platonculuk aracılığıyla buradan gelmektedir. Ne var ki bu anlayış estetik teriminin kökü olan bir duyum anlayışı değil, metafizik bir anlayıştır. Platon, göreli güzellik dediği duyumsal güzelliği küçümsemiş ve onu gerçek güzellik saydığı saltık güzellikten ayırmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 45 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 357 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.