Âbâ ve ümmehât terimleri neyi ifade eder?
Yayımlanmış cevap
Âbâ dokuz feleği, ümmehât da dört unsuru ifade eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
258 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Âbâ dokuz feleği, ümmehât da dört unsuru ifade eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan şairleri İran şiirindeki bir geleneğe uyarak şiirlerinde “mahlas” adı verilen takma adlar kullanmışlardır. Mahlasların büyük kısmı, birtakım isimlerin sonuna Farsça nispet eki olan “-î”nin eklenmesiyle elde edilmişse de bu şiirde nispet eki almamış “Bakî”, “Yahyâ”, “Nedîm”, “Gâlib” gibi mahlaslar da kullanılmıştır. Bunlardan bir kısmı şairlerin kendi adlarıdır. şairler şiirde kullanacakları mahlasları genellikle kendileri seçmiş olmakla birlikte XVIII. yüzyıl şairlerinden Hoca Neş’et (öl. 1807) gibi, bir şairin başka şairlere mahlas armağan ettiği de görülmüştür. Bilindiği kadarıyla şiirde mahlas kullanma geleneğine XIV. yüzyıl divan şairlerinden Kadı Burhaneddin (öl. 1398) ve XV. yüzyıl şairlerinden Kemal Paşazâde (öl. 1534) dışında uymayan olmamıştır. Geleneğin ağır bastığı bu edebiyatta sultan şairler de mahlas kullanarak şiir söylemişlerdir. “Avnî” Fatih Sultan Mehmed’in, “Selîmî” Yavuz Sultan Selim’in, “Muhibbî” Kanuni Sultan Süleyman’ın, “İlhamî” III. Selim’in mahlaslarıdır. Fuzulî ve Bakî örneklerinde gördüğümüz gibi bazı şairlerin mahlasları edebiyat tarihlerinde adları-nın önüne geçmiştir. Mahlaslar genellikle şiirlerin sonlarında yer alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski Türk edebiyatı, Osmanlı döneminde ortaya konulan edebiyat ürünlerini esas almakla birlikte Osmanlı döneminde tek bir edebî gelenek bulunmamaktadır. Farklı özellikleri göz önünde tutarsak, bu dönemde varlığını sürdüren üç ayrı edebî anlayıştan ve gelenekten söz etmek mümkündür: 1. Halk edebiyatı 2. Tasavvufî halk edebiyatı (=Tekke edebiyatı) 3. Klâsik Türk edebiyatı (=Divan edebiyatı).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Belâgat, bir düşünce ya da duygunun yerinde ve zamanında manası en açık şekilde ve akıcı bir dille ifade edilmesidir. Belâgat kitaplarında sözün fasîh (=açık, anlaşılır ve akıcı olmak şartıyla muktezâ-yı hâl ve makam denilen (a) söyleyenin, (b) söze muhatap olanın, (c) dile getirilecek düşünce, duygu ve hayalin durumuna uygun şekilde söylenmesi olarak tanımlanır. Belâgat bir ilim olarak üç kısma ayrılır: Meânî, beyân ve bedî’. “Me’ânî” sözün duruma uygun bir şekilde nasıl ifade edileceğini, “beyân” bir maksadın birbirinden farklı usullerle ne şekilde dile getirileceğini, “bedî” ise maksadı ifadede yeterli olan söze mana ve âhenk açısından güzellik verme yollarını gösterir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Nazire mecmuaların birkaçı sayınız. 1. Ömer b. Mezid tarafından 1437 yılında derlenmiş olan Mecmû’atü’n-Nezâ’ir. 2. Eğridirli Hacı Kemal tarafından 1512-13 yıllarında derlenmiş olan Câmi’ü’n-Nezâ’ir. 3. Edirneli Nazmi tarafından 1524 tarihinde derlenmiş olan Mecma’u’n-Nezâîr. 4. Pervane Bey tarafından 1560 tarihinde derlenmiş olan ve kendi adıyla anılan Pervâne Bey Mecmû’ası.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Büyük Moğol hükümdârı olup asıl adı Timuçin’dir. Divan şiirinde daha çok sahip olduğu topraklarla, saltanat gücüyle ve zalimliğiyle anılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İdrîs peygamberdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Rüstem ve İsfendiyar’dır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hüsrev’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anka/Simurg ve Hüma kuşlarıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Nergis’tir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ağaç (=şecer, dıraht) ve fidan (=nahl, nihâl), servi, çenâr, ar’ar, tûbâ, şimşâd, sanavber; gül, ayva, elma (=sîb), nar (=enâr, rümmân), şeftâlû, üzüm (=engûr), badem (=bâdâm), fıstık (=piste).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dokuz felek ve dört unsurdan meydana gelmiş üç çocuktur yani hayvanat/hayvanlar, nebatat/bitkiler ve cemadat/cansız varlıklardır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bülbül (=hezâr, andelîb), şahin, keklik(=kebg), sülün (=tezerv), güvercin (=kebûter), papağan (=tûtî), tâvûs, kumrî (=kumru) ilk gruba, akbaba (=kerkes), baykuş (=bûm), karga (=gurâb, zâg), yarasa (=huffâş), çaylak (=zegân); Arslan (=şîr, gazanfer), peleng (=kaplan), bebr (=pars), âhû (=gazâl), çakal, tilki, fil (=pîl), eflek (=har), it (=seg, kelb), pervâne (=kelebek), sinek (=meges, zübâb), arı (=zenbûr), karınca (=mûr, mûrçe), örümce (=ankebût), balık (=mâhî), timsah (=neheng), yılan (=mâr, su’bân, ef’î), sincab, kakum, samur, deve (=nâka, üfltür, ba’îr).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hüseyin Baykara(öl.1506)’nın ressamlarındandır. Divan şiirinde çizmiş olduğu resimlerdeki marifetiyle övülen ve sevgilinin güzelliği anlatılırken kendisinden bahsedilen bir kişidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çin, Rum, Şam, Mısır, Hindistan, Irak, Hicaz, İsfahan, Bağdad, Yemen, Babil, Tebriz, Kazvin, Azerbeycan, Türkistan, Semerkand,Buhara, Irak, Kerbela, Basra, Necef, Kudüs, Vadî-i Eymen, Mekke ve Medine, Aydın, Manisa, Karaman, Vardar, Edirne, İstanbul, Ceyhun, Dicle, Fırat, Aras, Nil nehirleri..
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Siyavuş’tur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Nuşirevan’dır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan şiirinde Kur’ân’da adı geçen Zülkarneyn ile Makedonyalı Büyük İskender birbirine karıştırılmış ve ikisi aynı şahıs imiş gibi kabul edilmiştir. Şiirde “âb-ı hayat(=ölümsüzlük suyu)”ı aramak için “zulumât(=karanlıklar ülkesi)”a gitmesi, Hızır ile olan hikâyesi, dünyayı gösteren aynası (=âyîne-i İskender), Ye’cüc ve Me’cüc adı verilen bir kavmin yayılmasını engellemek için yaptırdığı sedd(=sedd-i İskenderî)i ve dünyaya hâkim olması ile anılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Nesir (Nesr), bir edebiyat terimi olarak “nazm”ın karşıtıdır. Vezinli olmayan, düzyazı, söz anlamına gelir. Nesir yazılara “mensûr”, nesir yazarlarına da “nâsir” denir. Göktürkler döneminden hitabet üslubunun etkileyiciliği ve içeriğinin doğallığı ile Orhon Anıtları, Uygurlar döneminden çok farklı bir üslûpta kaleme alınan ve önemli bir kısmı Budizm ve Maniheizm etkisini taşıyan metinler İslamî dönem öncesi Türk edebiyatından günümüze kadar ulaşan az sayıdaki yarı edebî nesir örnekleridir. İslam dininin kabulünden sonraki ilk Türkçe nesir örnekleri ise Karahanlılar dönemine aittir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski Türk Edebiyatındaki nesir dilinin asırlar boyunca verdiği örneklerini bu açıdan iki grupta inceleyebiliriz: 1. Sade Nesir 2. Süslü Nesir. İlk nesir örnekleri sade nesirle verilmiştir. Sinan Paşa (öl. 1486)’nın Tazarrunâme’si süslü nesrin ilk örneği olarak kabul edilir. En uç örnekler olarak da Veysî (ö.1628) ve Nergisî (ö.1635)’nin eserleri gösterilir. Her iki nesir kolu da son dönemlere kadar devam etmiştir. Üslûp açısından mensur eserleri tarihî bir tasnife tabi tutmadan incelemek daha yerinde olur. İlk tarihlerimizden olan Âşık Paşazade Tarihi aslında sade nesrin örneği olmakla birlikte yine aynı türden asırlar sonra kaleme alınan İbni Kemal’in ve Hoca Sadeddin (öl.1599)’in tarihleri süslü nesre örnek verilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski Türk edebiyatının tarih içindeki sürecinin değerlendirilmesine kaynaklık edecek başlıca eserler şunlardır: Şuara tezkireleri, Şakâ’ıku’n-Numâniyye tercüme ve zeylleri, mevki ve meslekler göre bilgi veren eserler, türlü biyografik eserler, Osmanlı tarihleri, bibliyografyalar, ansiklopedik eserler, sözlükler, edebiyat tarihleri, klasik belâgat kitapları ve münşeatlar
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yeryüzündeki milletlerin edebiyatları, o milletlerin tarihsel süreç içerisinde geçirdikleri din, dil, coğrafya değişiklikleri ve bu değişikliklere bağlı olarak ilişkide bulundukları milletlerin uygarlık, kültür ve edebiyatlarının etkileri de dikkate alınarak birtakım dönemlere ayrılır. Türk tarihinde de iki önemli dönüm noktası vardır. Bunlardan biri Türklerin X. yüzyıldan başlayarak İslâm dinini kabul etmeleri, diğeri de XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığının etkisi altına girmeleridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yeryüzündeki milletlerin edebiyatları, o milletlerin tarihsel süreç içerisinde geçirdikleri din, dil, coğrafya değişiklikleri ve bu değişikliklere bağlı olarak ilişkide bulundukları milletlerin uygarlık, kültür ve edebiyatlarının etkileri de dikkate alınarak birtakım dönemlere ayrılır. Türk tarihinde de iki önemli dönüm noktası vardır. Bunlardan biri Türklerin X. yüzyıldan başlayarak İslâm dinini kabul etmeleri, diğeri de XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığının etkisi altına girmeleridir. Türk edebiyatı da Türk tarihindeki bu iki önemli dönüm noktası dikkate alınarak kimi yazarlarca “İslamiyet öncesi Türk edebiyatı”, “İslamî dönem Türk edebiyatı” ve “Batı etkisindeki Türk edebiyatı” olmak üzere üç ana döneme ayrılmıştır. Bununla birlikte Batı uygarlığının etkisine girildiğinde Türk edebiyatında meydana gelen değişiklik, İslam dairesine girildikten sonraki kadar derin ve köklü olamamış, belli bir oranda da olsa dinin etkisi bu dönem edebiyatında da varlığını korumaya devam etmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türklerin İslâmiyetle VIII. yüzyıldan itibaren temas kurduğu kabul edilir. Topluca ve yaygın bir şekilde İslâmlaşma ise X. yüzyılda görülür. İslâmî Türk edebiyatının ilk önemli eseri olan Kutadgu Bilig’in yazıldığı tarih 1069’dur. Bu eser Doğu Türkçesi ile yazılmıştır. Doğu Türk yazı dili, tarihsel süreç içerisinde biri diğerinin devamı olan üç edebî dil hâlinde varlığını sürdürmüştür: “Karahanlı” (XI. yüzyıl), “Harezm-Altınorda” (XII-XV. yüzyıllar) ve “Çağatay” (XV.-XIX. yüzyıllar). Doğu Türkçesinin bir kolu da bünyesinde birtakım Oğuzca (=Batı Türkçesi) unsurlar da barındıran Memluk Kıpçakçasıdır. Türklerin Suriye ve Mısır’da meydana getirdikleri bir edebî dil olan Memluk Kıpçakçası, XV. yüzyıldan sonra tamamen Oğuzcalaşmış ve ayrı bir edebî dil olma özelliğini yitirmiştir. Doğu Türkçesi (=Hakaniye Türkçesi) Türk edebî dillerinden biri olup diğer kolu olan Batı Türkçesine göre daha önce edebî ürünler vermiştir. “Batı Türkçesi”nin ilk dönemine “Eski Osmanlıca”, “Eski Türkiye Türkçesi” ve “Eski Anadolu Türkçesi” gibi adlar verilmiştir. Bu dönem, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Çağı ile Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan kuruluş dönemini içine alır. Bu edebî dilin ikinci dönemi ise “Osmanlı Türkçesi” olarak adlandırılmıştır. Osmanlı Türkçesi, Osmanlı Beyliği’nin gittikçe güçlenerek Anadolu’da siyasi birliği sağlamasından, özellikle de İstanbul’un alınmasından sonra bu kentin yeni bir bilim, kültür ve uygarlık merkezi hâline gelmesiyle gelişen ve Arapça ve Farsçadan alınan kelimeler ve çeşitli gramer yapılarıyla anlatım gücünü geliştirerek XX. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdüren oldukça gelişmiş bir yazı dilinin, daha doğrusu yüksek bir edebî dilin adıdır. Batı Türkçesinin bir kolu da “Doğu Osmanlıcası” da denen “Âzeri Oğuzcası”dır. Kısacası Osmanlı Türkçesi, Batı Türkçesi dairesine dahildir. “Eski Türk Edebiyatı” olarak adlandırılan dönemin kuramsal olarak Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm-Altınorda, Çağatay, Memluk-Kıpçak, Anadolu Selçuklu, Beylikler Çağı edebiyatlarını ve XIX. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı Türkçesiyle yazılmış bütün edebî ürünleri kapsaması gerektiği hâlde günümüzdeki kullanım şekliyle “Eski Türk Edebiyatı”nın Türk dili tarihi açısından durduğu yer burasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?