İstanbul seçkinlerinin ağızlarını tatlandıran şurup nedir?
Yayımlanmış cevap
İstanbul seçkinlerin ağızlarını tatlandıran reybâs özel bir şurup türüydü.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
418 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 340 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
İstanbul seçkinlerin ağızlarını tatlandıran reybâs özel bir şurup türüydü.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şıra, çeşitli meyvelerden çıkarılan sular için kullanılan bir isim olmakla birlikte, özellikle üzüm suyundan yapılan hafif ekşitilmiş içeceğe bu ad verilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kullanımı milattan önce 6 binlere uzanan boza Asya, Mezopotamya, Mısır ve Anadolu’da kurulan medeniyetlerde içile gelmiş, Balkanlara ve Avrupa’ya kadar yayılmış en yaygın içeceklerden birisidir. Kaşgarlı Mahmud, Karahanlıların akdarıdan boza elde ettiklerini ve içeceğe buxsum adını verdiklerini yazmıştır. Selçuklu Türklerinde ise bekni adıyla bilinmekteydi. Hacı Bektaş-ı Velî’nin Balkanlardaki çağdaşı Sarı Saltuk Dede’nin bozacılar esnafının pîri olması, bu içeceğin Rumeli topraklarına Osmanlılardan önce girdiğini göstermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Başta darı olmak üzere buğday, mısır, pirinç ve arpadan mayalanma yoluyla elde edilen boza yapımında Osmanlılar darıyı tercih etmişlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Seyyar bozacılar ellerinde iki güğüm boza, bellerinde birer bardaklık ve tarçın kutusu, bardak yıkamak için su ibriği taşırlardı. Çoğunlukla fener de bulundururlardı. Bozacılar müşteri cezbetmek için ürünlerini öven manzumeler söylerlerdi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İbn-i Sina 11. yüzyılda kaleme aldığı El-Kânun fi’t-Tıbb adlı kitabında uzunca anlattığı salebi zihni açıcı, sinir sistemini düzenleyici, öksürüğü söken, kabızlığı gideren, cinsel gücü arttıran, felci geçiren bir drog olarak tanıtmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Taze şıra ve dövülmüş hardal, musluklu bir fıçıya veya küpe konarak sıkıca kapatılır ve bu şekilde üç hafta serin bir yerde bekletilirdi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
En çok aranılan müselles Gelibolu müsellesiydi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ihlamur çayı; İdrar arttırıcı, terletici ve göğsü yumuşatıcı etkilerinin yanı sıra, bünyelerin soğuğa karşı direnç sağlaması veya solunum yolu hastalıklarında kullanıldığı gibi Tanzimat’tan sonra başlayan kahvaltı kültüründe bazı ailelerin bu öğünde tercih ettikleri içecek olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Adaçayı bitkisinin Türkçedeki karşılığı “diş otu”dur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kahve, çay, kakao, gazoz gibi içecekler modern içecekler arasında sayılabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Rivayete göre, Etiyopya’da Kaudi adlı bir çoban, gütmekte olduğu keçilerinin bazı geceler çok hareketli olduklarını, uyuyamadıklarını fark edince bunun sebebini anlamak için kafa yormaya başlamış, işin içinden çıkamayınca konuyu bölgenin tanınmış bilginlerinden birisine açmıştır. Bilge kişi hayvanlardaki değişikliğin, yedikleri otlarla ilgili olabileceğini belirtmiş, otlar üzerinde yapılan inceleme neticesinde keçileri bu duruma düşüren yaprakların kahveye ait olduğu tespit edilmiştir. Çobanın görüştüğü kişinin Şaziliye tarikatı şeyhi olduğunu belirten rivayete göre, kahve Şeyh Şazilî ve müritleri için vazgeçilmez bir tutku olmuş; ayıltıcı etkisinden dolayı geceleri daha çok ibadet etmek amacıyla sufiler kahveyi bolca tüketmeye başlamışlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlıların kahve içmeyi kendilerine özgü damak tadıyla sentezlemesi “Türk kahvesi” kimliğini ortaya çıkarmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlılarda çay başlangıçta çeşitli hastalıkları sağaltmak ya da bünyeleri hastalık mikroplarından korumak düşüncesiyle çok az bir kesim tarafından şifalı bitki olarak tüketilmiştir. Halk hekimliğinde kalp ve damar rahatsızlıkları, felç, sara ve ürolojik sorunlara şifa amacıyla hazırlanan macunların temel bileşenlerinden birisi çaydı. 18. yüzyılda saray mutfağındaki ürünler arasında görülen çay, şerbet yapımında içeceğin lezzetine çeşni kazandırmak amacıyla bulundurulmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlı döneminde Rize ve Artvin bölgelerinde 1870’lerden itibaren amatörce çay tarımı yapılmış, ancak göçler ve savaşlar nedeniyle üretim geliştirilememiştir. II. Abdülhamid döneminde İstanbul, Selanik ve Bursa’nın yanı sıra bazı Anadolu şehirlerinde girişilen deneme ekimlerinden sonuç alınamamıştır. Ancak bu dönemdeki resmî ve özel tecrübelerin sağladığı birikim, Cumhuriyet dönemindeki çay politikasının hareket noktası olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlılardagazozun yapılışını şöyle tarif etmiştir: Gaz makinesinin içerisine 6 gram limontuzu ile 12 gram karbonat ve yarım kıyye (640 gram) su konulup iki saat bekletildikten sonra sifon adı verilen şişe kaldırılır. Beş altı saat geçtikten sonra servis yapılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şarap taze üzümden elde edilen fermente bir içki iken rakı damıtma yoluyla yapılıp anasonla aromatize edilen yüksek alkollü bir içkidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bakır siniler, sahanlar, tabaklar, bardaklar ve diğer bakır mutfak ve sofra eşyaları ortalama Osmanlı halkının gündelik yaşamının bir parçasıydı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mutfak araç ve gereçleri açısından 19. yüzyılı karakterize edenler, mutfaklara giren yeni kullanım eşyalarıdır. Çoğu yabancı kökenli olan bu mutfak araç ve gereçleri arasında en fazla dikkat çeken “kaserol, marmid” adıyla geçen tencere ve tavalardır ki ismi Fransızca casserole ve marmite kelimelerinden gelmiştir. Bu yüzyılda imparatorluk mutfaklarında yapılmaya başlanan turta ve pastalar için seçkin mutfaklarda “vidalı fırın kalıpları” yer bulmaya başlamıştır. Yeni bir gıda maddesi olarak çikolata için de ibrik alımı yapılmıştır. Aynı şekilde Osmanlı başkentinde yeni tüketilmeye başlanan çayla ilgili olarak bir kültür oluşmuş; semaver, çay ibriği ve tepsi, bardak vs. den oluşan çay takımları mutfaklara girmiştir. Dondurma kapları, balık kâğıtları ve bol miktarda girmeye başlayan Avrupa porselenleri ile şarlot kalıbı, elmasiye, francala kalıpları ve nihayet omlet tavası 19. yüzyıla özel araç ve gereçlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fırın ve ocak aletleri arasında Alev-i maşa-Ateş küreği-Balta-Demir kürek-Izgara-Kalbur-ı kömür-Kebab ayağı-Kebab-ı şiş-Kefgir-i ateş-Kiremid kürek-Kürek-i külhan-Mangal-Nuhass kahve mangalı-Nuhass mangalSaç ayağı-Sac mangal sayılabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Saray mutfağının gıda ihtiyacının çeşit açısından büyük kısmı İstanbul piyasasından karşılanıyordu. Fakat daha az kalemden oluşmasına rağmen bazı malların neredeyse tamamına yakını taşradan tedarik ediliyordu. Gerek başkent piyasasından gerekse taşradan elde edilen bu malların “kavi” kaplara konularak taşınması ilgililerin üzerinde özellikle durdukları bir konuydu. Yoğurt, kaymak ve boza gibi İstanbul piyasasından alınan mallar için kullanılan çanak, kâse, maşrapa, tas ve desti gibi kapları hariç tutarsak satın alınan gıda maddelerinin daha hacimli kaplarda taşındığını söyleyebiliriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kuru meyveler, kilim, hasır, çul, kelter ve büyük çuvallarla (garar) taşınıyordu. Garar, aynı zamanda şeker taşıma da, çuval özellikle buğday nakliyesinde; kafes, şeker ve baharat taşımada; sepet, elma, incir ve ayva taşımada; sandık, elma ve şeker taşımada; fıçı, turşu, limonsuyu ve zeytinyağı gibi sıvı mamullerin nakliyesinde; gazavi, pirinç, nohut ve mercimek gibi Mısır zahiresi ile Batı Anadolu’dan yapılan zerdali transferinde; zembil ve küfe kar taşımakta, küfe aynı zamanda bal kavanozlarını koymada; varil, sıvı gıdaların nakliyesinde; tulum ise sadeyağ, bal ve zeytinyağı taşımada tercih edilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Taşımada kullanılan kapların hacmi konusunda belgelerde yeterli bilgi mevcut değildir. Bununla birlikte şeker taşımada kullanılan kafes ve gazavi gibi kapların istiap haddini tespit edebiliyoruz. Buna göre, bir kafes yaklaşık 3 Mısır kantarı, 2,5 İstanbul kantarı veya 110 İstanbul kıyyesi (141 kg.) şeker alıyordu. Kafeslerdeki şekerin miktarına yönelik hesaplamalarda eksik veya fazla 1-2 kıyye oynama olmaktadır. Fakat gazavilere yüklenen pirinç miktarında makas oldukça açıktır. Yapılan hesaplamalarda gazavilere 13 ile 36 kile arasında değişen pirinç konulduğu tespit edilmiştir. Bu durum pirinç gazavilerinin hacim açısından birbirinden farklı olduğunu göstermektedir. Aradaki farkın bu kadar açık olmaması gerekir. Çünkü mercimek ve nohut konulan gazavilerin, çok küçük farklarla ortalama 15 kile aldığı tespit edilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlı saraylarında bulunan mutfakların genel adıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlı halkı yemeğini genellikle yere serdiği basit bir örtü etrafında oturarak yerdi. Hali vakti yerinde olanlar ise deriden bir sofra örtüsü kullanırdı. Bununla birlikte örtünün üzerine konulan kasnağın veya ahşaptan köşeli nesnenin üstüne bir sini koyarak da yemek yiyenlere rastlanırdı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?