Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
642 sorunun metninde arama yapabilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Dağ ve tepeler, coğrafyanın yüksek noktalarını teşkil etmeleri sebebiyle yükseklik algısıyla birlikte telakki edilmiştir. Göksel yapılanmanın dışında yükseklik anlayışı dağ ve tepelerle anlamını bulmuştur. Böylece bu mekanlar gizem ve kutsal mekanlar olarak görülmüştür. Paganist inanç sistemlerinde yüksek dağlar, tanrıların mekanı olarak kabul edilmiş ve hatta buralarda tanrı ve tanrıçaların meclisleri tasavvur edilmiştir. Bu minval üzere, her bir kültür çevresi kendi bağlamında bir dağı kutsamış ve onu erişilmez olarak görmüştür. Örneğin; Yunanlıların Olimpos’u, Türklerin Ötüken’i sayılabilir. Dünya modelinde dağın, yerin ekseni olması inancı dünya dağlarının veya demir dağların varlığına inancı doğurmuştur ki, bu da genel anlamda dağ kültünün bir başka boyutudur. Bir başka yaklaşım tarzıyla dağlar kahramanların saklandığı yerdir. Köroğlu destanında kahramanlık vurgusunun cereyan ettiği mekandır. Dede Korkut kitabında kahramanlar ile dağlar arasında öyle bir ilişki kurulmaktadır ki bir anlamda dağ, insanlara çare üreten manevi merkez durumundadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Şaman” ve “kam” kelimeleri birlikte kullanılmıştır. Öbür dünya ile beşer arasında şifa vermek amacıyla bağlantı kuran bir vasıta ve dini ayinleri tertip eden kişi olarak ifade edilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Kozmik ağaç” veya “Hayat ağacı” olarak ifade edilen ağaç, dünyanın tam ortasından yükselerek kökleri yer altına kadar iner ve dalları da dünya dağının zirvesine kadar yükselirdi. Ebedi canlılığın sembolüdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dinleri ortaya çıkışı, muhtevaları gibi konular dinler tarihi disiplini tarafından ele alınmaktadır. Din fenomenolojisi dini olgular üzerinden sistematik bir biçimde inceler. Din sosyolojisinin temel konusu, dintoplum münasebetlerini karşılıklı olarak ele almaktır. Yani dinin toplumun oluşumuna, yapılanmasına, insanlar arası ilişkilerin teşekkülüne olan etkisi, aynı zamanda diğer toplumsal olguların da dinin algılanmasından başlayarak inanç, ibadet ve cemaatleşmelere kadar olan tesirlerini inceler. Din psikolojisi ise fert ile din bağlantılarını, bireyin zihin dünyasındaki din kavramlarını araştırır. Din felsefesi ise din ile ilgili ilkelere akli ve tecrübi bilgilerden faydalanarak dinleri tahlil etmekle meşguldürler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Masalların kahramanları olağanüstü yaratıklardır. Abartı unsurlarının bol olduğu ifade biçimleridir. İçeriği büyük oranda hayali unsurlarla doludur. Başarıya giden yolda motivasyon unsuru olarak tercih edilmiştir. Masallar konu itibariyle geniş coğrafyalara hitap edebilir. Dolayısıyla belli bir kültür çevresiyle sınırlı kalmadan milletlerin ortak malı haline geldiği olmuştur. İnsanların yararına olan motif hemen her çevrede ortak olarak kullanılmıştır. Masalların ihtiva ettiği konu dağarcığı geneli kapsayacak unsurlar ihtiva etmektedir. Bu yüzden aile ortamlarından daha geniş platformlara kadar bütün mahallede dillendirilebilir. Bu yönüyle sözlü boyutu daha güçlüdür. Masalların muhtevasında zaman ve mekan kavramına pek dikkat edilmemiştir. Zaman sınırlaması olmaksızın herhangi bir tarihte vuku bulması veya mekanın sınırları çok önem arz etmemektedir. Öyle ki masallarda masalın meydana geldiği zaman ve mekan çok önemsenmemiştir Konu bakımından masallar daha çok din dışı konuları içermektedir. Din dışı unsurların içinde abartı unsurlarının da katılmasıyla daha heyecan verici ve macera barındıran unsurlarla donatılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yapay destanlar ise yazarı belli olan daha çok günümüze yakın tarihlerde kaleme alınmış ve olağanüstü durumlara yer verilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anadolu’da yaygın olan “Alazlama” adeti de, hastalıkların ateşle temizlenmesi amacını güden Kırgızlardaki “Alazlama”nın bir uzantısı olarak görülmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Destan, Farsça bir kelime olup milletlerin benliğinde derin tesirler bırakan savaş, göç gibi toplumsal; yangın, salgın hastalık, sel, deprem gibi doğal olayların etkisiyle söylenmiş hayali unsurlarla süslenmiş uzun manzum eserlerdir. Destan derin geçmişe sahip devletlere ait hikayelerdir. Çünkü savaş yaşamayan, doğal afetlerle karşılaşmayan milletlerde destan unsuru bulunmaz. Destanlar bir kavmin yada ulusun yurt edinme ve kimlik kazanma mücadelesini ihtiva eder. Destan veya masallarda olağanüstü kahramanlar ve hayvanlar görev üstlenmiştir. Destanda beşeri ve hayvani unsurlar esastır. Destanlar sözlü edebiyata kaynaklık etmiştir. Destan daha çok milletleri ilgilendiren boyutlara sahiptir. Destanlarda konu bütünlüğünün zaman zaman kaçtığı ve ilgisiz bağlantılar kurulduğu olmuştur. Destanlar toplumların ortak düşünce ve yaşayışlarının dışa yansımasıdır. Yani aynı şeylere ağlayan ve aynı şeylere gülebilecek insanların birlikteliğidir. Olağanüstü özellik ve motiflerden oluşmaktadır. Her ne kadar belli bir millete hitap etmekle birlikte olağanüstü motiflerle zenginleştirilerek ulaşılamaz kılınmıştır. Destan kahramanlarının bazen yarı tanrısal özellikler sergilediği de olmuştur. Destanlar doğal ve yapay destanlar olarak ikiye ayrılırlar. 1. Doğal destanlar yazarı belli olmayan eski çağlarda yaşanmış olayları konu alan sözlü destan türüdür. Türk edebiyatında doğal destanlar İslamiyet öncesi ve İslami dönem olmak üzere ikiye ayrılır. 2. Yapay destanlar ise yazarı belli olan daha çok günümüze yakın tarihlerde kaleme alınmış ve olağanüstü durumlara yer vermiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Din ile ilgili bir çok tanımlama yapılmıştır. Bu tanımlamalara göre din, insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan, yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusudur. Doğa üstü güçlere, kutsal kabul edilen varlıklara, ahlaki öğretilere sahip değerlere ve tanrıya inanmayı sistemleştiren ibadetler bütünüdür. Din, doğaüstü niteliklere haizdir. Değişmezlerin olduğu ve gönülden bağlanmayı gerektiren teslimiyettir. Çoğu zaman din kelimesi ile inanç kelimesi aynı amaçla kullanıldığı olmuştur. Arapça kökenli olan din kelimesi “yol, hüküm, benimsemek, kabul etmek, ikrar etmek” anlamlarına gelmektedir. Batı dillerinde din kelimesini karşılığı olarak “religio” tercih edilmiştir ki “ibadet” anlamını taşımaktadır. Din, bütün anlamıyla kutsalın ifadesi; fert ve sosyal teşekkülün kurumsal birlikteliğidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Şaman” ve “kam” kelimeleri birlikte kullanılmıştır. Öbür dünya ile beşer arasında şifa vermek amacıyla bağlantı kuran bir vasıta ve dini ayinleri tertip eden kişi olarak ifade edilmiştir. Rivayete gore, Tanrı Ülgen ilk şamana “Senin adın bundan böyle Kam olacak” diyerek adını vermiştir. Türk, Altay ve Moğol halk kültüründe büyücü din adamı olarak adlandırılır. Daha çok sosyal topluluklarla doğaüstü güçler arasında iletişime geçebilen din adamıdır. Dualarıyla hastaları iyileştirebilir ve törenlerle kötü ruhları kovabilir. Aynı zamanda büyücü ve hekimdir. Değişik ritüelleri yerine getirir. Kam kendi özel yöntemiyle ulaştığı vecd hali, yani kendinden geçme halinde, ruhunun göklere yükselmek, yeraltına inmek ve oralarda dolaşmak gibi yetenekleri bulunduğu kabul edilir. Coşkuya ulaşabilmek için müzik ve ritim büyük öneme sahiptir. Dans ederek kendinden geçer. Maddi dünya ile olan bağlar zihnen kopar. Bütün kamların çok derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır. Şaman, gerektiğinde yardımcı ruhları dünyanın her yanına dağılmış olsalar bile olsalar çağırabilir. Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar. Kamın davul ve def çalarak coşkuya kapılması ve kendinden geçmesi sonucu farklı alemlere yolculuklar yaptığına inanılır. Kamların iki türü olduğu kabul edilmiştir. 1-Akkam (Aktoyun): İyi ruhlarla iletişim halindeki şamandır.2- Karakam (Karatoyun) Kötü ruhlarla irtibat halindeki şamandır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kutsal kelimesi, ‘kut’ kelimesine “-sel-sal” eklenerek oluşturulmuş bir kelimedir. “Kut” ise eski Türkçede fırsat, hayır, bereket anlamındadır. Kutsal kelimesi Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı Türkçe Sözlük’te “tapınılacak, yolunda can verilecek mukaddes vaya karşı çıkılmaması gereken, Tanrıya adanmış olan, Tanrısal içerikli olan” şeklinde tarif edilmektedir. Bu tanım bir anlamda Arapçadaki “mukaddes”kelimesiyle örtüşmektedir. Güçlü dini saygı uyandıran veya uyandırması beklenen kutsi ve mukaddes olan, dokunulmaması gereken, üstünde ısrarla titrenilmesi gereken değerlerdir. Felsefi anlamda tanrıya adanmış veya tanrısal olandır. İnsanlığın manevi bağlamda değer verdiği, koruduğu; dini görüş ve inançlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kavram; bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımıdır. Felsefi manada kavram, nesnelerin veya olayların ortak noktalarını kapsayan ve bir ortak isim altında toplayan genel tasarımdır. Fikir ve olayları sınıflandırmaya yarayan kelime veya kelime öbekleridir. Kavramlar ağaç, dergi, kitap, makas gibi çok somut olabilir ya da özgürlük, önyargı gibi çok soyut olabilirler. Kavramlar herkes için aynı manayı taşımayabilirler. Yaşayanların algı ve sosyal durumlarına göre değişkenlik arz edebilirler. Kavramlar, düşünce sürecimizin çok önemli bir parçasıdır. Çünkü onlar uğraşmak durumunda olduğumuz bir olay ve fikirden anlam çıkarmamıza yardımcı olur. Çevremizi oluşturan etmenleri kolaylıkla anlayabilmemizi sağlar. Kavramlar sosyal bilgiler için çok önemlidir. Sosyal bilgiler insanı ve sürdürdüğü yaşamı tüm boyutlarıyla anlamak için vardır. İşte kavramlar da insanı ve yaşamı anlamayı kolaylaştırır. Çünkü kavramlar yaşamın kategorileridir. Canlıların ortak özelliklerine göre sınıflanmış¸ halini bitki, hayvan ve insan kavramları olarak anlamak ve öğrenmek mümkündür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Din sadece inanç ve ibadet boyutuyla sınırlı bir olgu değildir. Özellikle hukuki, ahlaki ve sosyal kuralları düzenleyen yönü vardır. İşte bu boyutlardan hareket eden bazı sosyologlar dini, toplumları bir araya toplayan en kaynaştırıcı unsur olarak ifade etmişlerdir. İbadetin birlikte gerçekleştirildiği toplumlarda bu sosyal boyut daha belirgin bir hal alır. Böylece din, hem dünyadaki düzenli oluşuma katkı sağlamasıyla hem de kişiyi uhrevi boyuta hazırlamasıyla iki taraflı görevini tamamlamış olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Paganist inanç sistemlerinde yüksek dağlar, tanrıların mekanı olarak kabul edilmiş ve hatta buralarda tanrı ve tanrıçaların meclisleri tasavvur edilmiştir. Bu minval üzere, her bir kültür çevresi kendi bağlamında bir dağı kutsamış ve onu erişilmez olarak görmüştür. Örneğin; Yunanlıların Olimpos’u, Türklerin Ötüken’i sayılabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kült kelimesi Fransızca “culte” kelimesinden Türkçeye geçmiştir. Kelimenin aslı Latincedeki “cultus” yani tapınma anlamına gelmektedir. Kült kelimesi, tapma, tapınım, din, dini merasim ibadet, ayin gibi anlamlarda kullanılmıştır. Kült, belli ilahlara karşı sesli veya sessiz; hareketli veya hareketsiz; dua veya niyaz şeklinde olabileceği kabul edilir. Türk kültüründe kültler, doğrudan tanrılarda bağlantılı unsur olmamış ve tanrı ile irtibatı sağlayan vasıtalar olarak algılanmıştır ki bunun bariz örneği ağaç kültünde karşımıza çıkmaktadır. Kült din anlamında kullanılmasına karşın sosyolojik bağlamda toplumun genel inanç ve ibadetlerinin dışındaki uygulamaları olarak ifade edilebilir. Yani her ne kadar kült, genellikle din anlamında ele alınsa veya belirtildiği gibi dini bir grup olarak tanımlansa da, dini öğeler içermek zorunda değil folklorik unsurlar ihtiva edebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Başta Hindistan ve İran olmak üzere birçok milletin kültüründe ateş kültü ile ilgili unsurlar bulunmaktadır. Zerdüştlik ve Mazdeizm gibi dinlerdeki dini muhteva ve Orta Asya ikliminin zorlamalarına bağlı olarak ateşle ilgili kültler doğmuştur. Hindistan’da Agni, ateş ilahıdır. Agni, Ateşle ilgili tüm faaliyetlerin merkezinde bulunmaktadır. Hind kültüründe Agni, ocak ateşi ile ilgili bir kutsallık arz ederken, büyüye karşı da koruyucu bir özelliği dikkati çekmiştir. Ateşin, tedavi edici gücüne daima inanılmıştır. Düğünlerde ateş yakılmakta ve en önemlisi de cenazeler yakılmaktadır. Eski İran'da da ateş kültü önem arz eder. İran Mecusiliği ateş kültünün üstünde yükseliyordu. Eski İran'da ateşgede olarak adlandırılan tapınaklar vardı. Burada ateş söndürülmeden sürekli yanmaktaydı. Ateş, İran dini inancında çok önemli bir yeri olan Ahuramazda’nın nuru olarak kabul edilmiştir. Zerdüşt’ün dini prensiplerindeki Ahiret inancında kötüler ateşle cezalandırılacaklardır. Sasaniler döneminde de ateş İran milli birliğinin sembolü olarak düşünülmüştür. Eski Yunan ve Roma'da kutsal ateş fikri ve kültü vardı. Yunanda, Hestin kutsal ateşin korunduğu yerdi. Roma’da ise Vestiya aynı görevi yerine getiriyordu. Bu mabette hizmeti, kutsal bakireler yürütmekteydi. Eski Yunan ve Roma’da her evde kutsal bir ocak bulunmaktaydı, bu ocakta sürekli ateşler yakılıyordu. Bu ocağın o toplumun güvenliğini sağladığına, askeri koruduğuna inanılıyordu. Bu inançlar, Anadolu'da da görülmektedir. Frigya kalıntısı olan heykellerin ellerinde aydınlık tanrıçası olarak meşaleler bulunmaktadır. Eski Yunanda, olimpiyat ateşi ve onunla yakılan meşale kutsal bir anlam taşıyordu. Eski Mısır’da ve Babil’de de Ateş kültü vardı. Bu medeniyetlerde de ateş iki önemli özellik arz ediyordu: Cezalandırma ve temizleyicilik. Bunun için işkence genelde ateşle yapılıyordu. Hz. İbrahim’in, kavmi tarafından ateşe atıldığını ve ateşle cezalandırılmak istendiğini Kur'an-ı Kerim’den öğreniyoruz. Orta Asya Türk boylarından Yakutlar, Başkırtlar, Kırgızlar bu konuda önemli bir yer tutmaktadırlar. Tanrı Ülgen’in yeryüzüne gönderdiği elçisine ateş yakmayı ve ateşte eti pişirmeyi öğrettiği anlatılmaktadır. Ateşle yakın ilişkisi olan ocak, Türk efsanelerinde Altay ve Yakutlarda saygı unsuru olmuştur. Ateşin su ile söndürülmemesi, tükürülmemesi gibi kurallar Altay boylarında önem arz etmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli menkıbesinde Ahmed Yesevi’nin halifelerini geniş bir avluda toplaması esnasında ulu ateş yakılarak halifeler burada oturmuşlar ve bu esnada Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gönderilişi aktarılmaktadır. Aynı menkıbedeki bir diğer olay Hırka Dağı’nda geçmektedir. Hacı Bektaş müritleriyle Hırka Dağı’na çıkar ve çalı-çırpı toplanarak büyük bir ateş yakılır. Hacı Bektaş-ı Veli bu ateşin etrafında sema’a başlar, müritleri ona iştirak eder ve kırk defa döndükten sonra sema tamamlanır. Sonra Hacı Bektaş hırkasını çıkararak ateşe bırakır, yanan hırkanın külleri tepeye savrulur. Küllerin düştüğü yerlerden meşe ağaçlarının yetiştiğine inanılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kelime olarak mit, Yunancadaki “Mythos” kelimesinden gelmektedir. Mythos, söylenen veya duyulan söz, masal, öykü, efsane anlamlarını taşımaktadır. Mythos, tarihi değeri olmayan söylenti, uydurma, boş ve gülünç masal olarak tanımlanır. Diğer taraftan “epos”; ölçülü ve dengeli söz olup tanrının insana armağandır. “Logos” gerçeğin insan gözüyle görülmesi, doğruların keşfi, bilme giden yol olarak ifade edilmektedir. Bu durumda mit söylenen söz; logos ise bilimin keşfi olarak alınanca birbirinden farklı iki teşekkülün birlikteliği söz konusudur. Bu birliktelik mitin baskın olduğu mecrada devam edip gitmiştir. Öte yandan antik dönemin matematik ve doğa bilimcileri mitin sınırlarının tamamen dışında logosun hakim olduğu prensiplere bağlı kalarak eserler vermişlerdir. Bilindiği gibi mitoloji sözlü kültürün en önemli unsurlarından biridir. Dolayısıyla mitoloji söylenen sözün kişiden kişiye, nesilden nesile aktarılmasıyla neşet ettiği kadar başkalaşıma da uğramıştır. Böylece kelimelerden başlayarak temaya kadar her şey değişmiş ve başka değişik versiyonlara dönüşmüştür. Mit, daha çok doğa ve doğaüstü varlıkların yaradılışını konu alır. Yani, bir anlamda mit, yaradılışın öyküsüdür. Yaradılış ve doğa içindeki mücadele ve insanlığın kazandığı deneyimler olarak görülmektedir. Mitlerde genelde doğaüstü varlıklar veya tanrılar görevlendirilmektedir. Bu mitler sayesinde insanın içinde bulunduğu ve onu sınırlayan tabiat ve âlemin anlamlandırılmasıyla insanların şüpheleri geçici de olsa manasını bulmuş oluyordu. Böylece şüpheler giderilmiş ve insanı meşgul eden harici unsurlar etkisiz hale getirilmiş oluyordu. Mitler büyük oranda aktarma işlemiyle ortaya çıkmıştır. Aktarım eyleminin öznesinde insan olduğundan her defasında kendi süjesinden birikintiler dahil etmiştir. Her aktarımla beraber yeniliklerle kendi içinde hayat bulmuştur. Aktarma işinde abartılar, eklemeler, çıkarmalar yapılmak suretiyle değişikliklere imkan sağlanmış oluyordu. Mitleri besleyen önemli kaynaklardan biri abartı unsuru olmuştur. Bu sayede mitler daha çekici ve cazibe kaynağı haline gelmiştir. Mitler konu bakımından âlemin yaradılışı, insanların yaradılışı, hayvanlar ve bitkilerin geçmişini sorgulamaktadır. Sorgulama, mitoloji ve kozmogoni bağlamında ele alınmaktadır. Genel ifadesi ile kozmogoni, Evren + doğum demektir. Anlam açısından ele aldığımız zaman, daha çok bilimsel olmayan ve mitsel bilgilerle karşılaşırız. Bu ifade, çoğunlukla efsanelerin gizemi içinde örtülü kalmış ve “yaratılış” efsaneleri ya da olayları ile tarif edilmiştir. Bu tanımla, doğrudan meseleyi ifade eder tarzda olmasa bile, beşeri ve nesnel dünyayı yorumlayarak, nedensellik işlevlerine yanıt verilmiştir. Örneğin Bu durum, Altay yaratılış efsanesindeki Tanrı (Ülgen) ile İnsanoğlu (Erlik)nu tasvir eden düalist prensip ile değer bulur. Altay yaratılış efsanesi diğer Türk yaratılış efsanelerinden biraz ayrılarak, evrenin yaratılışında sadece iki varlık üzerinde yoğunlaşmıştır. Her ne kadar bu varlıklar tanrısal sıfatlara sahip olsalar bile, birinin iyiliği (Ülgen) diğerinin kötülüğü (Erlik) temsil etmesiyle birlikte; daha çok beşeri manadaki iki zıt etik prensibin birlikte telakki edilmesine işaret eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
S. Veyis Örnek, efsane teriminin batı dillerindeki “myth” kelimesiyle eş anlamlı olarak algılamakta ve şöyle tanımlamaktadır: “Tanrıların, insanların, kahramanların yaratılması; evrenin yaratılışı, tufanlar gibi meseleleri konu edinmektedir. Hayvanların yaratılması ve avcılığın toplumların bir parçası halini alışı, ayrıca toplumsal kurumların ortaya çıkışı gibi konuları doğrudan veya dolaylı biçimde manzum olarak aktarılan ve zamanla kutsallaşan bilgilere denilmektedir.”
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Geçmişi Hunlar zamanına kadar geri götürülmektedir. Coğrafya olarak da Kuzey ve Orta Asya kavimlerinde izlerine rastlanmıştır. Öz itibariyle atalara saygının yerine getirilmesine dayanır ve yılda en az bir kere tören düzenlenerek ataların ruhları için kurban kesildiği kabul edilir. Eski devirlerden başlayarak günümüze kadar intikal eden atalar kültü, büyük oranda ataerkil aile yapısıyla etkisini sürdürmüştür. Hatta atalar kültünün en önemli ayrıntısı olarak ölüler eşyalarıyla birlikte defnedilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Din, bütün anlamıyla kutsalın ifadesi; fert ve sosyal teşekkülün kurumsal birlikteliğidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Efsane kelimesi, Farsça “fesâne” ve çoğulu “efsane” şeklinde geçmiştir. Arapçadaki “usture” kelimesinin çoğulu “esatir” olarak kullanılmıştır. S. Veyis Örnek, efsane teriminin batı dillerindeki “myth” kelimesiyle eş anlamlı olarak algılamakta ve şöyle tanımlamaktadır: “Tanrıların, insanların, kahramanların yaratılması; evrenin yaratılışı, tufanlar gibi meseleleri konu edinmektedir. Hayvanların yaratılması ve avcılığın toplumların bir parçası halini alışı, ayrıca toplumsal kurumların ortaya çıkışı gibi konuları doğrudan veya dolaylı biçimde manzum olarak aktarılan ve zamanla kutsallaşan bilgilere denilmektedir.” Efsanelerin insanlığı doğrudan ilgilendiren kısmı onun ihtiva ettiği motiflerdir. Efsanenin içindeki motif veya en küçük ayrıntılar insanlığın selameti için mesajlar ihtiva etmektedir. Efsaneler kutsal olduğu kadar seküler unsurları da ihtiva etmektedir. Seküler oluşuyla beraber sanki gerçek ifadelermiş gibi aktarılır. Tanrı ve yarı tanrıların yanı sıra, beşeri kahramanların da görev aldığı görülmüştür. Efsanenin seküler oluşunun tabii sonucu olarak, mekanı da içinde bulunduğumuz coğrafyadan seçilmiş bulunuyordu. Efsanelerin mitolojilere göre daha gerçekçi olabilecekleri kabul edilir. Mitlerdeki fantastik unsurların miktarı efsanelerde mevcut değildir. Efsaneler büyük oranda cemiyeti konu edinmiştir. Dolayısıyla sosyolojik boyutları daha ağırlıklıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Taş ve kaya meselesi tabiatın bir parçasıdır. Dolayısıyla insanların ilgisini çekmiş ve taşın türü, büyüklüğü gibi unsurlar cazibe merkezi haline gelmiştir. Taşın şekli, büyüklüğü taş üzerinde farklı kültlerin doğmasına vesile olmuştur. Örneğin Taşın şeklinin bir hayvana benzetilmesi sonucu, benzetilen isimle anılmış veya taşın büyüklüğünün etkileyiciliği onu erişilmez mertebesine yükselttiği olmuştur. Ayrıca taşın yapısından kaynaklanan sert ve kalıcılığı sonsuzluk sembolü olarak algılamıştır. Türklerin yaradılış efsanelerinin içinde taşla ilgili ayrıntı dikkat çekmektedir. Yaratılış efsanesinde her taraf sularla kaplı iken insanın kaya üzerinden yükselerek hayata tutunması konu edilmektedir. Yine Türklerde gökten inen nur sütunu taşlaşarak yeşim taşı meydana getirmiş ve onun daha sonra Kutlu dağa dönüştüğü kabul edilir. Kutlu dağa saygı gösterildiği sürece de devletin baki kalacağına inanılmıştır. Taşla ilgili en çok karşılaşılan “Yada taşı”(Yağmur taşı) meselesi olmalıdır. Yada taşı, yağmur yağdırmak, kar yağdırmak, yangın söndürmek ve rüzgar estirmek amacıyla gerçekleştirilen bir tür kamlık olarak ifade edilmiştir. Bu taşa, aynı zamanda, Yağmur boncuğu da dendiği olmuştur. Aynı taşın insanları şimşek ve yıldırımlara karşı kuruduğuna inanılmıştır. Yine Türk kültüründe bazı taşların şifa bulmak amacıyla yararlanıldığı bilinir. Bazı taşların bazı hastalıkları iyileştirdiği kabul edilmiştir. Örneğin sırt rahatsızlıklarında “Yılancık taşı” denilen taştan şifa bulunulacağına inanılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Totem” ve “ongun” kelimelerinden birinin diğerinin yerine kullanıldığı görülmüştür. Geçmiş toplumlarda kutsallık atfedilen ve insanların onlardan türediği kabul edilen hayvan, ağaç, rüzgar gibi tabiat unsurlarına dayandırılan kutsiyet unsurlarına totem veya ongun adı verilmiştir. Totem bazı ilkel klan ve kabilelerden, onların atası sayılan hayvan, bitki ve nadiren de yağmur-su gibi tabiat güçlerine verilen isimdir. Totemizm klan dini olduğu için klanlar totemlerinin adıyla çağrılmışlardır. E. Drukheim'e göre ise ilkel bir dindir. Hatta araştırmacıların büyük kısmı totemizm her ırkın yaşam evreleri arasında yer aldığını kabul etmektedir. Totemizm, dünyanın birçok ülkesinde Kuzey Amerika ve Avustralya’da da görülür. Onların inançlarına göre totem olan hayvana ne zarar verebilir, nede öldürebilir. Totem de insanın koruyucusu; zor durumlarda halkının yol göstericisidir. Avustralya’da totem olan, hayvan için yıllık törenler yapılır. Totem olan hayvanın etini yemek yasaktır. Hatta halkı onu korumakla mükelleftir. Buna uymayanların cezalandırılacağına inanılır. Birçok yerde klan fertlerinin, totemlerine benzemek için totemlerinin resmini vücutlarına nakşederek merasimlerde totemin derisini giydikleri de görülmüştür. Konuya diğer bir açıdan bakılırsa totemin tabu olduğu görülür. Totem olan hayvanı öldürmek yasak olduğu gibi, totem olan ağacın gövdesinde oturmak, hatta odununu kırmak da yasaktır. Hatta totemi oluşturan hayvanların hareketlerini taklit ederek törenlerin gerçekleştirildiği bilinir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hayat suyu, bütün mitlerde kozmogonik bir motif olarak yer almıştır. Tüm tohumların taşıyıcısı olan bu su, her derde devadır, iyileştirir, gençleştirir, hayatı sonsuz kılar. Eski Türk inançlarında, yer gibi su da ıdık, yani kutsaldır. Bu kavramın içine bütün ırmaklar, göller, coşkun akan bütün sular ve pınarlar da dahil edilmektedir. Türkler suyu, kuvvet ve bereket kaynağı olarak kabul etmişlerdir. Bereket özelliği ile hayat kaynakları içinde yer aldığına inanılan su, çok sık söylenmese de toprak gibi ana(temel) olarak kabul edilmektedir. Yağmur şeklinde gökten nazil olması sebebiyle kutsallık ifade etmektedir. Kutsal yer-su ruhları, Göktürklerin kaderini tayin etmektedir. Tonyukuk yazıtlarında, vatanın korunmasında rol alan yer-su ruhlarının önemi açıkça ifade edilmiştir. Dünyanın yaratılışı ile ilgili mitlerin çoğunda, dünyanın başlangıçta bir okyanustan ibaret olduğuna inanılmaktadır. Sümer mitolojisinden Yunan mitolojisine kadar oldukça geniş repertuarda hep suya atıf bulunmaktadır. Su kültüyle ilgili önemli ayrıntılardan biri pınarlardır. İyileştirici özelliklere sahip olduğu kabul edilen belli pınarlar bazı hastalıklara iyi geldiği kabul edilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyoloji teorisyenlerden Emile Durkheim’e göre “Din, sosyal bir olgudur.”
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 140 çoktan seçmeli, 0 görselli ve 502 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.