Yoksulluğun türleri nelerdir?
Yayımlanmış cevap
Mutlak yoksulluk ve göreli yoksulluk
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
382 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Mutlak yoksulluk ve göreli yoksulluk
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mutlak yoksulluk herhangi bir bireyin varlığını sürdürebilmesi için en temel gereksinimleri olan beslenme, barınma ve giyim ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli gelir düzeyine sahip olmaması demektir. Bu kişilerin miktarı genellikle belirli bir minimum gelir düzeyinin altında yaşayan insanların sayısı ile hesap edilmektedir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1. Hastalar 2. Engelliler 3. Kadınlar 4. Göçmenler 5. Dul ve yetimler
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2014 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerine göre, Türkiye’de yoksulluk oranı %15’dir. Kırsal yerlerde yaşayanların yoksulluk riski kentsel yerlerde yaşayanlardan fazladır. Hanede yaşayan kişilerin sayısı arttıkça yoksulluk riski artmaktadır. Kişilerin çalışma durumlarına göre yoksulluk riski de değişmektedir. Eğitim durumu yükseldikçe yoksul olma riski azalmaktadır. Okur-yazar olmayanların yüzde 27,7’si, üniversite mezunlarının ise yüzde 1,3’ü yoksul olarak belirlenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kadın yoksulluğu denildiğinde; Tek ebeveynli ailelerdeki kadınlardan, Kırsal alanda yaşayan kadınlardan, Kadın mültecilerden ve sığınmacılardan, Etnik kökenli azınlık kadınlardan ve Engelli ve yaşlı kadınlardan söz etmek gerekmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Cinsiyet ayırımcılığı, genel anlamda bireylerin cinsiyetlerinden dolayı insan haklarından tümüyle yararlanmasını engelleyen sosyal açıdan yapılandırılmış cinsiyet rolleri ve normlarına dayalı olarak herhangi bir ayırıma, dışlanma ya da kısıtlamaya maruz kalmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uzun çalışma saatleri çocukların gelişimine zarar verdiği gibi, fiziksel, duygusal, cinsel istismar riskinin artması, eğitim hayatının aksaması gibi birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Çocukların çalışması şu anki yoksulluğun bir sonucu olduğu gibi gelecekteki yoksulluğun da nedenini oluşturmaktadır. Uzun dönemde ortaya çıkan asıl maliyet çocuklar tarafından ödenmiş olmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Göç, parçalanmış aileler, eğitim düzeyi düşük anneler, önyargılar, geleneksel aile yapısı nedeniyle kızların okutulmaması çocukların eğitiminin önünde engel olarak bulunmaktadır. Genellikle eğitimsiz yoksul kesim kız çocuklarını okutmamaktan yana taraf olabilmektedir. Okuyamayan kızlar yoksul çocuklar yetiştirmeye devam ederek yoksulluk döngüsü devam etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şiddet söz konusu olduğunda toplumsal şiddet, aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, eşler arası şiddet, çocuğa yönelik şiddet, yaşlıya yönelik şiddetten söz edebiliriz. Bireylerin maruz kaldığı şiddet; fiziksel şiddet, duygusal şiddet, ve cinsel şiddet olmak üzere 3 ana başlık altında incelenmektedir. Ayrıca şiddetin uygulandığı kişiye göre şiddet türleri farklılık göstermektedir. Ekonomik şiddet, hak istismarı, terk etme ve ihmal de şiddet türleri arasındadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kadına yönelik aile içi şiddet, kadınların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını olumsuz etkilemekte, özgürlüklerini kısıtlamakta ve toplumsal yaşamda yer almalarını engelleyerek kadınları güçsüzleştiren, yaygın bir toplumsal sorun olarak yaşanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kadına yönelik şiddet türleri farklı şekillerde dikkati çekmektedir: Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet ve ekonomik şiddet olarak ele alınmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocuk ihmali, çocuğa bakmakla yükümlü kimsenin çocuğun gelişimi için gerekli ihtiyaçları karşılamaması veya bu ihtiyaçları dikkate almaması ve çocuğa karşı en temel sorumlulukların yerine getirmemesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İhmal çeşitleri; fiziksel ihmal, duygusal ihmal, eğitim ihmali ve tıbbi ihmal olarak ele alınmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocuğun fiziksel istismarı, “bir çocuğa karşı kasıtlı olarak kullanılan fiziksel güç sonucunda, çocuğun beden ve ruh sağlığı, yaşamı, biyopsikososyal gelişimi veya onuru açısından zararlı durumların ortaya çıkması veya çıkabilecek olması” olarak tanımlanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kardeşe yönelik duygusal istismar türüdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yaşlı istismarı ve ihmali 6 şekilde ortaya çıkmaktadır. Fiziksel istismar, duygusal/psikolojik istismar, cinsel istismar, ekonomik ve hak istismarı, terk edilme ve ihmal.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Zihinsel ve fiziksel engelliler, Suç işleyenler, Hasta ve bakıma muhtaç yaşlılar, İstismar edilen çocuklar, Uyuşturucu madde bağımlıları, İntihara eğilimli insanlar, Yalnız ebeveynler, Problemli aileler, Marjinal ve asosyal insanlar, ve Diğer sosyal uyumsuzluk içindeki insanlar olarak nitelendirmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fizyolojik İhtiyaçlar: Açlık, susuzluk, oksijen, uyku ve buna benzer temel yaşamsal ihtiyaçlar. Güvenlik İhtiyacı: Dış faktörlerden kaynaklı tehlikelerden korunma,emniyette, güvende hissetme. Sosyal İhtiyaçlar: Aidiyet, sevgi, kabul görme, sosyal yaşam gibi ihtiyaçlar. Değer Verilme/Saygınlık İhtiyacı: Statü, başarı, itibar, tanınma ihtiyacı. Kendini Gerçekleştirme: Gelişim, bir işi başarıyla tamamlama, yaratıcılık, potansiyellerini ortaya koyabilme.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eşlerin birbirlerini destekleme rolünün kendilerini yormayacak biçimde abartmadan orta düzeyde yaşamaları gerekir. Çünkü eşlerin birbirlerini destekleyici rollerini abartılı bir boyuta taşımaları aile içi uyumu tehdit eder ve bireysel gelişimi engeller. Örneğin eşlerden biri sürekli bir biçimde kendi gereksinimlerini görmezden gelerek ya da ikinci planda bırakarak, enerjisini eşinin gereksinimlerini karşılamaya harcarsa veya evle ilgili tüm sorumlulukları üstlenip onun yükünü azaltmaya çalışırsa bir süre sonra, tükenmişlik sendromu ya da depresyon yaşayabilir (Nichols ve Schwartz, 2004).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aile içinde uyumu olumsuz etkileyen bir diğer etken eşlerin kendi aralarında sağlıklı bağlar oluşturamamalarıdır. Örneğin eşler birbirleri ile iç içe geçmiş bir ilişki biçimini ortaya çıkaran bağlarla bağlandığında, kendilerini ayrı iki kişilik gibi tanımlamak yerine bir çift olarak tanımlarlar. Kendilerine özel arkadaşlar edinmezler, kendi başlarına yapabilecekleri ayrı etkinlikler içinde olmazlar. Bunun aksine, eşler birbirleri ile katı kurallarla belirlenmiş bağlarla bağlandığında da aynı evde iki yabancı gibi yaşarlar. Böyle bir bağlanmada eşler bir diğerinin önceliklerini dikkate almaksızın kendi belirledikleri öncelikler ışığında ayrı etkinlikler planlar, ayrı ayrı seyahat eder ya da her ikisi de evliliklerinden daha öncelikli olduğunu düşündükleri kaygılarının peşinde koşarlar (Nichols ve Schwartz, 2004).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aile içi ve aile dışı sınırların oluşturulmamış olması da ailede uyumu risk altına sokar. Örneğin, eşlerin kendi yetiştikleri aile bireyleri ile aralarındaki ilişkiye belirli sınırlar koymaları gerekir. Böylece aileler, kendi evlatlarının kurmuş oldukları yeni aile kurumunu daha iyi bir biçimde kabul ederler; onların kendi aile yaşantılarında yaptıkları tercihlere saygı duyar ve aile içi sorunlarının çözümüne müdahil olmazlar. Oysa bu sınırlar belirgin bir biçimde konulmadığında, eşler arasında uyum olsa da ailelerin müdahalesinden kaynaklanan boşanmaya varan uyumsuzluklar baş gösterir (Demirkan ve diğerleri, 2009).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aile içinde ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki biçimini belirleyecek hiyerarşik yapı çok katı sınırlarla belirlendiğinde, böyle kopuk aile ilişkileri çocuğun belki özerklik duygusunun gelişimine katkı sağlasa da, çocuk aileye aidiyet duygusunu geliştirmede ve sağlıklı bağlanmada sorunlar yaşar. Aile içinde ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki biçimini belirleyecek hiyerarşik yapı iç içe geçmiş aile yapılarında olduğu gibi zayıf ve etkisiz ise, o zaman da çocuklar anne ve babalarından yeterli ve sağlıklı rehberlik hizmeti alamamış olacağından kendilerini tehlikelere karşı daha savunmasız bulabilirler. Bu aile yapılarındaki bireylerin özerklik ve bağımsızlıklarının gelişimi risk altındadır. Bu aile yapılarında sevecen ve ilgili olan anne ve babalar çocukları için pek çok fedakârlığı yapmaya gönüllüdürler ve çocuklarıyla ilgilenmek için gerçekten zaman ayırırlar. Fakat ebeveynlerin bu yaklaşım biçimi çocuklarını kendilerine bağımlı hale getirir ve çocuklar kendi başlarına iş yapma konusunda güvensiz olurlar. Kişilerarası sınırlarla korunmayan aile yapıları bireylerinin kişilerarası ilişki becerilerinin gelişimini engeller (Nazlı, 2003).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aile içi uyumu etkileyen bir diğer önemli durum ailenin çocuk sahibi olmasıdır. Eşler çocuk sahibi olmadan önce uyumlu bir ilişki içinde dengeli bir yaşam kurabilmiş olsalar da aileye bir bebeğin katılımı bu uyumu olumsuz bir biçimde etkileyebilmektedir. Ailede yeni doğan bir bebek aile yapısını hızlı bir biçimde değiştirir ve aile içi (anne-baba; ebeveyn-çocuk; kardeşler arası) etkileşim biçimleri değişen yeni koşullara uyum sağlayacak biçimde değişime uğramak zorunda kalır. Çocuk sahibi olmak, eşlere yüklediği annelik ve babalık rolleri dolayısıyla yeni sorumluluklar ve görevler ve fedakârlıklar anlamına gelmektedir. Özellikle annenin yaşamındaki öncelikleri ve dengeleri babaya oranla daha büyük oranda değişim göstermektedir. Bu durum anne için önemli bir stres kaynağı olabilmektedir. Eşler aileye katılan yeni bireyin bakım ve yetiştirme sorumluluklarını dengeli bir biçimde paylaşmadığında aile içi uyum yeniden risk altına girmektedir. Ayrıca ebeveynler çocuklarla ilgili sorumlulukları nedeniyle birbirlerini uzun dönem ihmal edebilmektedirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aile içi uyumsuzluklar kısmen ailenin yapısıyla ilgilidir. Bir ailede yapı sürekliliği sağlayacak kadar kararlı ancak değişen koşullara uyum sağlayacak kadar da esnek olmalıdır. Esnek olmayan aile yapıları aile bireylerinin olgunlaşmasına bağlı değişimlere ayak uyduramadığında aile içinde sorunlar baş gösterir. Örneğin ailede çocuklardan biri ergenlik dönemine girdiğinde bu durum anne ve babanın çocukla etkileşim tarzlarını değiştirmelerini ve çocuklarının aile içindeki değişen statüsüne ayak uydurmalarını gerektiren bir durumu ortaya çıkarır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Esnek olmayan aile yapıları yaşam koşullarında meydana gelen durumsal değişimlere ayak uyduramadığında da aile içinde yine sorunlar baş gösterir. Örneğin aile bireylerinden biri kendisinde yoğun bir strese neden olan bir durum yaşadığında (kaza geçirmek, kronik hastalığa yakalanmak, hayatına yön verebilecek önemli bir sınava hazırlanmak, işine son verilmesi ve depresyon gibi); bu yeni durum aile içi etkileşim tarzında, ailedeki görev ve sorumluluk paylaşımında değişiklikler yapmayı ya da stres altındaki aile bireyine daha güçlü bir destek sunmayı gerektirebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?