Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
273 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Küreselleşmeyi olumlayanlar küreselleşmeyi çağdaşlaşma ve gelişmenin bir parçası olarak görürler. Benzer biçimde küreselleşmenin kaynakları en akılcı ve yüksek verim elde edecek şekilde dağıtacağına ve artan ekonomik ilişkiler sonucunda toplumların refahının artacağına inanmaktadırlar. Ayrıca küreselleşme sürecinin insan haklarından nasibini almamış az gelişmiş ülkelere demokrasi ve insan hakları gibi değerleri taşıyacağına inanmaktadırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu tezi savunanlara göre küreselleşme, emperyalizmin 21. yüzyıl biçimidir. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi açık kapı serbest ticaret politikasını tüm dünyaya dayatarak fakir ülkeleri Batı devletlerine yem yapmaktadır. Bu nedenle dünya gelir dağılımı bozulmuştur. Ayrıca gelişme çabası içindeki ülkelere yayılması beklenen demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin bu ülkelerin içinde bulunduğu ortamlarda dikiş tutması mümkün değildir. Bu ülkeler fakirleştikçe halkı kontrol etmek için baskıcı rejimlere başvurma gereksinimi artmaktadır. Üstelik Batı, hakları bahane ederek ülkelerin iç işlerine karışmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Küreselleşmenin ne zaman başladığına yönelik üç farklı yaklaşım bulunmaktadır. Bunlar: • Küreselleşme insanlık tarihinin başından beri var olan bir süreçtir. Ancak son yıllarda hızında ani bir artış gerçekleşmiştir. • Küreselleşme modernleşme ve kapitalizmin gelişmesi ile yaşıttır. Son yıllarda hızında bir artış yaşanmaktadır. • Küreselleşme sanayi ötesi toplum, modern ötesi toplum ve kapitalist düzenin çözülmesi ile ilgili olarak son yıllarda ortaya çıkan yeni bir olgudur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Klasik teorisyenlerden Marks kapitalist üretim sürecini açıklamak için ortaya koyduğu birçok düşünce yaklaşık yüz yıl sonra küreselleşme bağlamında tekrar karşılık bulmuştur. Marks burjuvanın kâr etmek zorunda olduğu gerçeğinden yola çıkarak burjuvanın kapitalist ekonomik faaliyetlerinin tüm dünyaya yayılacağını eski kendi kendine yeterliğin yerini uluslararası karmaşık ilişkiler almakta olduğunu ve bu durumun evrensel bağlar doğurduğunu ileri sürer. Bu süreçte sadece maddi ürünler değil aynı zamanda kültürel ürünlerin yaygınlaşmasıyla tek yanlı, dar ulusal bakış açısının yerini dünya kültürü alacağını belirtir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Durkheim’a göre toplumlar sanayi topluma dönüştükleri sürece maddi refaha kavuşmakta ve diğer toplumlara karşı politik üstünlük elde edebilmektedir. Bu süreçte aile kendi kendine yeterli bir birim olmaktan çıkıp tüketici bir kimlik kazanacak üretim süreci ise aile dışında fabrikalarda gerçekleşecektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Parsons’a göre toplumlar ortak bir evrimsel yol izlemektedirler. Modernleşme ile birlikte toplumlar daha yüksek yaşam düzeylerine adapte olacak şekilde değişmektir. Fabrika üretimine geçişin yol açtığı dönüşüm insanların kendi kendine yeterliğini azaltmış ancak bireysel yetenek ve performans toplum içindeki yerin belirlenmesinde önem kazanmıştır. Modern toplumun değer sistemi evrenselliğe ve soyuta yöneldiği için çok daha kapsayıcıdır. Kapsamaya yönelik bu örneklerin küreselleşme üzerinde etkisi bulunmaktadır. Modern toplum yapısının ortaya çıkardığı evrenselleştirici güçler, bürokratik organizasyon, para ve piyasalar, evrensel hukuk sistemi ve demokratik katılım olarak sıralanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kerr ve arkadaşları, toplumlar arası benzeşme tezini ileri sürmüşlerdir. Sanayileşmiş toplumların, sanayileşmemiş toplumların birbirine benzediğinden daha çok birbirine benzediklerini ileri sürmüşlerdir. Toplumların sanayileşmede izledikleri yol birbirinden farklı olsa da sonunda sanayileşmiş toplumlar zaman içinde artan ölçülerde birbirlerine benzeyeceklerdir. Toplumlar arasındaki benzeşmenin itici gücü sanayileşmenin mantığıdır. Sınai teknoloji, kitlesel üretimi ve tüketimi destekleyebilecek geniş ölçekli toplumsal organizasyon talep etmektedir. Bu nedenle sınai toplumlar büyük şehirler halinde örgütlenmişlerdir. Devlet, sanayinin gereksinim duyduğu alt yapıyı sağlamak için genişlemiştir, geniş ölçekli, hiyerarşik ve bürokratik organizasyonlara sahiptir. Materyalist, çalışmaya kararlı, çoğulcu, bireysel çıkarları kollayıcı, kendi çıkarı peşinde koşan toplumlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Burton’a göre iletişim teknolojilerinde yaşanan dönüşüm ile insanlar devlet sınırlarını aşan ilişkileri bilgisayar ağları ile gerçekleştirilmektedir. Devletler sayısız bağlardan oluşan bir ağ altında yer almaktadır. Ticaret, dil, din, ırk, ideoloji, stratejik birleşme, iletişim bağları, hukuk, haberleşme gibi nedenlerle kurulan bağlar, ülkeleri saran ağın alt şebekelerinin artışına yol açmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Rosenau küreselleşme sürecinde yaşanan değişimin beş kaynağı olduğunu ileri sürer. Bunlar: • İnsanların, ideolojilerin, kaynakların, yeniliklerin dünyanın dört bir yanına hızla yayılmasını sağlayan, küresel uzaklıkları yok eden mikro elektronik teknolojilerin gelişimini zorlayan sanayi ötesi sürecin yaşanmakta oluşu. • Ulus devlet hükumetlerinin tek başına çözemeyeceği dünya problemlerinin ortaya çıkışı. • Hükumetlerin ulusal sınırlar içinde ortaya çıkan problemleri çözme yeteneğinin azalmakta oluşu. • Ulusal toplumlar içinde güçlü ortaklıkların ortaya çıkmakta oluşu. • Eğitim, uzmanlık ve yetki kazanımlarında üst düzeylere yükselmiş vatandaşlar arasında devlet otoritesine daha az bağımlı olma isteğinin uyanmakta oluşu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Giddens küreselleşme sürecini açıklarken insanlar tarafından zaman ve mekânın kontrol altına alınışının önemini vurgulamaktadır. 18. yüzyılda mekanik saatin kullanımının yaygınlaşması zamanı belirli bölgelere özgü olmaktan çıkarmıştır. Zaman evrenselleşmiş, dünyanın her yerinde aynı esaslara göre ölçülmeye başlanmıştır. Böylece evrensel zaman temel alınarak toplumsal hayat küresel sistem içinde yeniden örgütlenmiştir. Giddens’a göre küreselleşmenin ön koşulu zamanın mekândan bağımsız kılınmasıdır. Bu sayede toplumsal ilişkiler mekâna bağımlı olmaktan kurtulmuş ve mekân yeniden yapılandırılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Giddens zamanın, mekândan bağımsız kalışını vurgularken, Harvey, zaman ve mekân kavramlarının evrenselleşmeleri ile birlikte, zamanın mekânı yok ettiğini iddia etmektedir. Bu süreci zamanın mekân üzerindeki baskısı olarak tanımlamaktadır. Zaman mekândan kaynaklanan kısıtlamaları yok edecek şekilde yeniden örgütlenmektedir. Karşılıklı olarak mekân da zamandan kaynaklanan kısıtlamalardan kurtulmaktadır. Bu süreç zamanın kısalmasını, mekânın daralmasını temsil etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Harvey gerçekleştirdiği Marksist analizde kapitalizmin dönemsel olarak birikim krizleri yaşadığını ortaya koyar. Kapitalizm girdiği bu krizlerden zaman ve mekanı yeniden örgütleyerek çıkmaktadır. Bugün küreselleşme adı verilen olgu da aslında 1970’lerde Fordizm-Keynesçiliğin iflas edip kapitalizmin kriz yaşaması sonrasından gelen bir düzenlemedir. Küreselleşmeyi ortaya çıkaran bu dönemde yeni uzamsal ilişkiler, mekansal düzenlemeler, "küresel" işbölümü ve işlevlerle bağlantılı olan yerler ağı üretilmiştir. Uzam içerisindeki maliyeti düşürmek için teknolojik buluşlar kullanılmış buna paralel olarak, posta sistemi, telegraf, radyo, telekomünikasyon ve internet ağı gibi buluşlar ile maliyetler düşürülerek verimlilik arttırılmıştır. Bütün bu yenilikler sonucunda mekan ve zamanın kullanılması değişmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fordist üretim sistemi 1970’li yıllarda aşırı üretim krizine girdiği için kapitalist üretim biçimi yeniden örgütlenerek esnek üretim biçimine geçiş yapmaya başlamıştır. Bu süreçte işçilerin istihdamında daha esnek bir politika benimsenmiş, aynı işçinin çeşitli konularda beceri kazanabilmesi hedeflenmiştir. Tüketici piyasalarında değişen zevklere daha çabuk cevap verilmesini sağlayan bilgisayar destekli üretim programları geliştirilmiştir. Üretilenlerin raflarda uzun süre beklemesinin ya da kullanılan girdilerin uzun süre depolarda kalmasının neden olduğu zaman ve yer kaybını giderici pazarlama ve üretim teknikleri geliştirilmektedir. Tam zamanında üretim, küçük ölçekli ve tüketici tercihlerine uygun üretim yaklaşımı ile arz ve talebin dengesi çabuklaştırmaya çalışılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Küreselleşme ile birlikte riskin kendisi de küreselleşmektedir. Riskin küreselleşmesi, yani dünyanın tehdit altında olması küreselleşme sürecini hızlandırmaktadır. Risk dünya üzerindeki herkesi aynı ölçüde etkilemektedir sınır tanımamaktadır. Riskin ülkeler için karşılıklı tehdit içermesi ayrıca mekânsal olarak sınırlanamaması küreselleşme bilincinin artışına katkıda bulunmaktadır. Riskin engellenmesi ulus devletlerin gücünü aşmaktadır, uluslar üstü yaptırım gücü yüksek kuruluşlara gereksinim duyulmaktadır. Ülkeler arası silahsızlanma tartışmaları, dünya zirveleri, atıkların azaltılması, nükleer silahlarla ilgili anlaşmalar bu çabalara bir örnektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Malcolm Waters küreselleşmeyi “ekonomik değişim”, “politik değişim”, ve “kültürel değişim” üzerinden açıklamaktadır. Ona göre; her üç alana ilişkin değişim ilişkilerini aşağıdaki gibi tanımlamaktadır: • Ekonomik değişim: Mal ve hizmet ticareti, mülk kiralama, ücretli emek akımı, sermaye akımı gibi unsurlardan oluşan ilişkilerdir. • Politik değişim: Ülkelerin destek vermek, savunmak, baskı kurmak, otorite ve güç uygulamak, teftiş etmek, meşru kılmak, itaat sağlamak amacı ile giriştikleri ilişkilerdir. • Kültürel değişim: Ülkelerin sözlü iletişim, yazılı iletişim, icraat, öğretmek, hitap etmek, ayinler düzenlemek, merasimler yapmak, sergiler açmak, tören, propaganda, reklâm, gösteri, tatbikat, veri toplama ve transfer etme gibi yollara başvurmak yolu ile gerçekleştirdikleri ilişkilerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devrimi, 18. yüzyılın ikinci yarısında Batı Avrupa'da başlayıp kısa zamanda dünyanın büyük bir bölümü etkilemiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1970'lerden itibaren hızlanan teknolojik gelişmeler özellikle iletişim teknolojisi alanında devrim yaratacak gelişmelere yol açmıştır. Mikro işlemciler, uydu teknolojisi ve internet alanında yaşanan dönüşümler ile sermaye hareketleri hız kazanmış, mekansal uzaklıklar bilgisayar teknolojisi sayesinde ortadan kalmıştır. Bu ve benzeri gelişmeler küreselleşme sürecinin başlamasına ve hızla bütün dünyayı etkisi almasına neden olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Küreselleşmenin alt yapısını ekonomik liberalizm oluştururken üst yapısını ise insan hakları ve akılcılıktan oluşan siyasal liberalizm oluşturur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mc Luhan, haberleşme aracı olan elektronik medyanın ortaya çıkışının kolektif kabile kültürünü küresel ölçekte yeniden dirilttiğini söylemektedir. Elektronik iletişimin ayırt edici özelliği hızıdır. Elektriğin iletişimde kullanımı, insanın sinir sistemi merkezine benzeyen küresel bir haberleşme ağı sağlamaktadır. Dünya, insanların birbirleri ile yoğun iletişimi nedeniyle, herkesin birbirinden haberdar olabileceği bir köy ortamına dönüşmektedir. Elektrik akımı zaman ve mekândan kaynaklanan farklılıkları ortadan kaldırmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Küreselleşme süreci ile birlikte birey artık sınırlarla çevrilmiş bir alt grubun parçası değildir. Ancak küresel bir bütüne ait olduğunun bilincindedir. Modern ulus devlet, tek toplumsal yapı olarak ortaya çıkmakta ve ulus devletler arasındaki anlaşmalar, bağımlılıklar artarken uluslararası sistem kendi kendini yeniden üretme koşullarını oluşturmaktadır. İnsanlar giderek artan ölçüde, ırk, sınıf, soy gibi farklılıklara dayanarak kimsenin bir diğerinden üstün görülmemesi gerektiğinin bilincine varmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplumun en küçük ünitesi olarak aile, şekli ve hacmi ne olursa olsun her toplumda bulunur. Bu nedenle geçmişte olduğu gibi günümüzde de dünya nüfusunun hemen hemen tamamı aile birimlerinde yaşamaktadır. Bu birimler topluma ve toplumsal sınıflara göre farklılık gösterirler. Bu nedenle farklı aile biçimlerinden söz etmek mümkündür: • Büyük köylü aileleri • Kök aile • Hane grupları • Geleneksel yapılı geniş aile • Bileşik aile • Coğrafi konumlarına göre biçimlenen aile: Kent ailesi, kasaba ailesi, göçebe ailesi, gecekondu ailesi • Köylü ailesi • Esnaf ve zanaatkâr ailesi • İşçi ailesi • Burjuva ailesi • Sanayi ötesi toplumlara özgü aile • Geleceğe yönelik kuramsal aile, sanal aile
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Geniş ailenin işlevlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür: Psikolojik doyum sağlama işlevi: Ailenin kendi üyelerine dönük birçok işlevi vardır. Bunlar arasında en önemlilerden birisi birlikte yaşamanın eşler arasında daha sonra da onlarla çocukları arasında doğurduğu sıcaklık, sevgi ve dostlukla sağlanan duygusal ve ruhsal güven duygusudur. Aile içindeki duygusal ilişkiler aile üyelerinin psikolojik doyuma ulaşmalarını sağlar. Geleneksel ailede psikolojik ilişkiler yoğun değil yaygındır. Kişi, eşi ve çocukları ile olduğu kadar anne, baba ve kardeşleri ile de psikolojik bağlar içinde bulunur. Çocuk yapma işlevi: Aile üremeyi kurumlaştırarak ve cinsel davranışlar konusunda yol gösterici kurallar getirerek önemli bir toplumsal ve siyasal işlev görür. İnsan türünün devamı için çocuk yapma işlevi aileye verilmiştir. Eğitim işlevi: Çocuk toplumun kültürünü, mesleki bilgilerini aile içinde edinir. Aile içindeki büyüklerin, küçük çocukların eğitilmesinde önemli payı bulunmaktadır. Bu anlamda aile bir toplumsallaşma ortamıdır. Koruyucu işlev: Geleneksel toplumlarda insanın güvencesini sağlayan emniyet güçleri genellikle yoktur. Dıştan gelen saldırılara tüm aile bireyleri birlikte karşı koyarlar. Bu nedenle geleneksel toplumlarda kan davaları yaygındır. Dini işlev: Geleneksel aileler kendi üyelerine din eğitimi verir ve dinin gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini denetler. Eğlence ve dinlenme işlevi: Aile üyeleri birlikte üzülür birlikte eğlenirler. Saygınlık işlevi: Birey ait olduğu aile ve akrabalık çerçevesinde bulunduğu konuma göre saygınlık ve itibar edinir. Ekonomik işlev: Aile aynı zamanda hem üretim hem de tüketim birimidir. Bir köy evi ya da bir zanaatkâr evi düşünürsek aileyi bir işletme olarak gözümüzde canlandırmak kolaylaşır. Aile içinde yaşa ve cinsiyete göre bir iş bölümü bulunmaktadır. Evin reisi hem baba hem de patrondur. Çocuk hem oğul hem de çıraktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kadın, toplumda daha çok aile içinde üstlendiği rollerle şekillenen bir toplumsal kimliğe sahiptir. Aile içinde çocukların yetiştirilmesinden, ev işlerinin yapılmasından, diğer aile bireylerinin bakımından birincil derecede kadınlar sorumludur. Dışarıda çalışarak ailenin geçimini sağlamak ise erkeğe düşmektedir. Bu yaklaşım kadınları özel alana hapsederken kamusal alanda ikincil plana itilmelerine neden olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ailenin olumlu işlevlerinin yanında bazı olumsuzluklar da içerdiğini savunan görüşlerden de söz edilmelidir. Örneğin, Cooper’a (1972) göre aile, üyelerinin kendi bireysel özgürlüklerini yaratmalarına ve yaşamalarına engel olabilir. Aile içinde bireyler belirli rollerde uzmanlaşırlar. Bu durum bireylerin başka alanlardaki yaratıcılıklarını sınırlandırabilir. Dar kalıplar bireylerin benliklerinin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Vogel ve Bell (1968) ise aile içinde çok defa çiftler arasında çözülmemiş çatışmaların olabileceğinden ve bu durumun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinden söz eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çekirdek ailenin işlevleri geleneksel aileye göre daralmıştır. Sosyolog Parsons’un deyimiyle çekirdek aile uzmanlaşmış ailedir. Çocuk yapma ve psikolojik doyum çekirdek ailenin iki önemli işlevidir. Geleneksel aileye özgü diğer işlevleri ya tamamen ortadan kalkmış ya da etkisi azalmıştır. Genellikle çekirdek aile yapısında olan modern aile bugün üretici olmaktan çok tüketici bir birimdir. Aile bireyleri evlerinin dışında çalışmakta ve para kazanmaktadırlar. Kamu kurumları yaşlı ve hasta kişilere bakmak, gençleri eğitmek, dinlenme ve eğlenme olanaklarını sağlamak gibi daha önceleri ailenin yürüttüğü işlevleri üstlenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 20 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 253 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.