“Benlik imgesi” nedir?
Yayımlanmış cevap
Benlik kavramının ögesi olan “benlik imgesi” bireyin sahip olduğu fiziksel ve zihinsel özelliklerinin farkında olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
382 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Benlik kavramının ögesi olan “benlik imgesi” bireyin sahip olduğu fiziksel ve zihinsel özelliklerinin farkında olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Özgüven, psikolojik yaşamın temel ögelerinden biridir ve duygusal bir gerekliliktir. Başka bir deyişle, insanlar kim olduklarını tanımlar ve daha sonra bu kimliği sevip sevmediklerine ilişkin kararlar verip kendilerine ilişkin algı oluştururlar (McKay ve Fanning, 2011).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Lindenfield (2011), özgüveni; iç özgüven ve dış özgüven olmak üzere iki biçimde betimlemektedir. İç özgüven, kişinin kendisine ilişkin duyduğu memnuniyet düzeyini, kendisiyle barışık olma durumunu; dış özgüven ise kişinin çevreye yansıttığı görüntü ve davranışları kapsamaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sevgi, güven, model, destek, ilişkiler, ortam
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocukların sürekli ve koşulsuz sevgiye gereksinimi vardır. Benlik saygılarını kazanabilmeleri için kendilerini değerli hissetmeye gereksinim duyarlar. Bu nedenle anne babalar, aile ortamında sevgilerini sözle ve dokunarak ifade etmelidirler. Aile içinde sevgi silah gibi kullanılıyorsa koşulludur. Koşulsuz sevgi, yalnızca kabul etmek, ilgi göstermek anlamına gelmez; aynı zamanda özgüveni geliştiren davranışları cesaretlendirmek anlamını da taşır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocukların, özgüvenleri gelişmiş anne baba modellerine gereksinimleri bulunmaktadır. Anne babalar, kendi korku ve kaygılarını çocuklarına yansıtabilmektedirler, bu durum çocuğun da benzer olaylar karşısında benzer korku ve kaygıları taşımalarına neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocukların özgüven geliştirebilmesi için yönlendirilmeye ve cesaretlendirilmeye gereksinimleri vardır. Çocuğun başarabildiği yeni şeyleri fark etmek, bunu ona belirtmek, doğru yaptığını sevinçle karşılamak, çocuğa destek olmaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocuğun kendini ve kendi yeterliliklerini tanıyabilmesi için zengin yaşantılara gereksinimi vardır. Bu gereksinim, kitap, oyuncak, müzik aleti, spor alanları gibi farklı yaşantıların çocuğa sunulmasıyla karşılanabilir. Bu tür olanaklar çocuğun güçlü yönlerini keşfetmesini ve zayıf yönlerini de geliştirmesini sağlayacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Çocuklarına onları sevdiklerini söyleme • Çocuklarının yaşamlarındaki olumlu etkilerini paylaşma • Çocukların düzeyine inmeyi bilme • Çocukların sağlıklı yaşama konusundaki becerilerini destekleme • Çocukların kendilerini aşağılamalarını engelleme. • Çocukların güçlü oldukları konularda ailelerine yardım etmelerine fırsat tanıma • Çocukların yaptıkları işlere müdahale etmeden duyulan güveni belli etme • Çocukların önemsendiğini görmesini sağlama • Çocukların benlik saygılarını kazandıracak bir dil kullanma.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Takdir ettiklerini göstermek amacıyla; Benim için çok önemlisin çünkü... Ne kadar yaratıcısın, şu yaptığına bak. Başkalarını incitmemek için çaba harcaman çok güzel. Senin...e yeteneğin var.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çaba ve başarılarını takdir etmek amacıyla; Elinden geleni yapmaya çabaladığını gördüm. Elinden gelenin en iyisini yaptığını biliyorum. Bu inanılmaz bir başarı, aferin. Geçen haftadan bu yana çok ilerleme kaydettin.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ebeveynler çocuklarını koşulsuz kabul ettiklerini göstermek amacıyla; Kıskanmanı anlayışla karşılıyorum çünkü... Her zaman kusursuz olamazsın. Bana kırgın olduğunu biliyorum ama... Bazen saldırgan davranıyor olabilirsin ama sen aynı zamanda...iyi yapıyorsun.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ebeveynler güven duydukların göstermek amacıyla; Sana her zaman güveneceğimi biliyorum. Senin fikrini almak istiyorum. Senin bu konudaki görüşün benim için çok önemli. Eminim başarırsın.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aile çocuğun ilk yaşam alanıdır ve yaşantıları bu ortamda öğrenir. Bu nedenle aile çocuğun psikososyal gelişim sürecinin başladığı yerdir. Bu gelişim süreci içinde çocuk, ailedeki rollerin etkisi altındadır. Eğer aile içinde roller hiçbir esnekliği olmayan kalıplaşmış katı rollere dayanıyorsa böyle bir ortam çocuğun özgüven kazanması ve kişiliğinin gelişmesi açısından uygun bir ortam olamaz. Çok katı rollerle çerçevelenmiş olan ailelerde yetişen çocukların doğal eğilimleri serpilemez ve kendine özgü kişisel özellikleri gelişemez (Göknar, 2010). Böyle bir ortamda büyüyen çocukların yaratıcılık ve girişimcilik becerileri de gelişme fırsatı yakalayamaz. Sorunlara çoklu bakış açılarıyla çözüm üreten, tek boyutlu bir dünya görüşü olmayan aile modeli çocuğun doğal bir biçimde gelişmesine olanak tanımaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bebekte temel güven duygusunun oluşumunu engelleyen en önemli etmenlerden biri kaygılı annedir. Kaygılı anne aslında yetişkin yaşamın sorumluluklarını üstlenebilecek güce yeterince sahip olmayan biridir. Anneliğe gereğince hazır değildir. Çoğu kez kendi annesi de kaygılı biridir. Çünkü kaygı bulaşıcı bir duygudur. Bir toplulukta bireylerden biri paniğe kapıldığında kısa bir süre içinde de olsa benzer bir duyguyu diğer bireyler de yaşar. Bebek de tek güven kaynağı olan annenin kaygısını kendi varoluşunun bir parçası durumuna getirir (Geçtan,1999).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bebeğin annesinin olumlu ve olumsuz davranışları, onun üzerinde yaşam boyu kalıcı izler bırakabilir. Yeni doğmuş bebeğin tüm ilişkisi annesiyledir. İlk bakışta bebeğin temel gereksinimleri, açlık, üşüme, altını kirletme gibi bedensel rahatsızlıklarının giderilmesidir. Annenin, çocuğun gereksinimlerini yerine getirirken tutarlı davranması, kaygılı olmaması çocuğun sağlıklı bir özgüven gelişimi için oldukça önemlidir. Bebekte temel güven duygusunun oluşumunu engelleyen en önemli etmenlerden biri kaygılı annedir. Kaygılı anne aslında yetişkin yaşamın sorumluluklarını üstlenebilecek güce yeterince sahip olmayan biridir. Anneliğe gereğince hazır değildir. Bebek de tek güven kaynağı olan annenin kaygısını kendi varoluşunun bir parçası durumuna getirir. Temel güven duygusunun oluşumunda annenin tutarlılığı da büyük önem taşımaktadır. Bu, yalnızca bebeğin bedensel gereksinimlerinin karşılanması değil, bunun belirli bir düzene sokulmasını da içerir. Beslenme, uyku gibi gereksinimlerinin aksatılmaması güven kazanımındaki önemli bir adımıdır. Belirli aralıklarla annenin kendisiyle ilgileneceğini bilmek çocuğa güven sağlar. Yaşamın ilk yıllarında bundan yoksun kalan çocuk, yetişkin döneminde belirsizliklere karşı aşırı duyarlıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Baba, bebeğiyle süre olarak daha az zaman geçirse bile burada önemli olan, anne de olduğu gibi geçirilen sürenin ne kadar olduğundan çok, nasıl geçirildiğidir. Etkileşimin kalitesi süreden daha önemlidir. Babaların özellikle, bebeklerini sallama, havaya fırlatma şeklindeki oyun etkinliklerine eğimli oldukları görülür. Her şey iyi gittiğinde, babalar çocuklarına karşı son derece duyarlı ve tepki vericidirler. Ancak bebek ağlamaya başladığında, ağlama nedenini belirleyen kişi, baba değil annedir. Bebek stres durumlarında, babadan çok anneyi tercih etmektedir. Bütün bunların yanında baba, çocuğu yoğun yaşanan anne-çocuk bağlılığından koparıp onun dış dünyaya açılmasını sağlayan kişidir. Bebek için anne, dünyanın tamamı, kendi bedeninin uzantısıdır. Çocuk babayı kendinden farklı olarak algılar, anne ise daha çok kendisine benzeyendir. Baba, çocuk için hem bir sevgi nesnesi hem de örnek alınacak kişidir. Geleneksel aile yapısı içinde genellikle biçimsel de olsa otoriteyi baba temsil eder. Kendisine duyulan saygı, korku ile eşanlam taşır. Anne, çocuklara daha yakındır ve onlara ilişkin konularda gerçek karar organıdır. Engelleyici ve cezalandırıcı nitelikte olan kararların uygulanması ise babaya bırakılır. Geleneklerin kendisine verdikleri bu rolü sürdürme durumunda kalan baba, çoğu kez çocuklarıyla yakın ve sıcak ilişki kurmaktan alıkonmuş olur. Bu durumda çocuk babasıyla doğal ve dengeli bir ilişki kuramaz. Babanın otoriter yapısı, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesine engel olur. Böyle bir ortamda yetişen çocuk, yetişkin bir birey olduğunda kendi haklarının, benlik sınırlarının ve sorumluluklarının pek farkında değildir. Dolayısıyla bu çocuklar özgüvenden yoksun yetişirler ve genellikle otorite karşısında itirazsız boyun eğici oldukları halde, otoritenin yokluğunda sorumsuz ve saygısızca davranabilmektedirler. Bu kişiler, kendileri otorite durumuna geldiklerinde, otoritenin verdiği gücü acımasız ve sorumsuzca kullanmaktan çekinmezler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Çocuk egemen aile” çok da farkına varılmadan evin çocuğunun yavaş yavaş evdeki yaşamı, evdeki kararları yönetmeye başlaması olarak tanımlanabilir. Bu aile modeli genel olarak çocuklarına değer veren çocuklarına kişilik kazandırmak isteyen aile ortamlarında oluşur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Burada yaşanan sorun, çocuğun ev ortamında kişilik kazanması istenirken çocuğa sorumluluk vermenin unutulması, çizilmesi gereken sınırların çizilmemesidir. Bu da çoğu kez “çocuğun sevgisinin kaybedilme korkusundan” , “çocuğun engellenmesinin onda gerileme yaratacağı kaygısından” ya da “ev ortamında anne baba ya da anneanne-babaanne-dede arasındaki davranış çelişkisinden” ileri gelmektedir. Böylece yavaş yavaş pek de farkına varılmadan “çocuk egemen” durumuna gelen aile oluşmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocuğun her istediği yapılmaya başlanır. İstedikleri alınır, alınamazsa ona haksızlık yapıldığı duygusu gelişir. Aile, onu hiçbir zorlukla karşılaşmaması gereken en değerli varlıkları olarak kabul eder. Her türlü güçlüğe karşı korur, onu mutsuz edecek olan her şeyden uzak tutar. Böylece çocuk hiçbir güçlükle karşılaşmadan yaşamaya alışır. Aile giderek her türlü kararlarında onun görüşünü ve onayını almaya çalışır. Çocuğun yemek için seçimleri, gidilecek yerler, çocuğun gideceği okul, hangi saate yatacağı, nerede uyuyacağı, nasıl uyuyacağı, büyüklerin neler yapmasının onun için uygun ya da uygunsuz olduğu, eve alınacak şeylerdeki düşüncesi, hatta kimlere gidilip kimlere gidilmeyeceği vb. her konuda çocuğun onayı alınır. Böyle yetişen çocuğun ergenlik döneminde de kendine ilişkin bütün kararları kendisinin verdiği görülür. Bu kararlara doğru ya da yanlış olsun hiç kimsenin karışmasını istemez, böyle bir durumda sert ve saygısız tepkiler vermekten çekinmez. Kendi yaşamını tehlikeye atan durumlarda bile kimsenin karışmasına izin vermez.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocukta özgüven gelişimini desteklemek için anne ve babaların görevleri: Çocuklarına onları sevdiklerini söyleme. Çocuklarının yaşamlarındaki olumlu etkilerini paylaşma. Çocukların düzeyine inmeyi bilme. Çocukların sağlıklı yaşama konusundaki becerilerini destekleme. Çocukların kendilerini aşağılamalarını engelleme. Çocukların güçlü oldukları konularda ailelerine yardım etmelerine fırsat tanıma. Çocukların yaptıkları işlere müdahale etmeden duyulan güveni belli etme. Çocukların önemsendiğini görmesini sağlama Çocukların benlik saygılarını kazandıracak bir dil kullanma biçiminde sıralanabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Geleneksel aile yapısı içinde genellikle biçimsel de olsa otoriteyi baba temsil eder. Kendisine duyulan saygı, korku ile eşanlam taşır. Anne, çocuklara daha yakındır ve onlara ilişkin konularda gerçek karar organıdır. Engelleyici ve cezalandırıcı nitelikte olan kararların uygulanması ise babaya bırakılır. Geleneklerin kendisine verdikleri bu rolü sürdürme durumunda kalan baba, çoğu kez çocuklarıyla yakın ve sıcak ilişki kurmaktan alıkonmuş olur (Geçtan, 1999).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu durumda çocuk babasıyla doğal ve dengeli bir ilişki kuramaz. Babanın otoriter yapısı, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesine engel olur. Böyle bir ortamda yetişen çocuk, yetişkin bir birey olduğunda kendi haklarının, benlik sınırlarının ve sorumluluklarının pek farkında değildir. Çocukluğunda sindirilmiş olan bu kişiler kendilerinin güçsüz olduklarına o kadar inanırlar ki kendilerinden başka herkesi güçlü ve haklı görürler. Aynı zamanda, kendilerine ait bir görüş ve düşünceleri de yoktur. Dolayısıyla bu çocuklar özgüvenden yoksun yetişirler ve genellikle otorite karşısında itirazsız boyun eğici oldukları halde, otoritenin yokluğunda sorumsuz ve saygısızca davranabilmektedirler. Bu kişiler, kendileri otorite durumuna geldiklerinde, otoritenin verdiği gücü acımasız ve sorumsuzca kullanmaktan çekinmezler (Göknar, 2004). Baba ve çocuk arasında iletişim ve etkileşimin zayıf olması, babanın çocuğa karşı ilgisiz bir tutum sergilemesi, çocuğun temel gereksinimlerinin karşılanmamsı anlamına gelir. Bu durum çocukta özgüven gelişimini olumsuz etkiler. Babanın çocuğa karşı ilgisiz bir tutum sergilemesinin altında kendi yaşamındaki sıkıntıları, çok çalışmak zorunda kalması, çalışma saatlerinin çocukla birlikte olmaya uygun olmaması, yorgunluk gibi nedenler bulunabilir. Bazen baba kendi yaşamındaki sorunları çözmeye çalışırken çocuklarıyla birlikte olmak ve onlara yardımcı olmak için gerekli enerji ve gücü bulamaz. Bunun sonucunda çocuk, babasından ilgisiz bir tutum görürür. Oysa çocuğun anneyle birlikte olmak kadar babayla birlikte olmaya da gereksinimi bulunmaktadır. Babası tarafından yeterli ilgi gören çocuk, sevildiğini önemsendiğini hisseder. Bu duygu kendini değerli hissetmesine, kendisi için olumlu görüş geliştirmesine ve benlik saygısı kazanmasına destek olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çocukların özgüven geliştirebilmesi için yönlendirilmeye ve cesaretlendirilmeye gereksinim- leri vardır. Çocuğun başarabildiği yeni şeyleri fark etmek, bunu ona belirtmek, doğru yaptığını sevinçle karşılamak, çocuğa destek olmaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yoksulluk bir sosyo-ekonomik sorun olmanın ötesinde, her şeyden önce insani ve toplumsal bir sorundur ve çok boyutlu bir kavramdır. • Kişi başına düşen milli gelirin azlığı • Ortalama ömür • Okuma yazma oranı • Dayanışma • Beslenme • Sağlık hizmetlerinden yararlanma • Temiz içme suyundan mahrum olma gibi birçok olgunun etkili olduğu bir toplumsal sorundur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?