Nâ’t neye denir?
Yayımlanmış cevap
Türk edebiyatında Hz. Muhammet'i övmek için yazılan eserlere nâ’t denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
287 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Türk edebiyatında Hz. Muhammet'i övmek için yazılan eserlere nâ’t denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türk edebiyatında Allah'a yalvarıp yakarmak için yazılan eserlere münâcaat denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ahmed Yesevî’nin ortaya koyduğu tasavvufî normlar, onun halife ve dervişleri vasıtasıyla Anadolu ve Balkanlara da getirilmiş ve bu geleneğin Anadolu’da ortaya çıkması ve yayılmasında Ahmed Yesevî temel olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anadolu’ya gelen; Yesevî ve Hayderî dervişleri, Yesevî tesirini Mevlâna Celâleddini Rumî, Hacı Bektaş Velî, Sultan Veled, Ahmet Fakih,Şeyyad Hamza, Yunus Emre, Abdal Mûsâ, Kaygusuz Abdal gibi şairlere de taşımışlar, onlar için Ahmed Yesevî, zaman zaman da İran-Arap tesiri altında önceleri taklidî, sonraları te’lifî eserler ortaya koymuşlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu dönemde Anadolu; gerek Türkler arasında ortaya çıkan, gerekse diğer İslam ülkelerinden Anadolu’ya geçen bu tasavvuf cereyanlarının ortaya koyduğu değişik fikirlere sahip tarikatların ortaya çıkışına da temel olmaktadır. İlk bakışta sanki birbirinden farklı görünümler ortaya koyan, fakat asılda Kur’an ve Sünnet’e dayalı fikirlere bağlı bu tarikatlar, gerek hayat tarzları, gerekse de edebiyat telâkkileri ve düşünce sistemleri itibariyle Anadolu’da Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı’nın zenginleşmesine yardımcı olurlarken bir yandan da taraftar kazanma mücadelesinde millî zevke yöneliyorlardı. Ancak, bunlardan bazıları da dış tesirlerin altında kalarak, Yesevî’nin Hikmetlerinde gördüğümüz tarikat-şeriat uyumunu, şeriat ahkâmı aleyhine kullanmaya çalışıyorlardı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mevlâna Celâleddin Rûmî ve oğlu Sultan Veled’in tasavvufî eserlerinin paralelinde Anadolu’da ilk güçlü mutasavvıf şairler, XIII. yüzyıl ortalarında ortaya çıktılar. Nitekim Yunus Emre’nin bu yönelişi Anadolu’da kendisine birçok taraftar ve takipçi sağlamıştır. Onun ilk büyük takipçileri, İran tesirinden tamamıyla kurtulamamış olsa da millî zevke de yönelen Aşıkpaşa ile ondan daha millî ve müessir olan Said Emre ve Kaygusuz Abdal’dır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı’nın temel ideolojisi; inanmak, birlik ve beraberlik, millî mefkûreyi merkezden muhite götürmek ve genişletmek, paylaşmak, paylaştırmak, hoşgörülü, müşfik ve adaletli olmaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu Edebiyatın fikir kaynağı doğrultusunda hedef kitlesi ise oldukça heterojen bir yapıya sahiptir. Bu sebeple diğer zümre edebiyatlarından farklı olarak, her sınıf ve sosyal statüden insana hitap etmektedir. Bu sebeple; dil, vezin, nazım şekilleri, nazım tür’leri gibi dış unsurlar bakımından, kimi zaman millî çizgiye yaklaşırlar, kimi zaman da yüksek zümrenin zevkine ulaşırlar. Bu edebiyatın hedef kitlesi, halk-cumhur; yani bütün bir toplumdur. Her kesime hitap eder ve hiçbir suretle toplum içinde sınıf farkı yaratmaz
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı’nın aslî temaları, insanlara ilk önce Rabbini tanıtmak, ilim öğretmek ve neticede de nefis terbiyesi yaptırmaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatının aslî temalarını kısaca şu ana başlıklar altında toplayabiliriz: • Allah’ın birliği • Peygamberler • Din ve tasavvuf büyükleri • Dinî inanç • Vecd • Tasavvufî aşk • İnsan-ı kâmil • Dünyanın faniliği • Nefis, nefis terbiyesi • Ferdî ahlak ve toplum ahlaki • Velâyet • Şeyh-mürid • Ricâlü’l-gayb • Kerâmet • Zikir • Zühd • Hâlvet • Ehl-i beyt • Tayy-i zaman tayy-i mekân • Çile-erbâin Bunların dışında Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı’nda; sevgi, hoşgörü, çalışmak, veren elin alan elden üstün olmasının ilkelerine sahip olmak, tarikat adabı, Kur’anı Kerim’in muhtevası gibi başka konular da işlenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türk Edebiyatının bütünü içinde; dil, üslûp, konu, anlatım, nazım şekli, nazım tür ve edebi özellikleri ihtiva eden, İslam’dan önce ve İslamî dönemde var olan ve belli başlı akideye, vecde ve millî mefkûreye dayalı eserleri ortaya koyan; peygamberler, veliler, bilim adamları, mutasavvıf şairler, naşirleri bu bilim dalı içinde kabulleniriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatının dinî ve edebî kaynaklar başta olmak üzere çok çeşitli kaynakları vardır. Dini kaynaklar arasında; Kur’an-ı Kerim, tefsir, hadis, akâid, fıkıh, kelam, siyer ve kısas yer alırken edebi kaynaklara ise Göktürk Kitabeleri, eski Uygur metinleri, Divanü Lügati’t-Türk, Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakayık, Neh- cü’l-Feradis, Divan-ı Hikmet, Fakrnâme, Bakırgan Kitabı, Dedem Korkut Kitabı, atalar sözü kitapları, cönkler ve mecmualar, menakıbnâmeler, velâyetnâmeler, destanlar (Alp Er Tunga, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş, Manas, Battalnâme, Danişmendnâme, Hamzanâme, Saltuknâme, Hz. Ali cenknâmeleri) Hızırnâmeler, mesneviler, fetvalar ve fermanlar örnek gösterilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tasavvuf; lügat manası itibariyle ; ‘Gönlünü Allah sevgisine bağlama’; ıstılahı manada ise; ‘Zühd ve takva ile ruhu temizleyip Hakk’ın ahlakı ile ahlaklanmak; kendi varlığını Hakk sevgisinde eriterek mâsivâdan ilgiyi kesmek ve bu hal içinde onun emir ve yasaklarına tam bir uyuşla sonsuz mutluluğa ermek’tir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Allah korkusuyla dinin yasak ettiği şeylerden kaçınmaya takva denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tasavvuf; Allah’ı, varlığın dışında, yapıp bitirdiği bir eseri uzaktan seyreden bir sanatkar olarak görmez. Allah; oluşun, zamanın varlığın ve insanın ta kendisidir. Allah, varlığı kendisinin sürekli tecellileri olarak yansıtmaktadır. Onun algılaması ve hele onunla temasa gelmesi, varlık ve oluşa iştirakle mümkündür. Bunun içindir ki, Allah’ı nesnelleştirmek yerine, onunla oluş bünyesinde beraberlik tesis etmek gerekir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tasavvufun ana merkezini teşkil eden bu on kural ise sırasıyla şunlardır: • Tevbe: Pişmanlık. Kalpteki kötülükte ısrar düğümünü çözüp Hakk’a dönme. • Zühd: Allah’a ulaşmak için dünyadan yüz çevirmek. • Tevekkül: Allah’ın katında olana güvenip halkın elinde olanlara göz dikmeme. • Kanaat: Tok gözlü olma. • Uzlet: Günaha girmemek için toplumdan ayrı yaşama. • Zikir: Allah’ı anma. • Hakk’a dönme: Dünya nimetlerinden el etek çekip Allah’a yönelme. • Sabır: Başa gelen belalardan sızlanmama veya sadece Allah’a başvurma. • Murakabe: Kulun, her şeyi Allah’ın gördüğüne inanması. • Rıza: Hoşnut ve memnun olma.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslam’da tasavvuf, dört ana dönem geçirmiştir: Bu dönemler ve dönem özelliklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz: 1. Hz. Muhammed ve Asr-ı Saadet Dönemi: Bu devir Hz. Muhammed’in hayatta olduğu ve tek mürşit olarak uyulduğu dönemdir. Adı konmasa bile bu devir; tasavvufun tarifini yaptığı tam bir zühdî hayat devridir. Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Ebû Derdâ, Ebâ Zer, Abdullah b. Amr, Bilâl-i Habaşî, Selman-i Fârisî, Süheyb-i Rûmî gibi zühd ve takva timsali kişiler sonradan kurumsallaşacak olan tasavvuf hareketinin prototipleri olarak kabul göreceklerdir. 2. Tâbiûn Dönemi: Tâbiûn, yani sahabileri görenler devri, her alanda örnek kişi olan Hz. Muhammed’in, ahrete göç ettiği, Islamî bir nizam olarak Kur’ân, sünnet, kıyas gibi kaynakların miras bırakıldığı bir dönemdir. Hasan-ı Basrî, Süfyan-ı Sevri, Üveys Karânî, Said b.Cübeyr, Abdullah b. el-Mübarek zâhid- lerin çevresinde tasavvufî hayatın temelleri atıldı. 3. Tâbe-i Tâbiun Dönemi: Bunlar da tabi olanlara tabi olanlardır ki asr-ı saade¬tin üçüncü kuşağını oluştururlar. 4. İlk Sûfiler Dönemi: İlk Sûfî adını kullanan zat Ebu Haşim el-Kûfi (ölm. H.150/M.767)’dır. Bu zat Şam’da kendi adıyla anılan tekkesini açtı. Zunnûn- ı Mısrî (ölm. H. 245/M.858), Bâyazid-i Bistâmî (ölm. H.261/M.874), Cüneyd- i Bâğdâdî (ölm. H.279/M.908), Hâllac-ı Mansur (ölm. H.309/ M.921) gibi ünlü mutasavvıflar onu takip etti. Muhyiddin-i Arabî (ölm. H.638/M.1240)’nin varlığın tekliği şeklinde ifade edebileceğimiz vahdet-i vücûd teorisiyle tasavvuf sistematik bir hâl aldı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türklerin İslamiyet’e girişleri, tasavvuf hareketinin İslam’da kurumsallaştığı, tarikatların oluştuğu üçüncü döneme tekabül etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslamiyet’le birlikte tasavvufun da Türkler arasında yaygınlaşması, doğal olarak Semerkand, Buhara, Fergana gibi Türk-İslam çevrelerinde oluşmaya başlamış ve buralarda da tasavvufun temsilcilerinden şeyhlere tesadüf edilmeğe başlanmıştır. Yusuf Has Hacib ve Ahmed Yesevî’nin ortaya çıkışma kadar Türkler arasında Muhammed Ma’şûk Tûsi, Emir Ali Abû gibi mutasavvıflar da yetişti. Ahmed Yesevî ile birlikte tasavvuf hareketi Türkler arasında genel bir hâl aldı. Çünkü Ahmed Yesevî bu dönemde; Mansur Ata, Harezmli Sa’id Ata, Süleyman Hakîm Ata, Lokman Perende gibi halifeleri ve binlerce müridi yetiştirip muhtelif Türk bölgelerine gönderdi. Yesevî’nin kurduğu bu tarikat, bunlar eliyle Türkistan’da ve daha sonra da Anadolu ve Balkanlar’da hızla yaygınlaştı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Birçok kültür hareketlerinin merkeziliğini yapan Horasan, Sûfî hareketlerinin de önemli bir merkeziydi. Mâverâü’n-nehr İslamlaştıktan sonra Sûfîlik cereyanı, Türkistan’a da girmiştir. Hicrî III. yüzyılda Sûfîlerle dolu olan Hemedan, Nişabur ve Merv’den sonra, IV. yüzyılda da Buhâra ve Fergana’da mutasavvıflar çoğalmıştır. Bu gelişmeler sırasında, Fergana Türkleri, kendi şeyhlerine “Bab” adını vermişlerdir. Daha önce Horasan’a gelen Türkler arasından “Mehmet (Muhammed) Ma’şuk” ve “Emr Ali Abu” gibi bazı tanınmış Sûfîler yetişmiştir. Böylece Sûfîlik cereyanı; Buhara, Semerkand ve Kaşgar gibi İslam merkezlerinden gelen dervişler, göçebe Türkler arasına girmiş ve onlara yeni fikirler götürmüşlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hoca Ahmed Yesevî’nin şöhreti, bütün Türk-İslam Dünyasına yayılmıştır. Bilhassa Cengiz istilâsı esnasında Harezm, Horasan ve Azerbaycan yoluyla Anadolu’ya gelen Yesevî halifeleri, Türk milletinin İslamiyeti bir gönül dini olarak sevmelerinde ilk ve tek öncü olmuşlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ahmed Yesevî’nin millî tarz, şekil ve sofiyâne hikmetlerinin ortaya koyduğu millî ve manevî muhtevalı manzumeleri, daha sonra Anadolu’da bir Yunus tarzı’nın doğmasında ve dolayısıyla Anadolu Türk Sûfîlerinin ilahilerinde esas mayayı teşkil edecektir. Türk tarihinde “Horasan erenleri” adıyla bilinen birinci grup; yani ilk erenler, şüphesiz Ahmed Yesevî’nin kaynağından beslenmişlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İkinci grup ise; “XIII. asırda Yesevî dervişleriyle birlikte Anadolu’ya gelmeye başlayan Şia mezhebine dahil Kalenderiye, Haydariye mensuplaradır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
M. F. Köprülü, “heterodoxe bir mahiyet arz eden bu bâtıniler zümresini, saf Müslümanlığın batıl fikirlerle yıpranmasını isteyen müsebbipler zümresi” şeklinde değerlendirmektedir. Köprülü’ye göre bu batıl propagandacılar “şehirden ziyade köylerde ve göçebeler arasında müsait bir zemin buluyorlardı. Babâîler kıyamının âmilleri olan bu Türkmen Babaları, şüphesiz birbirine çok hulul etmiş olan Alevî zümrelere mensup ve eski Türk Şamanlarma benzeyen Türk dervişleri idi. Moğol istilâsından sonra yakın Şark-İslam ülkelerinde, Suriye, Mısır-Memlük İmparatorluğu’nun mutaassıp sahasında “heteredoxe zümrelerin çoğaldığı” da tarihî bir gerçektir" diyerek değerlendirmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslam şeriatının koruyucu kalesi sayabileceğimiz Selçuklu Türkleri bünyesindeki mutasavvıflardan; Fahreddin-i Irakî, Evhaddedin-i Kirmanî, Konevî ve Mevlâna; bu bâtıl tarikatların gelişmesini kısmen de olsa önleyebilmiş, güçlü bir alternatif olarak karşı koyabilmişlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?