İran mitolojisinde ilk insan ve yeryüzünün ilk hükümdarı kimdir?
Yayımlanmış cevap
Keyûmers, yaşadığı çağın en büyük kişiliği, İranlılar tarafından ilk insan ve yeryüzünün ilk hükümdarı olarak bilinir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
387 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Keyûmers, yaşadığı çağın en büyük kişiliği, İranlılar tarafından ilk insan ve yeryüzünün ilk hükümdarı olarak bilinir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski İran’da Mihr, büyük tanrılardan biri, aynı zamanda “aydınlık meleği”nin adı, sevgi, dostluk, şefkat ve sözünde durmanın, aydınlık ve mutluluğun sembolü olarak bilinir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anahita, dört temel öge arasında yer alan suyun koruyucusu ve sorumlusu meleğin adıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anahita’nın, dört beyaz atın çektiği bir arabası vardır. Atları; bulut, yağmur, kar ve doludur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sîmorğ’un Zâl hikâyesindeki etkin rolü özetle şöyledir: Sâm’ın ak saçlı bir çocuğu olur. Oğlunun beyaz saçlı olduğun görünce, çocuğu bu haliyle görenlerin kendisini alaya alacaklarını düşünerek Sâm, bu çocuğun çok uzaklarda bir dağa bırakılmasını emreder. Emir yerine getirilir. Sîmorğ, yavrularına yem bulmak için dolaşırken onu acınacak halde bulur ve alarak yuvasına götürür. Ancak yücelerden ilahî bir ses ona; bu çocuğu korumasını, besleyip büyütmesini, çünkü onun büyük bir kişi olacağını söyler. Sîmorğ çocuğu besler ve büyütür. Delikanlı olduğunda adı sanı her tarafa yayılır. Bir gece babası Sâm, rüyasında bütün heybetiyle oğlunu görür: Zâl, babasına sitem etmektedir. Bunun üzerine babası yola koyulur ve Elburz Dağı’na gider. Orada Sîmorğ’u bulur ve oğlunu teslim alır. Rivayetlerdeki anlatımlara göre Zâl, daha sonra iki kez daha Sîmorğ’dan yardım ister. Sıkıntıda kaldığı anlarda Sîmorğ kendisine görünür, olağanüstü gücü ve gizli yetenekleriyle çözemediği problemleri ortadan kaldırmada kendisine yardımcı olur. Eşi Rûdâbe’nin, Rüstem’i doğurması esnasında çok sıkıntılı bir anda yardıma koşar. Rüstem-İsfendiyâr savaşında Rüstem’in yanında yer alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anka ve Zümrüdüanka.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bütün ölüler dirilerek Mihr, Surûş ve Reşn’in huzurunda yargılandıktan sonra Çînvâd Köprüsü’nden geçerler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Surûş, İslâm kültüründe ve buna bağımlı olarak da Fars edebiyatında Cebrail ile benzeşmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şebdîz; “gece rengi”, “siyah” anlamlarını ifade eder. “Şebreng: gece rengi”, şekliyle de bilinen Şebdîz, Sasanî hükümdarı Husrev-i Pervîz’in ünlü atının adıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İranlılar, bu gecenin uğursuzluklarından korunmak için sabah güneş doğuncaya kadar ateşler yakarak çevresinde eğlenir, sofralar kurar ve meyezd dağıtırlardı. Bu tören, farklılıklarla da olsa günümüze kadar gelmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu gecenin uğursuz sayılmasının nedenleri arasında, kışın şiddetli soğuğuyla birlikte karanlıklar Ehrimen’inin saldırılarının sürmesi yer alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İranlılar, bu gecenin Mitra’nın doğum gecesi olduğuna inanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan şiirinin yapısını anlamak için onun tarih boyunca gelişen kültürlerden aldığı zenginlikleri bilmek gerekir. Zira Divan şiirinin temelleri ne sadece İslâm medeniyeti dairesi içinde gelişen kültüre ne de Yakındoğu İslâmî klâsik edebiyatının şiir anlayışına dayanmaktadır. Bu temel, İslâmiyet hatta Hristiyanlık öncesindeki Yakındoğu kültürüne uzanmaktadır. Tarih boyunca Yakındoğu’da pek çok devlet kurulmuş, değişik dinler, inançlar gelişmiş ve bu bölgede yaşayan halk bu gelişmeleri eski şekilleriyle birlikte İslâm kültürünün içinde yaşatmış; çoğu kez de eski tasavvurları ve imajları bu kültürün içinde yeniden yorumlamış, onları kendine göre yeniden şekillendirmiş, kültürüne çok renkli ve çok yönlü bir görünüm kazandırmıştır. Aydınlar, yazarlar, şairler arasında genel geçer kabuller olarak varlıklarını sürdüren eski kültür öğelerinin en güzel örneklerine, divan edebiyatında ortak kabuller olarak adlandırılabilecek gelenekli söyleyişlerde rastlanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Klâsik İslâm edebiyatındaki romans kahramanı Leylî; İştar, Astarte, Afrodit, Venüs, Beltis, Mylitta Atargatis , Artemis gibi çeşitli adlarla anılan aşk ve savaş tanrıçasının yüzyılları aşarak klâsik Yakındoğu edebiyatına ulaşmış temsilcilerinden en önemlisidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski Babil, Asur devletlerine ait mitolojik hikâyelerde geçen bazı mitolojik motifleri daha iyi anlamak için Babil ve Asur’da kullanılan silindir mühürlerdeki ve bazı rölyeflerdeki sembollerin fotoğraşarını gözden geçirmek gerekir. Bu silindir mühürlerin bazılarında sembolü Venüs yıldızı olan Sümer’in aşk ve savaş tanrıçası İnanna (Semitik, İştar) da resmedilmiştir. İnanna daha sonraki yüzyıllarda aynı mahiyetteki Semitik tanrıça İştar ile aynîleşince hem aşk hem de savaş tanrıçası olmuştur. İnanna/İştar’ın savaş sırasında uyandırdığı korku ve dehşet, Mezopotamya’da aslan ve kaplan sembolleriyle ifade edilmiştir. Ayrıca kaplan, renginin siyahlığı dolayısıyla geceyi ve gece gökyüzünü sembolize etmesi yönünden İnanna’nın sembolü olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yakındoğu ve bizim klâsik edebiyatımızda kaplan hem geceyi, hem de gökyüzünde görünen aşk tanrıçasının yıldızı olan Venüs yıldızıyla ilişkili olmuştur. Genel olarak geceye ait olan unsurlar, Ay ve Venüs yıldızı, hem aşk tanrıçasının sembolü olmuş hem de klâsik İslâm edebiyatındaki aşk hikâyelerinden biri olan Leylî’de simgeleşmiştir. İslâm edebiyatındaki romans kahramanı olan Leylî, kendi adıyla müsemma olmak üzere leyl gece kelimesinin bir türevidir. Doğudaki ideal kadın güzelliği imajına uygun olarak güzelliği, güzel kadını ve sevgiliyi temsil etmektedir. Divan edebiyatında onun güzelliği çoğu kez Aya, Venüs yıldızına benzetilerek ifade edilmiştir. Yine bu bağlamda, Ay ve Venüs yıldızı gibi karanlık gökyüzünü temsil etmesi bakımından kaplan, Leylî ile birlikte divan edebiyatında bulunan motişerdendir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İştar bir röliyefde Anat olarak bir aslanın üstünde ayakta durmakta, bir elinde hayatın sembolü olan yılanı, bir elinde de aşkın sembolü olan lotus çiçeğini tutmaktadır. Fakat o, her zaman hayatın ve aşkın tanrıçası değildir; o, aynı zamanda savaşın, karanlığın ve tehlikenin de tanrıçasıdır. Meselâ bir Kenan mitinde İştar, pencerenin önünde oturup dışarısını seyreden bir fahişedir. O sayısız âşıklarıyla flört eden, onları aşk acısıyla kıvrandırarak öldüren kadındır. Onun bu vasfı Gılgamış efsanesinde de bulunur. Bu da gösteriyor ki İştar’ın sevgisi tehlikeli bir sevgidir. Leylâ, zâlim ve âşıklarını öldüren İştar gibi Mecnûn’a zulmetmemiş olsa da, Mecnûn’un aklını kaybetmesine sebep olmuştur. Aynı şekilde divan edebiyatında Leylî’nin çeşitli versiyonları olan sevgili de bakışlarıyla âşığını öldüren, acımasız, başkalarıyla flört eden kadındır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hasedden yere çalmış şîr-i çarh evreng-i hurşîdi Gönül Kaysı peleng-i kulle-i kühsâra yaslanmış [Kıskançlığından evrenin aslanı, güneşin tahtını yere çalmış; gönül Kaysı dağın tepesindeki kaplana yaslanmış.] Bu beyitte Leylî ile Mecnûn mazmunun gizlendiği aslan motiş yer almaktadır. Gece ve gündüzü meydana getirmek üzere daire, çarh çizen güneş, kıskançlığından gurup vakti güneşinin, hurşidin tahtını yere çalmıştır. Venüs yıldızına hiçbir vakit ulaşamayacak olan güneş, kıskançlığından akşam güneşinin tahtını yere çalmış, onu yok etmiştir. Dolayısıyla dağ tepesi olarak sembolize edilen gökyüzüne karanlık yayılmıştır. Kaplana benzetilen bu karanlığa ise gönül Kaysı yaslanmıştır. Güneş battıktan sonra gökyüzünde ilk yükselen yıldız Venüs yıldızıdır ve gönül Kaysı Venüs yıldızını beklemektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir peleng-i cân-şikâr-ı kulle-i kühsâr-ı hüsn Bî-’aded hâl-i siyâhî ile nigâr-ı hâl-dâr [Sayısız siyah benleriyle bezenmiş güzel, güzellik dağının tepesindeki can avlayan bir kaplan gibidir.] Bu beyitte de yine önce bir tabiat tasviri ile karşılaşmaktayız. Dağ olarak tasavvur edilen gökyüzünü kaplamış karanlık, bir leopar gibidir. Çünkü bu karanlık gece binlerce yıldızlarıyla tıpkı derisi süslü beneklerle dolu ve dağ tepelerinde yaşayan bir kaplana benzer. Böyle yıldızlarla bezenmiş gece aslında şairde sayısız benle süslenmiş güzel bir kadını (sevgiliyi) anımsatmaktadır. Bu kaplan da yurdu dağların tepesinde olan gerçek kaplan gibi av peşindedir ve can avlamaktadır. Bu beyitte sevgilinin tıpkı aşk tanrıçası gibi zalim bir güzel olduğu anlaşılmaktadır. Divan edebiyatında zalim, aşığa ıstırap çektirmekten hoşlanan sevgili tasavvurunun; gökyüzünde karanlığın basmasıyla pırıl pırıl parlayan Venüs yıldızıyla simgelenen eski aşk ilahesine ne kadar yakın olduğunu görürüz. Beyitteki siyah benler ifadesiyle de sevgilinin kaplanla olduğu gibi siyah renkle olan ilişkisine de işaret edilmesi, beyitte Leylâ mazmununun bulunduğunu düşündürmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan edebiyatında yılan sevgilinin saçıdır. Genel olarak bu benzerlik sevgilinin saçının kıvrım kıvrım ve uzun olmasına dayanmaktadır, çünkü yılan da kıvrılarak hareket eder ve uzundur. Tanrıçanın elindeki yılan artık sevgilinin saçını mecazen sembolize etmiş olmasına rağmen yine de eski anlamına yakın bir anlamda beyitlerde muhafaza edilmiştir. Zira divan edebiyatında saç, uzunluğu bakımında ömrü yani hayatı sembolize eder. Sevgilinin yılana benzeyen saçı da zalim ve acımasız aşk ve savaş tanrıçasının elindeki yılan gibi hayatı sembolize etmektedir. Âşıklarına mutluluk getirmeyen zalim tanrıça gibi sevgili de saçının uzun ve siyah tellerine bağlanan âşıklarını ıstırapla kıvrandırmakta ve acıyla ağlatmaktadır. Sevgilinin uzun ve siyah saçlarının uçlarına bağlanmış olan âşıklar ise hayatları boyunca karanlıkta, aç, şaşkın, yolunu bulamayarak yerlerde sürünmektedirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gül ve gül bahçesine benzetilen sevgilinin yüzü, bu beyitte cennetteki gül bahçesine benzemektedir. Yüz, aydınlık ve güneşle ilgili bir konum içinde bulunmaktadır. Aynı şekilde ikinci mısrada gece de siyah rengi dolayısıyla siyah renkli zülf/saçla aynı konum içindedir. Şair gündüz vakti sevgilinin yüzünü, gece olunca da saçını görmek ümidine düşer. Fakat şair beyitte gözlerem redişni kullanarak ne sevgilisinin yüzünü ne de saçını görebildiğini, ancak onların yerine güneşin aydınlığını ve gecenin karanlığını seyrettiğini ironik bir ifadeyle belirtir.Bizim için önemli olan bu beyitte yine saçın ömr-i câvidânî olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Beyitte hayvan kelimesinin aşağılık adam, canlı anlamlarından ilki kullanılmış, iham-ı tenasüp sanatıyla ikinci anlamı da âb-ı hayvan ifadesiyle okuyucuya hatırlatılmıştır.Sümbül, istiare-i musahhara ile saçın benzetilenidir. Leb dudak ve sümbül kelimelerinin ikinci mısradaki karşılıkları ise âb-ı hayât ve ömr-i câvidândır. Bu beyitte yine bizim için önemli olan ömr-i câvidânın saç ile ilişkili olarak kullanılmış olmasıdır. Bu da gösteriyor ki sevgilinin saçı sadece ömür değil, fakat ebedi bir ömür, ebedi bir hayattır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu beytin kalıplaşmış imajı, sevgilinin uzun siyah saçlarına bağlanmış gönüllerdir. Beytin anlamını anlamak için, divan edebiyatındaki âşıkların gönlü sevgilinin saçının ucuna bağlıdır şeklindeki kabulünü burada bir kez daha hatırlatalım. Sevdâ siyah renk, karanlık ve aşk anlamlarında beyitte tevriyeli olarak iki anlamıyla da kullanılmıştır. Uzun kelimesi de hem saçın hem de ömrün uzunluğuna işaret etmekte ve uzun saç ömür ipine benzetilmektedir. Ancak, âşıkların gönüllerinin bağlandığı sevgilinin siyah uzun saçı devamlı hareket eden rüzgârla savrulan ve darmadağınık bir saçtır. Böylece karanlık, dağınık bir yerde olmak âşığı devamlı karmaşa ve şaşkınlık içinde bırakır. Aynı şekilde de insan hayatının devamı ve bitişi de kesin değildir. Ne saçta ne de ömürde bir kesinlik, sağlamlık yoktur. Bu açıdan sevgilinin uzun siyah saçı ve ömür ipi birbirine benzetilmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Divan edebiyatında da saç-yılan-ömür kavramları arasında açık bir ilişki bulunmaktadır. Ancak saç-yılan-ömür arasındaki bu ilişki divan edebiyatında çeşitli kalıplaşmış imajların gelişmesiyle birbirinden ayrı söylemler içerisindeki iki ayrı grupta toplanmıştır; saç-ömür; saç-yılan. Bu iki ana gruptaki ilişkiler zamanla daha başka imajları da kendi etraşarında toplamışlardır. Bazen de saç- ömür ve saç-yılan birbirleriyle bir beyitte başka söylemlerle birleşerek yan yana gelmişlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Saç sevgilinin yüzünü çevrelemekte ve yüzü örtmektedir. Dolayısıyla nefesiyle hayat bağışlayan dudağı da örtmektedir. Tıpkı âb-ı hayât’ın karanlıklar içinde saklı olduğunun düşünüldüğü gibi.Bir başka kalıplaşmış imaj da bizi başka bir saç ve yılan ilişkisine götürür. Yılan gizli hazinenin bekçisidir. Yılanın gizli hazinenin bekçisi olduğu durumlarda bu gizli hazine bazen sevgilinin yüzü veya yüzündeki dudağı olur.Dolayısıyla bu hazineyi bekleyen saç da yılana benzetilir. Böyle bir söylemde, yüz parlaklığı, dudak hayat bahşedici vasfıyla su ile ilişkili olur; böylece hayat(su)-yılansaç bir arada düşünülür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?