İstanbul’da inşa edilen ilk barok mimari özellikli cami hangisidir?
Yayımlanmış cevap
Nuruosmaniye Camii’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
266 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Nuruosmaniye Camii’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Lale Devri ile başlamıştır. Lale Devri’ndeki değişim ise bir zihniyet dönüşümünden ziyade şahsi zevklerin biraz da ülke sorunlarının göz ardı edilerek öne çıkarılmasıdır. Öyle ki devletin günden güne borçlarının artmasına rağmen gerek yaşayış biçiminde gerekse mimari yapıların görkeminde gözle görülür artış vardır. Lale Devri’nde klasik Osmanlı mimarisi aşırı süslü bir hâle bürünür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gedikpaşa Tiyatrosu’nun kurucusu, ilk Türkçe oyunları sahneleyen kişidir. Güllü Agop, Türkçe oyunlar sahneleyen Ermeni oyuncuların şivelerini düzeltmesi ve Türkçe oyunların sahnelenme sayısının artmasında çok önemli bir rol oynar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1860’ta Şinasi’nin Şair Evlenmesi ile başlayan tiyatro oyunu yazma geleneği, çevirilerle birlikte yüzyılın sonuna kadar geride yüzlerce yazılmış ve kimisi oynanmış oyun bırakmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
3’e ayrılır. Halk müziği, klasik Türk musikisi ve tasavvuf musikisi şeklindedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
III. Selim Dönemi’nde boru trampet takımının askerî eğitimiyle sınırlı olan değişim, II. Mahmut’un Mehterhâneyi Humayun’u kaldırıp Muzikayı Humayun (Mızıkayı Humayun)’u kurması ile devam eder (1826- 1828). Zaman içinde Batı klasiğinin önce saray çevresinde dinlenmeye başlaması adımlar arasındadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlk Türk bandosunun kurucusu Giuseppe Donizetti, Batı müziğinin yaygınlaşmasında en önemli isimlerden birisidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlk Türk Opereti Dikran Çuhacıyan’ın Arif’in Hilesi eseridir. Bunu Kemanî Haydar Bey’in Pembe Kız’ı takip eder
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Güzel Sanatlar Okulu anlamına gelmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Resim sanatının gerçek anlamda gelişimini ve profesyonel bir biçimde icrasını sağlayacak kurumsa “Sanayi-i Nefise Mektebi” olur. II. Abdülhamit Dönemi’nde kurulan pek çok kuruluştan biri olan Sanayi-i Nefise, Osman Hamdi Bey (1842-1910)’in 1882’de müdürlüğe tayini ile resmen kurulur. Paris Güzel Sanatlar Okulundan ilham alınarak kurulan mektepte, gayrimüslim ve tamamı erkek öğrencilere sadece resim değil heykel ve mimarlık alanında da eğitim verilir. Eğitmenler de çoğunlukla yabancıdır. Kızlar için “İnas (Kızlar) Sanayi-i Nefise Mektebi” ancak 1914 kurulabilecektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlk sergiler ufak tefek sanatsal etkinlikler iken gerçek anlamda ilk büyük sergi Şeker Ahmed Paşa tarafından yerli ve yabancı ressamların katılımıyla 1873’te açılır. Sanayi-i Nefise de eserlerini zaman zaman sergiler. İlk kişisel sergiyi de Şeker Ahmed Paşa (1841- 1907) 1900’de Pera Palas’ta açmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kılık ve kıyafet değişimi de diğer birçok Batılılaşma unsurlarında olduğu gibi ilkin askerî sahada olur. Osmanlı askerleri yıllarca Müslüman Türk geleneği içinde üniformalar giyerken III. Selim ve II. Mahmut’tan itibaren Avrupa tarzı üniformalar giymeye başlar. Nasıl ki kültürel hayatta piyano çalmak, klasik müzik dinlemek gibi birtakım sembollerle Avrupa ruhunun yakalanacağı yanılsaması varsa burada da Avrupa’nın gücünü ve başarısını sembolize eden bu giysilerin giyilmesiyle ordunun nizama geleceği düşünülür. Yeni ordu için 1826’da çıkarılan yönetmelikte, askerlerin üniformalarının Avrupa stilinde ceket ve pantolondan ibaret olduğu belirtilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1829 yılında kıyafet reformu genişletilir ve sivilleri de içine alır. Cübbe ve sarık ulemaya bırakılırken memurların giyim ve kuşamı nizam altına alınır. Siviller için fes zorunluğu gelir. Cübbe ve terliğin yerine de redingotlar, pelerinler, pantolonlar ve siyah derili potinler geçer. Mücevherat, kürk ve diğer süsler gider ve hatta sakallar bile kırpılır. Bizzat Sultan buna örnek olur ve saraydan paşalara, onlardan da çeşitli memur tabakalarına yayılır. Aynı zamanda Avrupa sandalye ve masaları eski düzenin divan ve yastıkları yanında gözükmeye başlar. Avrupalı sosyal âdetler benimsenir. Sultan yabancı diplomatları Osmanlı protokolüne göre değil, Avrupa protokolüne göre kabul etmeğe başlar. Resepsiyonlar verip misafirleriyle sohbet eder. Fransa’da olduğu gibi perşembe günü tatil edilir. Sultanın portresi de devlet dairelerinin duvarlarına asılır. Osmanlı toplumunun en çok savunma hâlini aldığı konulardan birisi giyim ve kuşam olmuştur. Sanat, zaman zaman ilişki kurduğumuz, istemezsek uzak durduğumuz bir faaliyet iken giyinmek insanın sürekli yaptığı bir şeydir. Ayrıca toplumların karakteristik bir giyinme biçimi vardır. Kısacası giyim, kuşam tarzı Osmanlı insanının muhafazakâr zihniyetinin sembolü gibidir. Bu yüzden de değişimi dirençle karşılaşır. Abdülaziz’in redingot giydiği için “gavur padişah” diye tavsif edilmesi bununla ilgilidir. Sarıktan fese geçişin de festen şapkaya geçişin de inkılaplar içinde halk tarafından en çok eleştirilenler olmasında da bu zihniyetin payı büyüktür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Lale Devri’nde Sultan III. Ahmet zamanında basılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Avrupa hiçbir zaman Osmanlı için topyekûn uzak, ayrı ve tanınmayan bir dünya olmamıştır. Ancak Osmanlı’nın Avrupa’daki siyasal ve sosyal değişimleri ve daha da önemlisi bu değişimlerin altında yatan sebepleri iyi analiz edip ona göre konumlandığını söylemek de kolay değildir. Osmanlı askerî bakımdan gücünü devam ettirdiği müddetçe bilimsel, sanatsal, felsefi vb. açılardan gelişmeyi çok önemsememiştir. Ne zaman ki üstün olduğunu düşündüğü Batı karşısında mağlubiyetler almaya başlar, işte o zaman modernleşmek zorunda kalır. Kısacası Osmanlı modernleşmesi bir zaruretten doğmuştur ve bu zaruretse Avrupa’yı tanımaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Önce askerî alanda başlayan modernleşme çabaları daha sonra siyasi ve sosyal hayata da sirayet etmiş ve böylelikle yeni bir medeniyet dairesinin içine girilmiştir. Saray çevresinde başlayan medeniyet değişimi, suya atılan taş gibi yayılarak etkinlik alanını genişletmiştir. Saray ve bürokrasi çevresi eğitimi ve bilişsel düzeyi itibarıyla Batı’dan gelen etkilere halka göre daha açıktır ve Batı kültürünü kabullenmeleri de daha çabuk olur. Askerî yapıda başlayan değişim, siyasi, iktisadi, sanatsal alanlarda devam edip en son gündelik hayata kadar ulaşır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Müslüman Türk toplumunun zihniyetini belirleyen temel amilin din olması, toplumun Hristiyan Avrupa’yı tek cepheden ve bir bütün olarak görmesine yol açar ve Avrupa’yı sadece kâfir olarak görmek, doğal olarak beraberinde öfkeyi getirir. Bu da Türk toplumunda Avrupa’dan gelen pek çok şeye karşı refleks oluşturur. Tanzimat tam da bu krizin ifadesidir. Tanzimat’la zirveye çıkan iki medeniyet arasında kalmışlık, Türk toplumunda “Doğu-Batı”, “yeni-eski”, “modern-geleneksel” gibi belki hâlâ da çözemediğimiz pek çok meseleyi de beraberinde getirmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sultan Abdülaziz darbe sonucu tahttan indirildikten sonra onun yerine yeğeni V. Murat tahta geçmiş, 93 gün boyunca tahtta kaldıktan sonra akli dengesinin bozulduğu gerekçesiyle 31 Ağustos 1876’da padişahlık makamından indirilmiştir. Yerine de kardeşi II. Abdülhamit tahta geçmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çeviri ve telif eserleri bulunan Müteferrika, Polonyalı bir misyonerden Latinceden çevirdiği Târih-i Seyyâh gibi bazı eserlerini matbaasında basar. Müteferrika’nın pusula ile ilgili çeşitli yazıları topladığı Füyuzât-ı Mıknatısiyye, Tevrat ve İncil’i eleştirip tevhidi savunduğu Risale-i İslamiyye (1710) ve Usûl el-Hikem fî Nizâm el- Ünem isimli milletlerin düzenine dair bilgiler içeren Fransızcadan çevirisi vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlı minyatür sanatı içinde Matrakçı Nasuh, Nakkaş Hasan, Seyyid Lokman vb. onlarca değerli minyatür sanatçısı vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Abdülmecid’in musiki düşkünlüğü öylesine ileridedir ki klasik müzik tarihinin yapı taşlarından biri olan piyanist Franz Listz (1811-1886) bile 1847’de İstanbul’da biri sarayda olmak üzere iki konser verir. Yine Macar besteci August von Adelburg (1830-1873) ve İtalyan kemancı Luigi Arditi (1822-1903) de İstanbul’da konserler veren müzisyenlerdendir. Abdülmecid bu konserlerin hemen hepsine iştirak etmiştir. Daha ilginci bu bestekârların bazıları Abdülmecid için marş bestelemiştir. Ayrıca Henri Vieuxtemps, Johann Strauss, Camille Saint-Saens de Abdülmecid için marş bestelemiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Doğru yanıt Mehmed Ağa'dır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Savaşlardaki mağlubiyetler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1. Mühendishâne-yi Bahrî-i Hümâyûn’un kurulması 2. Mühendishâne-yi Berrî-i Hümâyûn’un kurulması 3. Âsakir-i Mansure-yi Muhammediye’nin kurulması 4. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tanzimat Fermanı’nın hazırlayıcısı Mustafa Reşid Paşa'dır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?