Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
181 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Sosyal politika kavramı ilk kez 19. yüzyılın ilk yarısında Wilhelm Heinrich Riehl tarafından kullanılmıştır. Sosyal politika bilim dalının teorisinin ise yine Alman bir bilim adamı olan Otto Von Zwideneck Südenhorst tarafından ortaya atıldığı kabul edilmektedir (Şenkal, 2007: 27). Sosyal politika biliminin temellerinin Almanya’da atılması, Sanayi Devrimi’nin İngiltere’de başlamış olduğu ve sosyal politika ile sanayileşme arasında direkt bir ilişki bulunduğu düşünüldüğünde, üstünde durulması gereken bir konudur. Sanayileşmenin önce İngiltere’de başlaması ve İngiltere ile Amerika Birleşik Devletlerinin birinci kuşak sanayileşmiş ülkeler olduğu göz önünde bulundurulursa Almanya, ikinci kuşak sanayileşen ülkeler arasındadır ve devlet eliyle sanayileşmenin yaşandığı bir ülke olarak görülmektedir. Ayrıca Almanya’daki sanayileşme, birinci kuşak ülkelerin ardından gerçekleştiği için bu ülkelerin deneyimlerinden yararlanma imkânı söz konusudur. Bu çerçevede sanayileşmenin kötü yüzü olarak ortaya çıkan uzun çalışma saatleri, parçalanan aile yaşamı, bireylerin sosyal hayattan uzaklaşması ve yabancılaşmaya karşı devletin önlem alma gerekliliğine olan inanç, sosyal politika biliminin temellerinin Almanya’da atılması için uygun ortamı yaratmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dar anlamda sosyal politika kavramı bu bilim dalının ortaya çıktığı zamanlardaki kapsamını vurgulamaktadır. Buna göre dar anlamda sosyal politika, işçi statüsünde çalışanların iş ilişkileri ve çalışma yaşamında korunması amacıyla devletçe alınan karar ve sürdürülen uygulamaları konu alan bilim dalıdır. Dar anlamda sosyal politika, kapitalist ekonomi düzeninden hareket eden, sadece işçi ve işveren veya sermaye ve emek sınıfı arasındaki mücadeleyi konu edinen, bu iki sınıf arasındaki mücadeleye sadece iş ilişkileri çerçevesinde yaklaşan, amacı toplum düzeninin korunması ve sürdürülmesi olan düzenlemeler bütünüdür
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın bir bilim dalı olarak ortaya çıkmasında büyük etkisi olan Sanayi Devrimi, sosyal politikanın yalnızca dar anlamdaki tanımına temel teşkil etmektedir. Bu yaklaşım ile günümüzdeki sosyal sorunlara çerçeve oluşturmak mümkün değildir. İnsanların birlikte yaşamaları ile başlayan sosyal sorunlar ve sosyal sorunlara çözüm bulma arayışı Sanayi Devrimi’nin doğurduğu sınıflı toplum yapısı ve kapitalist ekonomik sistemin devamı amacıyla zorunlu hale gelmiş ve toplumun refahına hizmet edecek politikalar üretme gerekliliği dolayısıyla sosyal politika bilimi doğmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Geniş anlamda sosyal politika kavramı, birkaç şekilde tanımlanabilmektedir. Kapsamının genişliği vurgulanmak istendiğinde “toplumun bağımlı çalışan ekonomik yönden güçsüz ve özel olarak bakım, gözetim, yardım, desteklenme gereksinimi duyan kesimlerinin ve grupların karşılaştıkları ya da karşılaşabilecekleri risklere, olumsuzluklara karşı en geniş biçimde korunmalarına yönelik kamusal politikaları konu alan sosyal bilim dalı” tanımı yapılabilmektedir. Topluma bakış açısının ideolojik sınıf kavramından farklı olduğu vurgulanmak istendiğinde “topluma bir bütün olarak bakan, toplum içinde bütün sınıfları ilgilendiren çok çeşitli konuları sınıf farkı gözetmeksizin ele alan bir disiplin” tanımı yapılabilmektedir. Geniş anlamda sosyal politikanın toplumsal ve siyasi hayattaki durumu vurgulanmak istendiğinde ise varlığını liberal devlet anlayışına ve bu anlayışı değiştirmek isteyen mücadelelere, demokratik siyasi rejimlere, eşit oy hakkına borçlu bir bilim dalı tanımı yapılabilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın ortaya çıkışını hazırlayan koşullar temelde iki tarihsel gerçeğe dayanmakla beraber tarihin akışı içinde birçok olayla ilişkilendirilebilir. Sosyal politikanın ortaya çıkışına yol açan ilk olay Fransız İhtilali ve ihtilal sonrası ortaya çıkan düşünce ortamıyken diğeri Sanayi Devrimi’dir. Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi yaklaşık aynı zamanlarda gerçekleşen ve birbirini tamamlayan etkilere sahip olan iki gelişmedir. Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi ve sonrasında ortaya çıkan ekonomik ve toplumsal ilişkilerin gelişmesini sağlayan fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamış, siyasal yapıları değiştirmiş ve Sanayi Devrimi’nin doğuşunu hızlandırmıştır. Sanayi Devrimi ise doğrudan doğruya teknolojik bir gelişim süreci ile hem ekonomik bir değişim yaratmış hem de sosyal politikanın doğuşunu, ortaya çıkardığı kavramlar üzerinden belirlemiştir. Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkardığı bağımlı çalışanlar ve kapitalist ekonomik sistem, sosyal politikanın kavramsal çerçevesinin çizilmesinde referans noktaları olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın kişi bakımından kapsamı, sosyal sorunların farklılaşmasına paralel olarak dinamik bir gelişim göstermiştir. Sosyal politikanın bir bilim dalı olarak ortaya çıktığı süreçte işçi sınıfı, sosyal politikanın kişi bakımından kapsamını oluşturan tek kesimdi. Ancak çalışma yaşamının değişimi, kamu kesimi ve hizmetler sektörünün gelişimi ile birlikte sadece işçi kesimi değil, kamu görevlileri de sosyal politikanın kapsamına girmiştir. Sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanması açısından özel bir önem taşıyan ekonomik yönden güçsüzler yanında özel olarak korunması gereken toplum kesimleri de sosyal politikanın kapsamını belirlemede önemli bir yere sahip olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bağımlı statüler altında çalışanlar sosyal politikanın kişi bakımından kapsamını oluşturan ilk gruptur. Bağımlı statüde çalışma kavramının içine yalnız işçiler değil sözleşmeli çalışanlar, kamu görevlileri, memurlar ve başka statüler altında bağımlı olarak çalışan kesimler girmektedir. Bağımlı çalışanların statülerindeki farklılıktan bağımsız olarak ortak yönleri, üretim araçlarına sahip olmamaları ve emeklerini bir işverenin emrine vererek ücret veya maaş olarak adlandırılan bir gelir elde etmeleridir. Bu gelir bağımlı çalışanların çoğu kez tek geliridir. Bağımlı çalışanların genellikle ücret gelirlerinden başka bir gelir güvenceleri yoktur ve işverenin emrine verdikleri emek, sahip oldukları, piyasa içerisinde gelir getirebilecek tek üretim faktörleridir. Bağımlı çalışmanın hukuk sistemlerinde düzenlenen üç unsuru söz konusudur. Buna göre teknik bağımlılık, çalışanın işverene işin yapılması ve yürütülmesi, yöntemi ve koşulları bakımından bağlı olmasını ifade etmektedir. Hukuki bağımlılık, çalışanın işverenin emir ve otoritesine tabi olması, işin yürütülmesi ile ilgili olarak işverene denetim ve yaptırım anlamında bağlı olması anlamını taşımaktadır. Ekonomik bağımlılık ise yaptığı iş karşılığında düzenli ve sürekli bir gelir elde etmesini ve ekonomik yönden işverene bağımlı olmasını ifade etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonomik yönden güçsüz kesimler, sosyal politikanın doğrudan ilgi alanındaki bir diğer kesimdir. Ekonomik yönden güçsüz kesimler toplumda yeterli, düzenli ve sürekli bir gelir güvencesinden yoksun kesimler olarak tanımlanabilir (Altan, 2009: 6). İşsizler, sermayeleri olmayan ya da sınırlı olan küçük esnaflar, bir sanatı ve becerisi olmasına rağmen yeterli kaynağa sahip olmayan ve gerekli pazarlara ulaşamayan sanatkârlar, topraksız köylüler ve yeterli arazisi olmayan küçük çiftçiler ekonomik yönden güçsüz kesimler içerisinde yer almaktadırlar. Ekonomik yönden güçsüz kesimlerin korunması gerekliliği, sosyal devlet ilkesi içerisinde kendisine hukuki zemin bulmuştur. II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan sosyal devlet anlayışı, bireyi ekonomik faaliyetler dolayısıyla koruma çabasında olan, piyasa mekanizması dışında bireylere gelir güvencesi sağlayan anlayışı dolayısıyla ekonomik yönden güçsüz kesimlerin korunmasında önemli rol oynamıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplumsal hayatta bazı kesimler özel olarak korunmaya muhtaçtırlar. Bu kesimlerin toplum içerisinde var olmaları ve toplumla bütünleşmeleri kolay olmamaktadır. Bu nedenle bu kesimlere ilişkin sosyal politikalar üretilmek durumunda kalınmaktadır. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, eski hükümlüler, gençler, kadınlar, göçmenler ve tüketiciler olarak toplumun tamamı bu grupta yer almaktadır. Çocuklar, topluma uyum sağlama noktasında eğitimleri ve çalışma hayatındaki koşullar dolayısıyla özel olarak korunma ihtiyacı duymaktadırlar. Yaşlılar, çalışma yaşamından ayrıldıkları andan itibaren ekonomik anlamda ve yaşlılıkları süresince bakım ve gözetim olanakları itibarıyla aynı durumdadırlar. Tüketiciler en fazla istismara uğrayan kesim olarak; özürlüler, yetersizlikleri dolayısıyla toplumla bütünleşmelerini zorlaştıracak her türlü konuda; eski hükümlüler, topluma uyumları noktasında; gençler, işgücü piyasasına girişleri anlamında ve eğitimleri noktasında; kadınlar, fiziksel durumları, kadın olmak ve bu nedenle hiçbir ayrımcılığa uğratılmamak noktasında; göçmenler de, çalışma koşulları anlamında özel olarak korunmalıdırlar. Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde bütün bu kesimler bazı özel uygulamalar ve politikalar ile korunma altına alınmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın kapsamındaki kesimlerin hangi konularda korunacağı, sosyal politikanın konu bakımından kapsamını ifade etmektedir. Sosyal politikanın bir bilim dalı olarak doğuşunu hızlandıran Sanayi Devrimi sonrası, sosyal politikanın ilk konusu, çalışma ilişkilerinde işçilerin korunmasıydı. Ancak artan sosyal sorunlarla birlikte sosyal politikanın konuları da genişlemiştir. Bu bağlamda toplumun refahını ilgilendiren tüm konular, sosyal politikanın da konularıdır. Sosyal politikanın konularına bakıldığında tarihsel akış içerisinde koruyucu iş hukuku mevzuatının oluşturulması, örgütlenme özgürlüğünün elde edilmesi, çalışma hayatındaki risklere karşı sosyal sigortaların oluşturulması ve ücretin korunması sosyal politikanın ilk konuları olarak ifade edilebilir (Tuna - Yalçıntaş, 1997: 102). Ortaya çıktığı yıllarda toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren çalışma ilişkilerindeki aksaklıklar, bir gereklilik olarak sosyal politikanın bu alana daha çok eğilmesine yol açmıştır. Ancak daha sonraları sadece çalışma ilişkileri değil, yoksulluk, istihdam edilebilme, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, sosyal dışlanma, yoksunluk ve çevre sorunları da sosyal politikanın kapsamına girmiştir. Daha doğru bir ifade ile sanayileşme sonrası ortaya çıkan yapı, öncelikle çalışma hayatındaki sorunları yaratmış, daha sonra yoksulluk, işsizlik gibi problemleri üretmiş ve toplumların refahı ile ilgili bir bilim olan sosyal politika da yeni sosyal sorunlar ile kapsamını genişletmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın anlamı ve kamusal niteliği ile ilgili tartışmalar son dönemlerde oldukça hareketlenmiştir. Sosyal devlet anlayışındaki gerileme ve bu anlamda sosyal görevlerin bir kısmının devletten başka kurumlara doğru kaydığı ve bu anlamda refah gereksinimlerinin karşılanmasında yeni aktörlerin ortaya çıktığı konusu tartışılmaya başlanmıştır. Ortaya çıkan yeni aktörlerin en önemlileri, merkezi yönetime kıyasla daha verimli olduğu düşünülen yerel yönetimler, toplumsal yaşamda önemleri giderek artan kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve devlet müdahalesinin sınırlanmasına yönelik olarak ortaya çıkan devletin sosyal görevlerinin piyasalaşmasıdır. Bütün bu olguların arkasında yatan nedenler, ulus devletlerin müdahale alanlarının daralması ve işlevlerinin azalması olarak tanımlanırken bu durum sosyal politikanın düzenleyicisi ve yürütücüsü olan devletin sosyal politika üzerindeki hâkimiyetini ve rolünü sorgular duruma getirmiştir. Bu tartışmalar sosyal politikanın geleceğine ilişkin tartışmalar olarak daha detaylı incelenmeyecektir. Ancak sosyal politikanın kamusal niteliğine ve yürütücüsü olan devletin rol kaybına dair tartışmaların olduğu ve devletin sosyal politikalar açısından daralan bir role sahip olduğu söylenebilmektedir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politika ilke olarak yürütücülüğünü devletin yaptığı, kapsamının da o ülkenin sınırları ile şekillendiği bir düzenlemeler bütünüdür. Bu anlamda bir ülkenin uyguladığı sosyal politikaların karakteristiğini, o ülkenin içinde bulunduğu koşullar belirlemekte ve bir devletin sosyal politikaları o ülkeye has özellikleri içerisinde barındırmaktadır. Ülkelerin ekonomik ve sosyal yapılarındaki farklılıklar, benimsediği yönetim biçimi, hâkim olan ekonomi anlayışı, demografik özellikler, aile yapısı, gelenekler ve kültürel yapı sosyal politikaların belirlenmesinde ülkelere has özelliklerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu anlamda sosyal politikaların ulusal niteliğinden bahsetmek mümkündür. Sosyal politikaların ulusal niteliğine yön verip biçim kazandıran etkenler, iç etkenler ve dış etkenler olarak iki grupta sıralanabilir. İç etkenler içerisinde yönetim biçimi, hukuk düzeni, ekonomik düzen, demografik yapı ve özellikleri, sosyo - kültürel özellikler, endüstri ilişkileri sistemi ile sosyal güvenlik sistemi sayılabilir. Dış etkenler ise sosyal politikaya evrensel nitelik kazandıran unsurlardır. Buna göre ülkenin yönetim biçimi, sosyal politikanın çerçevesini doğrudan biçimlendiren bir etkendir. Demokratik yönetim biçimlerinin benimsendiği ülkelerde sosyal politikanın gelişmesi daha kolaydır. Demokratik yönetimler, sosyal talepler daha kolay dile getirilebildiği ve sosyal mücadelelerin çerçevesi çizildiği için sosyal politikanın güvencesi olmuştur
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın evrensel niteliği anlamında ilk örnekler, sosyal güvenlik sistemlerindeki farklılıkların önüne geçilmesi ve bireylerin emeklilik hakkına sahip olmalarını engelleyici düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına yönelik ikili anlaşmalardır. Uluslararası göçlerin hız kazanması ve ülkeler arasındaki işgücü hareketliliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan ikili anlaşmalar, sosyal politikanın evrensel niteliğinin ilk göstergesidir. İlerleyen zaman içerisinde başta Uluslararası Çalışma Örgütü ve Avrupa Birliği olmak üzere, sosyal politikaların evrensel ve bölgesel anlamda bazı standartlara kavuşturulması amacını taşıyan örgütlerin, sosyal politikaları geliştirmek amacıyla bildirgeler, kararlar ve sözleşmeler ürettiği görülmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın en önemli hedefi, refah seviyesinin yükseltilmesi ve refahın toplumsallaşmasıdır. Bu çerçevede, sosyal politikanın konularında toplum yararına sağlanacak her iyileşme, sosyal politikanın hedefi konumundadır. Sosyal politikanın geniş anlamdaki tanımından hareketle, sosyal politikanın ilk hedefi, refah seviyesinin yükseltilmesi, sosyal sorunların en aza indirgenmesi ve nihayet sosyal sorunları ortaya çıkaracak mekanizmaların ortadan kaldırılmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın önemi, başlı başına toplumun refahını hedef alması ile ilgilidir. Bununla beraber, sosyal politikanın kişi bakımından kapsamındaki kişilerin sayısal çokluğu ve niteliği, sosyal politikanın hedeflerinin aynı zamanda devletin hedefleri ile paralellik göstermesi, özellikle sosyal politikaların gelişmişlik düzeyinin ülkenin ekonomik gelişmesini, refahını yansıtması ve sosyal devlet olmanın göstergesi niteliğini taşıması açısından sosyal politikanın önemi ortaya çıkmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
En yakın ilişkiye sahip olduğu düşünülen bilim dalları ekonomi, sosyoloji, hukuk, endüstri ilişkileri, isan kaynakları yönetimidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyal politikanın dar anlamdaki yorumunun modern toplumlara özgü özgürlük ve eşitlik kavramları ile ifade edilmesi bu yorumun aynı zamanda modern yönünü de ortaya koymaktadır. Sosyal politikanın tanımındaki modern toplum ve öncesindeki döneme ilişkin farklılıklar, tarihsel gelişiminin de Sanayi Devrimi öncesinde ve sonrasındaki gelişmeler şeklindeki bir ayrımla ele alınmasını gerekli kılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
En ilkel dönemlerde dahi bütün toplumlarda iş ilişkilerini düzenleyen birtakım kurallara rastlamak mümkündür. Yazının icat edilerek kullanıldığı Mezopotamya bölgesi en eski yazılı hukuk kurallarının olduğu bölgedir. Bu bölgede kurulmuş Sümer, Babil, Asur, İbrani ve Eti medeniyetlerinin çalışma hayatına ilişkin birtakım yazılı kuralları ortaya koyarak emeğin hukuki statüsüne yönelik önemli adımlar attıkları görülmüştür. Ekonomik yapının tarıma dayandığı ilk çağlarda toplum yapısının aile ekonomisi ve kölelik düzenine dayalı bir yapıda oluştuğu görülmektedir. Bu toplum yapısında beden gücüne dayalı olarak çalışmak ve üretmek köleler ve tutsaklar için geçerli bir çalışma anlayışıdır. Çalışma hür insanlar için onur kırıcı kabul edilmiş ve bu grubun askerlik, sanat, felsefe ve devlet işleri ile ilgilendikleri görülmüştür. Eflatun ve Aristo gibi ilk çağların ünlü düşünürlerinin öngördükleri demokratik düzende; vatandaşların fikri çalışmasının ürünü olan sanat, felsefe ve politika gibi faaliyetlerde bulunmaları, kölelerin ve halkın alt tabakalarının ise toplumun maddi ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ağır işlerde çalışmaları öngörülmüştür. Bu anlayışın üstün sınıflar ve ezilen halklardan kurulu bir imparatorluk kuran Romalıların hukuk düzenine yansıdığı da görülmüştür . İlk çağlarda kölelik düzenine yönelik mücadelelerin, bu düzeni meşru kılan düşünce ve felsefe akımlarının hakim etkisi ile başarıya ulaşamadığı görülmüştür. Dönemin koşulları altında aile üyelerinin ve kölelerin iş ilişkileri ise aile başkanı tarafından onun otoritesi altında düzenlenmiştir. Hemen hemen tümü ile tarımsal faaliyetlere dayalı olan ekonomik yaşam, çoğu kez ailelerin birbirlerinden köle kiralamalarını da gerekli kılmıştır. Ancak bu sözleşmenin bir hizmet sözleşmesi değil kira sözleşmesi olması, taraflar arasındaki iş ilişkisinin eşya hukuku kapsamında ve özel hukuk çerçevesinde düzenlenmesine neden olmuştur
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toprağın tek ve en büyük zenginlik kaynağını ifade ettiği feodal düzende toplumsal yapının da çeşitli sınıflardan oluştuğu görülmektedir. Bu sınıflar içinde asiller (aristokratlar) krala vergi vermeleri ve elde ettikleri imtiyazlar ile önemli bir gücün sahibi durumunda olmuşlardır. Para ekonomisinin çok sönük kaldığı Orta Çağ’da, esas zenginlik kaynağı toprak olduğundan, özgür insanlar arasında da görülen hizmetlerin karşılığı toprak üzerinde sözleşme ile tanınan bir hak olarak ödenmektedir. Toplumun siyasal yönetiminde, aristokratlar ve onlar arasındaki hiyerarşinin etkili olduğu görülmüştür. Orta Çağ’ın ilerleyen dönemlerinde Avrupa merkezli kölelik düzeninin katılığını yavaş yavaş kaybetmeye başladığı görülmüştür. İlk Çağ’ın kölelik işgücüne dayanan iktisadi düzeninin yerini Orta Çağ’da loncaların aldığı görülmektedir. Geniş çapta tarım ekonomisine dayalı olan Avrupa ekonomisinde, Avrupa ile Uzak Doğuyu, Orta Asya ve Orta Doğuyu bağlayan ipek ve baharat yollarından gücünü alan ticaret şehirleri gelişmeye başlamıştır. Orta Çağ’da, ticaret merkezi olan şehirlerin canlanması ve şehir ekonomisinin gelişmesi esnaf kuruluşlarının yaygınlaşmasına destek olmuştur. Farklı meslek sahiplerinin meslekî kuruluşlar içinde organize oldukları yapılar, Orta Çağ egemen siyasi düşüncesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bütün yönleri ile yönetim hakkını elinde bulunduran siyasi otorite teşkilatlanmamış dağınık düzende yaşayan fertler üzerinde bir baskı aracı haline gelmiştir. Siyasi otoritenin mutlak egemenlik hakkının etkisi altında kalarak baskıya maruz kalmamanın yegâne yolu fertle siyasi otorite arasında kalacak sosyal grupların oluşturulması olmuştur. Bu gruplar zamanla ferdin sadece siyasi hayatının değil Lonca: Aynı bölgede yaşayan esnaf ve zanaatkârların örgütlendiği Orta Çağ üretim ve işgücü yapısının temelini oluşturan meslek organizasyonlarıdır. 32 Sosyal Politika I aynı zamanda iktisadi, sosyal, dinî ve kültürel hayatının da en büyük düzenleyici unsurlarından biri olarak gelişmiştir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devrimi en basit ifadesi ile küçük zanaat üretiminin yerine fabrika üretiminin geçmesi ve makinelerin insan, hayvan, rüzgâr, su kuvvet ve kudretinin yerini alması şeklinde anlaşılmalıdır. Makinelerin çoğalması ve bu alandaki tekniğin hızla yenilenmesi, sermayeye duyulan ihtiyacın ve üretim içinde sermayenin değerinin artmasına neden olmuştur. Bu teknik gelişmelerin yaşama ve çalışma şartları üzerinde etkili olması gecikmemiştir. Şehirlerin nüfusları hızla artmış, gayriinsani çalışma koşulları yaygınlaşmış, ücretler sefalet düzeylerine düşerek adaletsizliklerin arttığına şahit olunmuştur. Bu bağlamda Sanayi Devrimi’nin esas niteliği, insanlar ve makineler arasında yaratmış olduğu yeni ilişkiler içinde yatmaktadır. (Talas, 1967: 2) Sanayi Devrimin’in başlangıcına ilişkin kesin bir tarih verilebilmesi mümkün değildir. Ancak 18. yüzyılın içinde barındırdığı birçok gelişme ile Sanayi Devriminin başladığı yüzyıl olarak tanımlanması literatürde de geçerli olan bir görüştür. Buna karşın dünya tarihinde en önemli değişimlerden biri olarak görülen bu olayın 18. yüzyılın öncesine dayanan bir tarihsel arka planının olduğu da açıktır. Sanayi Devriminin ortaya çıkmasında rol alan unsurlar daha önceki dönemlerde ortaya çıkmış, çeşitli safhalardan geçerek ve birbirini tamamlayarak biriken bilimsel ve teknolojik bilgiler, iktisadi ve sosyal hayatı etkileyen bir güç haline gelebilmiştir (Turan, 1979: 33). Bu çerçevede Haçlı Seferleri, Coğrafi Keşifler ile deniz ticaret yollarının keşfedilmesi, Rönesans ve Reform hareketleri 18. yüzyıldaki dönüşüme altyapı hazırlayan ve birbirini tamamlayarak ilerleyen bazı gelişmeler olarak değerlendirilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devriminin oluşumu ve hız kazanmasında o dönemin ticaret hayatının önemli etkileri olmuştur. Kapalı bir ekonomiden üretim ekonomisine geçişte ticaretin önemli bir fonksiyona sahip olduğu görülmektedir. Üretim ölçeğinin büyümesi, maliyetlerin düşmesi ve bunun fiyatlara yansıması ile pazarın genişlemesi ekonominin büyümesine yol açmıştır. Üretimde verimlilik ve sermaye stokunun artması ulaştırma başta olmak üzere birçok sektörde yeni yatırımların yapılmasına imkân sağlamıştır. Zanaat ve basit aletlerle donatılmış tezgâh ve atölye üretiminin yerini, teknik ve makinelerle donatılmış fabrika üretiminin aldığı Sanayi Devrimi, İngiltere başta olmak üzere Avrupa kıtasında ortaya çıkmış ve sonrasında bütün dünyayı etkilemiştir. Zanaat yaşamı içerisinde şekillenen meslek örgütleri olan loncalar ve bu sistemin çalışma ilişkileri, yerini kitle üretim sistemlerine terk etmişlerdir. Kentleşme ile birlikte büyük endüstri merkezlerine hareket eden kırsal nüfus, sanayi üretiminin vasıfsız işgücü talebini karşılamıştır. Üretim araçlarına sahip olmayan, sadece ücreti karşılığı yaşamını sürdüren bu grup hızla büyümüş ve yeni bir çalışan sınıfı ortaya çıkarmıştır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devrimi olarak adlandırdığımız oluşum önce buhar daha sonra elektrik ve gaz gibi yeni enerji güçlerinin bulunması, bu enerji güçlerinin uygulandığı makinelerin yapılması ve bu makinelerin üretimde kullanılması gibi bir dizi teknolojik gelişmeyi içermektedir. Sanayi Devrimini başlatan teknolojik gelişmelerle üretim süreci, ilk kez yeterli, düzenli ve sürekli bir güç kaynağına kavuşmuştur. O güne kadar insan, hayvan ve doğa gücüne dayanan mekanik düzenlemelerin yerini, buhar ve elektrik gücüyle çalışan makineler almıştır. Öncelikle dokuma sektöründe başlayan fabrikalaşma sanayinin gelişmesi ile paralel olarak diğer sektörlerde de giderek yaygınlaşmıştır. Teknolojik gelişmelerin 18. yüzyılda kısa sayılabilecek bir süreçte büyük bir hızla yayıldığı görülmektedir. 1750 yılına girilirken İngiltere’de az sayıda da olsa buhar makinesinin kullanıldığı bilinmektedir. İngiliz Newcomen ve Savery’nin üzerinde çalıştıkları buhar makinesi 1750’li yıllara kadar gelişerek basit bir pompa şekline dönüşmüştür. 1750-1800 yılları arasında Sanayi Devriminin temelini teşkil edecek buluşların birbiri ardına ortaya çıkışına şahit olunmuştur. Franklin 1752’de paratoneri, 1754’te Black karbonik asidi bulmuş, 1764’te Hagreaves dokuma sanayinde büyük bir dönüşüm yaratan otomatik mekik mekanizmasını üretime uyarlamıştır. 1769 yılı buhar makinesinin en gelişmiş formunun sanayi üretiminde kullanılmaya başladığı yıl olmuştur. İskoçyalı mucit James Watt tarafından geliştirilen buhar makinesi, sanayi üretiminde o güne dek kullanılanların en başarılısı olmuştur. 1770 yılında Robert Owen’ın ortağı Arkwrighe tekstil sanayisinde su gücü ile işleyen makineyi üretime sokarken, Priestley 1774’te oksijeni, Volta 1800 yılında pili bularak teknolojik gelişmelerin belirleyicisi olmuşlardır. Yeni makineler ve iş organizasyonlarının oluşturduğu çalışma yaşamı ve onun etkisinde gelişen sosyal yaşam günümüzde bile çözülememiş sorunların doğmasına neden olmuştur. Üretim yapısındaki gücünü sürekli olarak artıran sermaye, dönemin her türlü müdahaleyi reddeden anlayışlarının da etkisi ile üretimin hakim belirleyicisi olmuştur. Bu durum çalışma hayatında sermaye ile yeni üretim sisteminin emekçileri arasındaki gerginliklerin giderek tırmanmasına zemin hazırlamıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
18. yüzyıl boyunca matematik, fizik, kimya, biyoloji ve hatta astronomi alanında kaydedilen büyük gelişmeler toplumların ve sosyo-ekonomik olayların evrensel doğal kanunlar sisteminin bir sonucu olarak değiştiği tezinden hareketle, iktisatçılar ve sosyologlar etkili olmaya başlamıştır. İktisatçılar fiyat, maliyetler, ücretler, rant ve kâr gibi piyasa ekonomisi konularının, birbirleriyle tam bir bağımlılık içerisinde olduğunu ileri sürerek, belirli düzene ve kanunlara sahip bilimsel bir anlayışı işlemeye başlamışlardır. Yeni dönemde iktisat biliminin işlevi, ekonomik hayatın ayrıntılı olaylarının birbirleriyle olan ilişkilerini düzenli bir yapıda ortaya koymak, servet ve gelir, üretim ve dağıtımını yöneten kuralların milletlerin zenginleşmesi ve ekonomik kalkınmaları yönünde kullanılmasını sağlamak şeklinde olmuştur. Bu yaklaşımın feodalizm ve Orta Çağ uygulamalarının sert müdahalelerine değil, doğal kanunlara, insanların özgürlüklerine ve tam rekabet sistemine dayandığı görülmüştür (Ulutan, 1978: 237) Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan yeni üretim düzeni ve yeni sınıflar ekonomik hayatı yönlendiren düşünürlerin de ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler sloganı ile özdeşleşen liberal iktisadi düşünce piyasa dengelerine saygı duyulması, bunu zedeleyecek her türlü müdahalenin piyasa güçlerince cezalandırılacağı ve rekabetçi ortamda fertlerin kendi menfaatlerini gerçekleştirirken aynı zamanda toplumun da zenginleşeceğine ilişkin tezlerle ekonomik yapıyı belirlemeye çalışmıştır. 1776 yılında Adam Smith liberal doktrini açıklayan ve kısaltılmış adı ile Milletlerin Zenginliği adlı ünlü yapıtını yayınlarken İngiltere’de Sanayi Devrimi başlamış ve geride birkaç aşama da bırakmıştır. 17. ve 18. yüzyıllar Avrupa’da sömürgeler yoluyla ticari faaliyetlerin geliştiği bir dönem olmuştur. Bu ticaret ülkeleri zenginleştirmiş ve yeni sanayi kollarının kurulmasına yardımcı olmuştur. Gelişen ticaret, yeni ihracat sanayinin yeni pazarlar bulmasına yol açarken sömürgelerden yapılan ucuz ithalat da rekabet edebilmenin bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Tarımda yaşanan dönüşümün bir sonucu olarak köylülerin topraklarını bırakarak ya da satarak şehirlere yöneldiği görülmüştür. Tarım nüfusunun köylerden kentlere hareketi kentlerde yeni doğmakta olan sanayi sektörü için bol bir iş gücü kaynağı oluşturmuştur
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devrimi öncesi Avrupa toplumlarının asiller ve din adamları dışında, geniş halk kitlelerinin en zengin ve güçlü tabakasını temsil eden burjuva sınıfı, zenginlikleri sayesinde köylü ve esnaf tabakasını da çevresine alarak büyük bir toplumsal güç oluşturabilmiştir. Tasarruf ve ticaret yolu ile zenginleşen burjuva sınıfı iktisadi zenginliklerinden faydalanarak ülke yönetimlerinde kralların önemli dayanakları haline de gelmiştir. Avrupa toplumlarının sınıfları arasında kurduğu ilişkilerle saygın, etkili ve güçlü bir sosyal sınıf olarak doğmuştur. Bunun yanında dönemin düşünürlerini, bilginlerini, fikir ve aksiyon adamlarını yetiştiren ve koruyan burjuva sınıfı, Avrupa’da Sanayi Devrimi’ne giden yolun sosyal, siyasi ve teknolojik şartlarının da hazırlayıcısı olmuştur
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devrimi, ortaya çıkardığı değişimlerle yeni bir toplumsal yapının da ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu yapılanma işletmelerin aileden kesin olarak ayrıldığı, teknolojik iş bölümünün zaruri olduğu ve sermaye birikiminin esas olduğu özellikler arz eder. İşletme sahiplerinin yatırımlarını genişletmek amacı ile maliyet hesaplarına sıkı sıkıya bağlı olması ve üretimin işyerine toplanan işçiler eliyle yürütülmesi, sanayi toplumunun diğer belirgin özellikleridir. Sanayi Devriminin oluşturduğu çalışma ilişkilerinin ilk ve en önemli öğesi, üretim sahasında emeği ile geçinen ve üretimin araçlarından biri olarak tanımlanan emek sahiplerinin yani işçilerin ortaya çıkmasıdır. Ekonomik, siyasal ve teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak gelişen sanayi sektörü, ihtiyaç duyduğu insan gücünü, önemli ölçüde tarım kesiminden koparak kentlere yönelen gruptan temin etmiştir. Ancak bu ilişki dönemin hakim ekonomik ve siyasal düşünceleri ile uyumlu olarak her türlü müdahalenin reddedildiği bir yapıda gerçekleşmiştir. Emeği ile geçimini sağlayan bu yeni sınıf sanayi toplumlarının işçi sınıfını oluşturmuştur. Sanayi Devrimi’nin ilk döneminin kuralsız ortamı bu sınıfların ağır çalışma şartları altında önemli zararlar görmelerine neden olmuştur. Dönemin tek yanlı özgürlük anlayışı, sermaye sınıfları için öngördüğü özgürlüğü çalışan sınıflar için buna itaat olarak ele almıştır. Sermaye sınıfının hiçbir sınırlama olmaksızın bol emek gücünü kullanma hakkı, kısa sürede büyük bir istismara ve sömürüye dönüşmüştür. Liberal yaklaşımların özgürlükler ve zenginleşmeye yönelik belirledikleri kuralların bu zenginliğin dağıtımı noktasında büyük bir adaletsizliğe dönüştüğü görülmüştür. Ortaya çıkan zenginliklerden en düşük pay emek kesimine düşerken bu zenginliklerden en çok yararlanan grup ise burjuva sınıfı olmuştur. Emek sınıfı için ortaya çıkan düşük gelir düzeyi de birçok ekonomik teori ile desteklenmeye çalışılmıştır. Ücret artışının hızlı nüfus artışından dolayı mümkün olamayacağı, bir an için mümkün olsa dahi işsizlik etkisi ile ücretlerin yeniden azalacağı ifade edilmiştir. Yaygın bir sefalet ve yoksullukla aşırı kapital birikimi arasında oluşan ekonomik dengesizliklerin 19. yüzyılın ortalarına doğru daha da belirginleştiği görülmüştür. Ağır çalışma koşulları ve işsizlik, kadın ve çocukların sanayide acımasızca kullanılmaları, aile birliği ve düzeninin bozulması ve fabrikalarda yaşanan çatışmalar bu dengesizliğin görüntülerinden birkaçıdır. Benzer sorunların İngiltere başta olmak üzere sanayileşmede onu izleyen tüm ülkelerde küçük farklılıklarla sergilendiğine şahit olunmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 33 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 148 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.