Mustafa Kemal Paşa’ya Atatürk soyadı ne zaman verildi?
Yayımlanmış cevap
TBMM 24 Kasım 1934’te Mustafa Kemal Paşa’ya Atatürk soyadını verdi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
347 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
TBMM 24 Kasım 1934’te Mustafa Kemal Paşa’ya Atatürk soyadını verdi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İsviçre’den alınan Medeni Kanunla kişiler, aile, miras ve eşya hukuku alanlarında geçerli olan dine dayalı hukuk kuralları, yerini laik ve çağdaş hukuk kurallarına terk etti.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İnönü’nün 29 Nisan 1959’da çıktığı Batı Anadolu gezisi sırasında gerginlik iyice tırmandı. CHP’liler tarafından “Büyük Taarruz” olarak adlandırılan bu propaganda gezisinin ilk uğrak yeri olan Uşak’ta DP’lilerle CHP’liler arasında bir arbede çıktı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
DP iktidarına karşı olan gençler de plandan haberdar oldular ve “beşinci ayın beşinci günü saat beşte Kızılay’da toplanalım” parolasını (555K) geniş bir öğrenci kitlesine duyurdular. Sonuçta Bayar ve Menderes meydanda protestolarla karşılaştılar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eminsular, 27 Mayısçılar aralarında 235 general ve amiralin de bulunduğu 4.000’in üzerinde subayı emekliye sevk ederek ordu içinde geniş bir tasfiye yaptılar. Emekli subaylar da orduya geri dönmek amacıyla Emekli İnkılap Subayları Derneğini kurdular. Bu derneğe bağlı emekli subaylar “Eminsular” olarak anılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
DP’nin seçim kanununun değiştirilmesi konusundaki eleştiri ve uyarıları karşısında CHP yönetimi, 1949’da yeni bir seçim yasası için çalışmalara koyuldu. 16 Şubat 1950’de kabul edilen yeni seçim yasası muhalefetin isteklerinin büyük bölümünü karşıladı. Yasaya göre, seçimler tek dereceli, genel ve eşit oyla yapılacak; seçimde adli denetim sağlanacak ve gizli oy-açık sayım esası uygulanacaktı. Yasa, siyasal partilerin sandık kurullarında temsilci bulundurabilmelerine de olanak sağlıyordu. Bununla birlikte, muhalefetin diretmesine karşın, yasada nispi temsil yerine, liste usulü çoğunluk sistemi benimsendi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1973 seçiminde hiç bir parti çoğunluğu sağlamadığından Türkiye yeniden 12 Eylül 1980 darbesine kadar sürecek olan koalisyonlar dönemine girdi. Cumhurbaşkanı Korutürk’ün birbiri ardına hükümeti kurmakla görevlendirdiği Ecevit, Demirel ve Talu hükümet kuramayarak görevi iade etti.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tek partili sistemden çok partili sisteme geçiş süreci boyunca DP’nin en çok önem verdiği konuların başında seçim kanununun değiştirilmesi geliyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
2002 seçimine 18 parti katıldı. Seçim AKP’nin mutlak bir başarısıyla sonuçlandı. Oyların yüzde 34,3’ünü alan AKP tam 363 milletvekili çıkarırken, CHP yüzde 19,4 oyla 178 milletvekiliyle mecliste temsil edilme hakkını kazandı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
CHP’nin 14. Kurultayı, 12 Ocak 1959’da Ankara’da topladı. Kurultay, partinin daha önce ortaya atıp savunduğu görüş ve hedefleri bir anayasa görünümü altında sistemli bir bütün olarak bir araya getiren İlk Hedefler Beyannamesini kabul etti. Bu bildiriye göre partinin temel hedefleri şunlardı: • Antidemokratik kanunların kaldırılması; • Anayasanın; halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve güvenlik esaslarına göre değiştirilmesi; • Bütün hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması; • Devlet başkanının tarafsızlığının sağlanması; • Yasamanın yürütme üzerindeki denetiminin etkin bir biçimde sağlanması; • Bütün idari tasarruflara yargı denetimi getirilmesi;. • Sosyal adaletsizlik ve dengesizliğin giderilmesi; • Yasaların Anayasaya uygunluğunun denetlenmesi için Anayasa Mahkemesi, yasa yapımında uyum ve dengenin sağlanması için ikinci Meclis, yargıç güvencesinin sağlanması için Yüksek Hukuk şurasının kurulması.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra 22 Mayıs’ta Celal Bayar Cumhurbaşkanlığına, Refik Koraltan da Meclis Başkanlığına seçildi. Bayar Cumhurbaşkanı seçilince DP Genel Başkanlığından istifa etti; partinin başkanlığını Adnan Menderes üstlendi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
27 Mayıs 1960’ta Türk Silahlı Kuvvetleri adına yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi (MBK) ilk iş olarak TBMM ve hükûmeti feshetti ve her türlü siyasal faaliyeti yasakladı. İlk bildiride, hareketin hiçbir şahıs ve zümreye karşı olmadığı açıklanmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, TBMM Başkanı Refik Koraltan ile bütün Bakanlar Kurulu üyeleri ve DP’nin önde gelen yöneticileri hemen tutuklandılar. İzleyen günlerde de birkaç istisna dışında hemen hemen bütün DP milletvekilleri de gözetim altına alındı. Gözetim altına alınanlar arasında, Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun başta olmak üzere bazı yüksek rütbeli subaylar da vardı. 28 Mayıs’ta MBK, Orgeneral Cemal Gürsel’e MBK Başkanlığının yanı sıra, Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı ve Başkumandanlık görevlerini de verdi. Gürsel asker ve sivil üyelerden oluşan bakanlar kurulu listesini aynı gün ilan etti. Bu arada, Ragıp Gümüşpala Genelkurmay Başkanlığına, Cevdet Sunay da Kara Kuvvetleri Komutanlığına atandı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Orantısızlık endeksi “Gallagher Endeksi” olarak bilinir. Bir seçimde partilerin almış oldukları oy oranları ile sandalyelerin dağılımı arasındaki orantısızlığın derecesini ölçmek üzere geliştirilmiştir. Endeks değeri, 0 ile 100 arasında değişir. 0 herhangi bir orantısızlığın söz konusu olmadığını adil bir seçim sistemini gösterir. 100 ise tam bir orantısızlık anlamına gelir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hiçbir partinin tek başına hükûmeti kuracak sayda milletvekili çıkaramadığı 1961 seçimlerinden sonra Türkiye koalisyonlarla tanıştı. 1965 seçimlerine kadar ilk üçü CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, sonuncusu da AP listesinden Kayseri’den bağımsız seçilen Suat Hayri Ürgüplü’nün başbakanlığı altında art arda dört koalisyon hükûmeti kuruldu. Siyaset ve ekonomiye yaklaşımları farklı iki partinin kurduğu CHP-AP koalisyonu oldukça güç koşullar altında görev yaptı. AP’nin Yassıada’da mahkûm edilen DP’lilerin affı konusunda diretmesi ve ordunun bu konuda taviz vermeyen bir tutum sergilemesi koalisyon hükûmetinin sonunu getirdi ve İnönü 30 Mayıs 1962’de Cumhurbaşkanı Gürsel’e istifasını sundu. Gürsel hükûmeti kurma görevini yeniden İnönü’ye verdi. İnönü de bu kez CHP, YTP ve CKMP ortaklığına dayanan bir bakanlar kurulu oluşturdu. CHP, YTP ve CKMP ortaklığına dayanan ve AP’den ayrılan bazı bağımsızların da katıldığı ikinci İnönü koalisyonu görevini sürdürürken 17 Kasım 1963’te yerel seçimler yapıldı. Seçim sonuçları koalisyonun küçük ortakları için tam bir hezimet oldu. Muhalefetteki AP ise oylarını arttırmıştı. YTP ve CKMP seçimde aldıkları bu büyük yenilginin CHP ile yapmış oldukları iş birliğinden kaynaklandığını düşündükleri için koalisyondan çekilme kararı aldı. Bu karar üzerine, İnönü hükûmetin istifa ettiğini açıkladı. Hükûmet kurma çalışmalarını yeniden üstlenen İnönü, hiçbir partiyi koalisyona girmeye razı edemeyince bu kez hükûmeti meclisteki 33 bağımsız milletvekilini yanına alarak kurdu. İnönü’nün 27 Mayıs sonrasında kurduğu üçüncü hükûmet 1964 yılına girilmeden göreve başlamış oldu. 1964 yazında Ragıp Gümüşpala’nın ölümü üzerine boşalan AP Genel Başkanlığına 27 Kasım 1964’te Süleyman Demirel seçildi. 13 Şubat 1965’te bütçesi reddedilen İnönü hükûmeti istifa etti. Yeni hükûmeti Suat Hayri Ürgüplü AP, YTP, CKMP ve MP’nin desteğiyle kurdu ve bu hükûmet 1965 seçimine kadar işbaşında kaldı. 10 Ekim 1965’te yapılan milletvekili genel seçimine altı siyasal parti katıldı. Tahminlerin aksine, AP oyların %52,9’unu alarak, 240 milletvekili çıkardı. Bu milletvekili sayısı AP’nin tek başına hükûmeti kurmasına yetecek düzeyde idi. CHP’nin oyları ise 1950’den o yana en düşük düzeyine inmişti. Oyların ancak %28,7’sini alan CHP, seçimden önce kabul edilen milli bakiye sistemi sayesinde Millet Meclisinde 134 sandalyeyle temsil edilme olanağını buldu. Millî bakiye sisteminden, esas olarak, küçük partiler yararlandılar: MP %6,3’lük oy oranıyla 31, YTP %3,7’lik oy oranıyla 19, TİP %3,0’lük oy oranıyla 15, CKMP de %2,2’lik oy oranıyla 11 milletvekilliği kazandılar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra 22 Mayıs’ta Celal Bayar cumhurbaşkanlığına, Refik Koraltan da meclis başkanlığına seçildi. Bayar Cumhurbaşkanı seçilince DP Genel Başbakanlığından istifa etti. Partinin başkanlığını Adnan Menderes üstlendi. Hükûmeti kurmakla görevlendirilen Adnan Menderes’in DP’nin meclisteki çoğunluğuna dayanarak oluşturduğu hükûmet 2 Haziran’da güvenoyu aldı. Celal Bayar’ın cumhurbaşkanı, Adnan Menderes’in başbakanlığı üstlendiği 1950’li yıllar boyunca, DP mecliste büyük bir çoğunluk elde etti; CHP ana muhalefet partisi olarak siyasette ikinci büyük parti konumunu korudu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1946-1960 arasında Türkiye’de uygulanan liste usulü çoğunluk sistemine göre, siyasi partiler illerden oluşan her bir seçim çevresinde, o seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısını aşmayacak sayıda aday gösterirler. Seçmenler, partilerin seçim çevreleri için gösterdikleri adaylar arasından, seçim çevresinde kaç milletvekili çıkacaksa o kadar adayın ismini oy pusulalarına yazarak oylarını kullanırlar. Dolayısıyla seçmenler doğrudan tek bir partinin adaylarına oy verebilecekleri gibi, birden çok partinin adaylarından oluşan bir karma liste de yapabilirler. Sayım sonucunda her bir seçim çevresinde en çok oyu alan adaylar milletvekili seçilirler. Kısacası bu sistemde seçmenler partilere değil adaylara oy verirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar’ın başkanlığını yaptığı ve DP iktidarına karşı muhalefetleriyle ünlenmiş olan profesörlerden oluşan bir bilim heyeti toplandı. Yeni anayasayı hazırlamakla görevlendirilen bu bilim heyeti, ilk iş olarak “Anayasa Komisyonu Raporu” adıyla bir bildiri yayınladı. Bildiride, geçici anayasa açıklandı. Geçici anayasada, yeni bir anayasa ve seçim kanununun hazırlanacağı, ardından da en kısa zamanda seçime gidileceği belirtiliyordu. Geçici anayasaya göre, TBMM’nin bütün anayasal hak ve yetkileri, yeni meclis açılıncaya kadar MBK tarafından kullanılacaktı. 27 Mayısçılar yaz aylarında ordu içinde geniş bir tasfiye yaptılar. Kısa bir süre içinde, aralarında general ve amiralin de bulunduğu 4.000’in üzerinde subay emekliye ayrıldı. Sonbahar aylarında da üniversitede bir tasfiyeye gidildi ve hükûmet “tembel”, “yeteneksiz” ve “reform düşmanı” oldukları gerekçesiyle 147 öğretim üyesinin üniversiteyle ilişkisini kesti. 29 Eylül’de DP mahkeme kararıyla kapatıldı ve eski yönetimin sorumluları 14 Ekim’de de İstanbul Yassıada’da Yüksek Adalet Divanında yargılanmaya başladı. MBK Menderes, Zorlu ve Polatkan hakkında oy birliğiyle alınan idam kararlarını onayladı. Oy birliğiyle ölüm cezasına çarptırılan Bayar ile oy çokluğuyla ölüm cezasına çarptırılan öteki 11 sanığın cezaları ömür boyu hapis cezasına dönüştürüldü. Zorlu ve Polatkan 16 Eylül 1961’de İmralı adasında idam edildi. İntihara kalkışan Menderes ise bir gün sonra asıldı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türkiye’de 1950’li yıllarda liste usulü çoğunluk sisteminin uygulanmış olması, 1960 sonrasındaki nispi temsil sistemine de değişik yıllarda ülke barajı, seçim çevresi barajı ve kontenjan sistemi gibi ek düzenlemelerin eklenmiş olması gibi nedenlerle partilerin seçimlerde aldıkları oy oranlarıyla TBMM’deki temsil oranları arasında zaman zaman büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu farklılıkları ölçen Gallagher Endeksine göre bu orantısızlıklar en çok 1950’li yıllarda yaşanmıştır. En yüksek sapma %33,2 ile 1954 seçimlerinde yaşanmıştır. %33,2’lik endeks değeri ülke genelinde her üç oydan birinin oy verilen partide değil başka bir parti tarafından TBMM’de temsil edildiği anlamına gelir ki bu çok yüksek bir sapmadır. Nitekim 1954 seçiminde oyların %56,6’sını alan DP’nin TBMM’de %93,2 düzeyinde temsil edilmesi; buna karşılık oyların %34,8’ini kazanan CHP’nin TBMM’de ancak % 5,7 düzeyinde temsil imkânı bulabilmesi, bu sapmanın ne kadar büyük bir boyutta olduğunun açık bir göstergesidir. Orantısızlık endeksi değeri 1950’de %29,3, 1957’de de %18,3 düzeyinde gerçekleşmiştir. Nispi temsile geçilmesiyle birlikte endeks değeri 1960 ve 1970’li yıllarda normal düzeylerde seyretmiş ve % 2,1 ile %9,1 arasında değişmiştir. 1980 darbesinden sonra uygulamaya sokulan ülke ve seçim çevresi barajları ile 1987 seçimleriyle birlikte başlayan kontenjan uygulaması orantısızlığı yeniden yükseltmiştir. Bu değer 2002’de %27,1 ve 1987’de %22,3 ile neredeyse 1950’li yıllardaki düzeyine ulaşmıştır. Liste usulü çoğunluk sistemi ile nispi temsil sistemine eşlik eden ek uygulamalar parti sistemini de doğrudan etkilemiştir. Etkin parti sayısı 1950’li yıllarda 2’nin altında kalmış, 1960 ve 1970’li yıllarda da genellikle iki buçuk partili bir sistem hüküm sürmüştür. Türkiye’deki siyasetin giderek parçalandığı, 1991 seçimlerinden 2002’ye kadar olan dönemde bu parçalanmaya paralel olarak etkin parti sayıları giderek artmıştır. 2002 seçimleriyle birlikte Türkiye’de yeniden iki partili sistem hâkim olmaya başlamıştır. Türkiye’de bir seçimden diğerine partiler arasındaki oy kaymaları da çok yüksek düzeyde seyretmiştir. Seçmenler genellikle önlerindeki seçenekleri değerlendirerek bir seçimden diğerine oy verdikleri partileri değiştirme eğiliminde olmuşlardır. İki partili sistemin ve kutuplaşmanın hâkim olduğu 1950’li yıllardaki oy kaymaları nispeten düşüktür. Toplam oy kaymaları 1950 1954 arasında sadece %7,0 ve 1954-1957 arasında %11,6 düzeyindedir ki bu oranlar çok partili dönemde Türkiye’de gözlemlenmiş olan en düşük oy kaymaları oranlarıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
2 Mayıs 1954’te yapılan seçimlerle DP iktidarının ikinci evresine geçildi. Seçimden DP büyük bir başarıyla çıktı. Bu seçimde iktidar partisi bir önceki seçime göre hem oy hem de temsil oranını artırdı. Seçimden sonra Adnan Menderes TBMM’deki çoğunluğuna dayanarak yeniden hükûmet kurdu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
7 Aralık 1960’ta kabul edilen bir yasayla MBK ve Temsilciler Meclisinden oluşan ve temel işlevi yeni anayasa ile seçim kanununu hazırlamak olan bir Kurucu Meclis kuruldu. 13 Aralık’ta da Temsilciler Meclisi üyelerinin seçimine ilişkin kanun yayınlandı. Temsilciler Meclisi üyelerinin belirlenmesinden sonra, 6 Ocak 1961’de Kurucu Meclis ilk toplantısını yaptı. Yeni anayasa ve seçim kanununun hazırlanmaya başlamasıyla birlikte sivil yönetimine geçiş süreci hız kazanmış oldu. 12 Ocak 1961’de darbeden sonra faaliyetleri askıya alınan partilerin tekrar faaliyete geçmelerine izin verildi. Kurucu Meclis çalışmalarına başladıktan sonra, MBK, siyasal partilerin ilk genel seçimlere katılabilmeleri için en geç 13 Şubat 1961’e kadar kuruluş işlemlerini tamamlamış olmaları gerektiğini duyurdu. Bu açıklamadan sonra yeni partiler birbiri ardına siyaset sahnesine çıkmaya başladılar. Bu kadar çok parti kurulmuş olmakla birlikte, DP’nin bıraktığı boşluğu doldurmaya esas olarak iki parti adaydı: Adalet Partisi (AP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP). AP Partisinin programı büyük ölçüde DP’nin programına benziyordu ve liberal bir anlayışla kaleme alınmıştı. AP örgütünün, eski DP örgütüne dayanması, askeri yönetimin bu partiye karşı hızla sertleşmesine yol açtı. Buna karşın AP seçimlere kadar yönetime karşı son derece dikkatli ve temkinli bir siyaset izlemeyi ihmal etmedi. Kurucu Meclis 26 Nisan’da seçimlerin temel hükümleri ve seçmen kütükleri hakkındaki kanunu kabul etti. 24 Mayıs’ta Cumhuriyet Senatosu üyelerinin seçimine ilişkin yasa, 25 Mayıs’ta da milletvekili seçimi yasası kabul edildi. Milletvekili seçimi yasasında, tek dereceli olarak yapılacak seçimlerde nispi temsil sisteminin uygulanacağı hükme bağlandı. Her il bir seçim çevresi olarak düzenlenirken milletvekili sayısı da 450 olarak belirlendi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1965 seçiminde uygulanan millî bakiye sistemine göre her il bir seçim çevresiydi. Önce, her seçim çevresinde, geçerli oyların toplamı o seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısına bölünerek “seçim sayısı” saptanacaktı. Her seçim çevresinde, her bir partinin aldığı toplam oylar içinde ne kadar “seçim sayısı” varsa o parti, o seçim çevresinde, o kadar milletvekili çıkaracaktı. Bağımsız adayların seçimi kazanabilmesi için her bir seçim çevresinde en az o seçim çevresindeki “seçim sayısı” kadar oy alması gerekiyordu. Seçim çevrelerindeki milletvekillikleri, siyasal partiler arasında, yukarıda belirtilen esasa göre dağıtıldıktan sonra, her partiye ait geriye kalan geçerli artık oylar, ülke genelini kapsayan “millî seçim çevresi” içinde toplanacaktı. Daha sonra, bütün partilerin “millî seçim çevresi” içinde toplanan artık oylarının toplamı, seçim çevrelerinde yapılan ilk milletvekili dağıtımından sonra açıkta kalan toplam milletvekili sayısına bölünerek “millî seçim sayısı” bulunacaktı. Her bir partinin “millî seçim çevresi” içindeki toplam artık oyları da millî seçim sayısına bölünerek, açıkta kalan milletvekillikleri siyasal partiler arasında dağıtılacaktı. Buna göre her bir partinin millî seçim çevresinde toplanan artık oyları içinde ne kadar millî seçim sayısı varsa, o parti millî seçim çevresinden o kadar milletvekili çıkaracaktı. Görüldüğü gibi sistem, tek bir oyun dahi boşa gitmesini önlüyor ve siyasal partilerin aldıkları oy oranlarıyla, kazandıkları milletvekili oranlarının hemen hemen birbirine eşit olmasını sağlıyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
DP seçim kanununu değiştirerek seçimde partilerin ortak liste çıkartarak güç birliği yapmasını engelledi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
AP 1965 seçiminde tek başına hükûmeti kurabilecek sayıya ulaştı ve bu seçimin ardından Birinci Süleyman Demirel Hükûmeti kurularak göreve başladı. Hükûmet göreve başladıktan kısa bir süre sonra yeni bir cumhurbaşkanı seçimiyle karşı karşıya kaldı. 28 Mart’ta da Cevdet Sunay cumhurbaşkanı seçildi. 1966 sonlarında bu kez CHP’de önemli bir değişim yaşandı. Ortanın solu görüşünün önderliğini yapan Bülent Ecevit partinin genel sekreterliğine seçildi. Bu arada millî bakiye sistemi iktidardaki AP’nin oylarıyla 1 Mart 1968’de yürürlükten kaldırıldı, yerine tekrar 1961’de uygulanan barajlı d’Hondt sistemi getirildi. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi barajın anayasada öngörülen serbestlik ilkesini zedelediği gerekçesiyle baraj uygulamasını iptal etti. Böylece herhangi bir barajın olmadığı d’Hondt sistemi uygulanmaya başladı. Bu sistem 1980’deki askerî darbeye kadar yürürlükte kaldı. 12 Ekim 1969’da yapılan genel seçimde AP, 1965’e göre oy kaybına uğramasına karşın, yine de seçimden zaferle çıktı. 256 milletvekili çıkaran AP, Millet Meclisinde bir kez daha tek başına çoğunluğu sağladı. CHP’nin oyları ise çok partili siyasal yaşama geçildikten sonra en alt düzeye inmişti. Seçimden sonra Süleyman Demirel partisinin meclisteki çoğunluğuna dayanarak hükûmeti yeniden kurdu. Hükûmet 1970’te bütçesi reddedilince bir sarsıntı geçirdi. Türkiye 1970’li yıllara oldukça sancılı bir biçimde girmişti. 1960’lı yılların ortalarında başlayan öğrenci hareketleri 1970’lerin hemen başında nitelik değiştirmiş, çeşitli gerilla grupları silahlı eylemlere başlamışlardı. Bu ortam içinde, 12 Mart 1971 günü, Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst yönetimi hükûmete bir muhtıra verdi. Muhtırayı, anayasa ve hukuk devleti anlayışıyla bağdaştırmanın mümkün olamayacağını belirten Başbakan Demirel hemen istifa etti ve Türkiye 14 Ekim 1973’te yapılan seçimlere kadar sürecek olan ara rejim dönemine girdi. Bu dönem içinde Partiler açısından en önemli gelişme CHP’de oldu ve parti içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle istifa eden İnönü’nün yerine Ecevit genel başkanlığa seçildi. 1973’te yapılan seçimde yenilenmiş, dinamik bir parti görünümüyle giren ve kullandığı sloganlarla geniş kitleleri etkilemeyi başaran CHP, seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Millet Meclisinde 185 sandalye kazandı. Ama bu sayı Millet Meclisinde çoğunluğu sağlamak için gerekli olan 226 sayısının çok altındaydı. 1973 seçiminde hiç bir parti çoğunluğu sağlamadığından Türkiye yeniden 12 Eylül 1980 darbesine kadar sürecek olan koalisyonlar dönemine girdi. CHP, Millî Selamet Partisi (MSP) ile anlaştı ve bu iki partinin kurduğu hükûmet 7 Şubat 1974’te güvenoyu aldı. Ama daha ilk günlerden başlayarak hükûmetin iki kanadı arasında derin görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Ecevit 18 Eylül 1974’te cumhurbaşkanına istifasını sundu ve böylece CHPMSP koalisyonu sona erdi. Demirel’in temasları sonucunda AP, MSP, MHP ve CGP bir koalisyon hükûmeti oluşturma konusunda anlaştılar ve Birinci Milliyetçi Cephe Hükûmeti adıyla da anılan bu koalisyon hükûmeti 1977 seçimlerine kadar işbaşında kaldı. 1977 seçimleri 5 Haziran 1977’de gerçekleştirildi. Beklendiği üzere, CHP seçimden birinci parti olarak çıktı. CHP, Millet Meclisinde 213 milletvekili kazandı. Bu sayı çoğunluğu sağlamak için gerekli olan sandalye sayısından 13 eksikti. Seçimlerin ardından hiçbir partinin gerekli çoğunluğa ulaşamaması nedeniyle 1980 askerî darbesine kadar kısa ömürlü koalisyon ve azınlık hükûmetleri birbirini izledi. Siyasi çalkantıların ve ekonomik zorlukların yaşandığı bu dönemde toplumsal gerilim, kutuplaşma ve şiddet giderek arttı. Bu dönem 12 Eylül 1980’de ordunun yönetime doğrudan el koymasıyla kapandı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1961 seçiminden başlayarak Türkiye’de 19461960 arasında uygulanan çoğunluk sistemi terk edilerek nispi temsil esasına geçilmiştir. Her il bir seçim çevresi olarak düzenlenirken milletvekili sayısı 450 olarak belirlendi. Barajlı d’Hondt sistemi benimsendi. Buna göre milletvekili sayıları hesaplanırken her partinin aldığı oylar önce bire, sonra ikiye, sonra üçe, nihayet ilden çıkacak milletvekili sayısına bölündü. En büyük değerler sıralanıp milletvekillikleri buna göre partiler arasında dağıtıldı. 1961’de ülke barajı yoktu. Ama seçim bölgesi barajı vardı. Bu baraj geçerli oyların o seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edildi. Örneğin iki milletvekili çıkacak illerde baraj %50, üç milletvekili çıkacak illerde %33,3, dört milletvekili çıkacak illerde %25,0 vb. 1965’te her bir partinin oy ve temsil oranlarını tamamen eşitlemeye çalışan millî bakiye sistemine geçildi. 1969 seçimlerinden başlayarak 1980’e kadar tekrar d’Hondt sistemine geçildi ama 1961’den farklı olarak seçim çevresi barajı da kaldırıldı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Millet Partisi (MP), Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde açılan dava sonucunda partinin “dini esasa dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet olduğu” sonucuna varıldı ve MP 27 Ocak 1954’te kapatıldı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?