Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
173 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Hayvan davranışları ile ilgili sistematik gözlem ve fikirler ilk kez Aristo (MÖ 384-322) tarafından ortaya konulmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Evcilleşme, hayvanların vahşi yaşamdan insan kontrolü altındaki yaşama geçiş süreci olarak tanımlanabilir. Bu konuyla ilgili kaynakların birçoğunda evcilleştirmenin, insanların yerleşik hayata geçmeleri ve tarımla uğraşmaya başlamalarıyla birlikte (günümüzden yaklaşık 10.000-15.000 yıl önce) kullanıma uygun olan hayvanları fark etmeleriyle başladığı öne sürülmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Limbik Sistem: Limbik sistem beynin, duyguların deneyim ve ifadesinde, öğrenme ve hafızada rol oynayan ve birçok nöral yapıyı birlikte içeren kısmıdır. Temel olarak septum, hipotalamus, talamus, hipokampus, amigdala ve beyin korteksinin singulat girus’u gibi bölümleri kapsamaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Vücut postürünün korunması, denge, otonom sinir sistemi aktiviteleri, çiğneme, yutma ve öksürme gibi refleks cevapları inen bölümün kontrolü altındadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hans Selye tarafından ortaya konulmuş olan bir modeldir. Bu modelde, canlıda stres cevabının oluşumunda hipofiz ve adrenal bezlerin kritik rolleri vurgulanmış ve stresin gelişim aşamaları belirtilmiştir. Örneğin hipofiz bezi hormonlarından ACTH (adreno- kortikotropik hormon), adrenal korteksi uyararak stres cevaplarında ve genel adaptasyon sendromunda etkili olan kortizol’ün salgılanmasını sağlamaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Noradrenalin, adrenalinle bağlantılı olarak çalışır ve enerji seviyesinden sorumludur. Dolaşımda artması halinde canlıda saldırganlık, aşırı canlanma ve uyarılma gibi davranışlar görülür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dinlenme ve uyku, bütün sağlıklı hayvanlar için temel ihtiyaçtır ve hayvanın yaşamında kritik bir öneme sahiptir. Vahşi doğada uykunun canlılar için önemi, canlının hareketsiz kalmasını sağlayarak av olma riskini azaltmak, enerji tasarrufuna yardımcı olmak ve yorulan veya hasar gören vücut sistemlerinin tamirini, diğer bir deyişle metabolik iyileşmeyi sağlamaktır. Bazı türler gece veya gündüz düzenli bir uyku faaliyeti gösterirken, bazılarınde böyle bir düzen mevcut değildir. Bazı türler gün içinde uzun saatler boyunca uyurken bazıları çok kısa uyurlar. Diğer bazı türler ise beyinlerinin yarısı ile uyku faaliyeti yaşarlar. Uyku tiplerindeki bu farklılıkların nedeni muhtemelen bireyin çevreyle ilgili gereksinimlerindeki çeşitlilik ile ilişkilidir. Canlılarda uykunun, beyin uykusu (yavaş dalga uykusu ya da sessiz uyku) ve vücudun uykusu (paradoksal ya da hızlı göz hareketi uykusu) şeklinde iki formu vardır: Yavaş dalga uykusu Non-REM (NREM) olarak da bilinir ve EEG’de beynin düşük seviyede elektriksel aktivitesinin gözlemlenmesi ile karakterize olan sessiz uyku halidir. Paradoksal uyku (REM) ise hızlı göz hareketleriyle karakterizedir. Uykunun derinliği genellikle uyuyan hayvanı uyandırmak için gereken uyaranın şiddeti ile belirlenmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Klasik koşullanma: Canlıdan aktif bir davranışın beklenmediği bir koşullanma şeklidir. Hepimizin yakından bildiği klasik koşullanma teorisi Ivan Petrovich Pavlov tarafından ortaya konulmuştur. Pavlov’un öncelikli ilgisi, özellikle köpeklerdeki sindirim refleksleri olmak üzere sindirim fizyolojisini incelemek üzerineydi. Pavlov köpeklerde salya ve gastrik sekresyonları ölçmek amacıyla, köpeklerden birisinin tükürük kanalını cerrahi bir operasyonla cam bir tüpe implante etti. İmplante edilmiş bu tüpler sayesinde Pavlov, yemek köpeğin ağız mukozasına temas eder etmez salyaladığını, dahası yemeğin çeşidinin köpeğin değişik şekillerde salyalamasına neden olduğunu keşfetti. Böylelikle, salivasyonun (salyalamanın) otonomik bir refleks olduğunu göstermiş oldu. Bir kaç test seansından sonra Pavlov, daha önceden yemek verilmiş köpeklerin sadece yemek ağızlarına konulduğunda değil, yemek daha ağza konulmadan yemek görüntüsü veya servise ilişkin seslerle birlikte de salivasyon gösterdiklerini farketti. Her ne kadar başlangıçta bu olayı deney hatası olarak değerlendirip bu sekresyona fizik sekresyonu demiş olsa da daha sonrasında fizik sekresyonunun da ağızdaki yemeğe karşı oluşan refleksif cevap gibi bir refleks olarak değerlendirilebileceğini düşündü. Pavlov, böylelikle koşullu refleksler üzerine çalışmalarına başladı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Prolaktin annelik davranışlarının oluşumundan sorumlu ana hormon olsa da bazı annelik davranışları progesteronun östrojene oranının etkisiyle doğumdan sonra ortaya çıkmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Vazopressin salınışının, hafızaya yardımcı etkisinin yanı sıra dikkat ve öğrenmeyi arttırıcı etkisi de mevcuttur. Tiroit bezinden salınan hormonların canlının enerjik davranışları üzerinde etkisi vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Septum: Septal bölge, limbik sistemin seksüel davranışla ilişkili deneyimlerine aracılık eden kısmıdır. Bu bölgenin uyarılması libido artışına ve negatif motivasyon sonucu ortaya çıkan davranışların (saldırganlık vb) baskılanmasına neden olurken, tahrip edilmesi korkmaya ilişkin aşırı bir tepki ve saldırganlığa yol açmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hipotalamus: Yeme-içme, üreme, kan basıncı ve vücut ısısı gibi çeşitli homeostatik fonksiyonların, uyku ve uyanma siklusunun düzenlemesi ve endokrin sistemin kontrolünde rol oynamaktadır. Hipotalamus, stres ve tehdit durumunda vücudun oluşturduğu homeostatik cevaba tamamlayıcı olarak katılan hipotalamus-hipofiz ve adrenal bezden oluşan sistemin bir parçasıdır. Hipotalamus’un diğer bir önemli görevi, saldırganlığın düzenlenmesinde rol oynayan dolaşımdaki testosteron hormonu için negatif geri bildirimi sağlamaktır. Hipotalamus aynı zamanda koşullu ve koşulsuz reflekslerin oluşumuna katılan birçok sistemle de ilişkilidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İnsanlarda axillary bezler (koltukaltı bezleri) feromon üretmektedir ve salınımı da burada bulunan tüyler ve kolun kaldırılması ile kolaylaşmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Melatonin ve serotonin miktarları, organizmanın dinlenme ve uyku davranışlarını etkilemektedir. Serotonin canlıda uyku halini ve süresini arttırırken, melatonin hormonunun artması uyku ve uyuşukluk durumuna neden olmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Canlılarda uykunun, beyin uykusu (yavaş dalga uykusu ya da sessiz uyku) ve vücudun uykusu (paradoksal ya da hızlı göz hareketi uykusu) şeklinde iki formu vardır: Yavaş dalga uykusu Non-REM (NREM) olarak da bilinir ve EEG’de beynin düşük seviyede elektriksel aktivitesinin gözlemlenmesi ile karakterize olan sessiz uyku halidir. Paradoksal uyku (REM) ise hızlı göz hareketleriyle karakterizedir. Uykunun derinliği genellikle uyuyan hayvanı uyandırmak için gereken uyaranın şiddeti ile belirlenmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Pozitif pekiştirme: Edimsel bir koşullandırma sürecidir. Diğer bir deyişle, canlının beklenilen cevabı verdiği taktirde ödüllendirilmesidir. Örneğin, oturmasını istediğiniz bir köpeğe oturduğunu gördüğünüzde verdiğiniz ödüller oturma davranışını pekiştirecektir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Her sürüdeki üyede, otlama davranışının modeli nispeten aynıdır. Otlakta yavaş hareket ederler, ağız ve burunlarını yere yakın tutarlar ve ağız dolusu otu kopararak ve ısırarak fazla çiğnemeden yutarlar. Sığırlar otlakta genellikle ayakta otlarlar. Hayvanlar tercih ettikleri yemleri tüketirken çenelerini sağa, sola ve ileri doğru hareket ettirirler. Sığırlar, hareketli dilleri ile otları kavrayıp kuşatır ve çekerek kopartırlar. Bu şekilde otlar ağza alınmış olur. Bu nedenle sığırlar topraktaki çok kısa otları yiyemezler. Otlama sırasında gezilen mesafe bir günde ortalama 4 km kadardır ve bu durum gün ışığı ile de ilgilidir. Eski meralarda otlayan sığırlar, yeni meralarda otlayanların iki katı kadar fazla yol kat ederler. Bir grup içinde otlayan sığırlar genellikle doğuya doğru yönelirler. Otlama periyotları sabah gün doğumundan önce, sabah ortası (kuşluk), erken öğleden sonra ve güneş batmasına yakın zamanlarda olur. Sabahın erken saatlerinde ve güneş batımına yakın zamanlardaki otlama süreleri en uzun olanlarıdır. Yine bu zamanlar yılın mevsimleri ile de ilişkilidir. Besi sığırlarında gün ağarmasından önce başlayıp birkaç saat devam eden otlama davranışı, öğleden sonra geç saatlerde tekrar başlar ve karanlığa kadar sürer. Bazı durumlarda geceleyin de bir veya iki otlama periyodu meydana gelir; fakat gündüz periyotlarından daha kısadır. Gece otlama daha çok yaz aylarında ve tropikal bölgelerde görülebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Otlama davranışı; soy farklılığı, hayvanların iklimsel adaptasyonu ve sindirim kanalının kapasitesi ile ilişkilidir. Sütçü sürülerde, sabah sağımından sonra acilen bir otlama veya yeme piki görülür; bunu takiben öğleden sonraki sağıma kadar otlama sayısı tedricen azalır. Çevre ısısının grup yapısı üzerine güçlü bir etkisi vardır; yüksek ısılarda fertler arasındaki mesafe, düşük ısılardakine oranla daha büyüktür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sığırlar sadece bitki türlerini ayırt etmekle kalmaz, aynı zamanda büyümenin farklı safhalarındaki bitkileri de ayırt ederler ve ona göre tercih yaparlar. Bu özel ayırma fenomeni seçici otlama olarak isimlendirilir. Seçiciliğin derecesi hayvanların yaşı ile ters ilişkilidir. Genç buzağılar bitki sapından yaprakları alıp yerken, erginler tüm bitkiyi yerler. Alınan besinlerin tadı hayvana bir tercih hakkı doğurur. Bazı besinleri yüksek derecede, bazılarını orta derecede yerken, bazılarını tamamen reddedebilirler. Koku veya görme duyusu ikinci derecede olup başlıca duyum tat duyusudur. Otlama sırasında sığırlar devamlı olarak otları koklarlar. Yalnız koklayarak otları reddetmesi veya kabul etmesi bir hayli ilginçtir. Egzotik bir ot türünün kokusu veya dışkı ile kontamine olmuş bir alan, otlama seçiciliğini etkileyebilir. Otlar pislik ile kontamine olmuşsa genellikle reddedilir; fakat bütün mera kontamine olmuşsa otlar yenebilir. Yemin reddedilmesinde veya tercih edilmesinde dokunma duyusu da önemli bir rol oynar. Çok sınırlı meralarda, aç sığırların ısırgan otunu bile yedikleri görülmüştür. Hayvanlar arka ayakları ile otları ovalayarak veya ağız ve burunları ile sürterek otların acıtıcı etkilerinden sakınırlar. Otlama için harcanan süre sığırlarda bir günde ortalama 4-9 saattir. Buna ilaveten her gün ortalama 2 saat uygun yem alanlarını araştırmak veya oraya gitmek için harcanır. Otlama zamanı günden güne değişir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Beslenme modelleri rasyonun fiziksel yoğunluğuna göre değişebilir. Sığırlarda başlıca besin alma organı dildir. Dudakların hareket yetenekleri sınırlı ve az olduğundan, besinin ağıza alınmasında dil kadar etkinlik göstermezler. Uzun, kuvvetli ve pürtüklü olan dil kolayca ağızdan dışarı çıkabilir. Dil, otu kuşatır ve alttaki kesici dişlerle üst çenedeki sert dental lamina arasında ot koparılır. Daha kısa otları ise dudakları ve ön dişleriyle koparırlar. Tane yemleri almada dil ve dudaklarını kullanırlar. Çiğneme için harcanan süre rasyonlara göre değişir. Çiğneme, hareketsiz olan üst çene karşısında alt çenenin hareketiyle oluşturulur ve besinin ağızda mekaniksel parçalanmasıdır. Çiğnemenin başlıca amacı besinleri ufak parçalara ayırmak, besin maddelerinin eriyebilirliğini arttırmak ve sindirim kanalı salgılarıyla geniş bir etkime yüzeyi oluşturmaktır. İkinci bir görevi de besinleri tükürükle karıştırmaktır. Çiğneme her hayvan türünde aynı öneme sahip değildir. Örneğin karnivorlarda pekiyi yapılmadığı halde, herbivorlarda ve özellikle geviş getirenlerde özenle sürdürülür ve bu amaç için oldukça uzun süre harcanır. Çiğneme için harcanan sürede yaşın da etkisi vardır. Genç hayvanlar çiğneme için, yaşlı hayvanlara göre daha çok zaman harcamaktadırlar. Beslenme davranışı; çevresel ısı, dişlerin durumu, sığırların yaşı ve yenilen besinlerin çeşidinden de etkilenir. Genelde yiyecek tüketimi, artan çevresel ısı ile azalır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ruminasyon, yenilen besinlerin tekrar ağza getirilmesi, tekrar çiğnenmesi ve tekrar yutulmasıdır. Otlama esnasında büyük miktarlarda alınan ve az çiğnenen saman rumende (işkembe) biriktirilir, depo edilir. Basit depolamadan çok, bu saman rumende fermantasyona uğratılır. İçerik rumenden tekrar ağza getirilir, tekrar çiğnenir ve geri yutulur. Bu sindirim modelinin; genellikle şu önemlidir: merada hayvanın daha kısa sürede daha fazla miktarlarda besin almasına sebep olması önemlidir.Ruminasyonun temel modeli, lokmanın ağza geri getirilmesi ve tekrar çiğnenmesidir. Ruminasyon esnasında vücut pozisyonu çok çeşitlidir. Hayvan ön ayaklarını altına alarak göğsü üzerinde yatarken, ayakta dururken ve yavaş yürürken ruminasyon davranışı gösterebilir. Ruminasyon davranışı, buzağılar üç haftalığa ulaşınca görülmesine rağmen, ruminasyon zamanı 6-8 aylığa kadar erişkinlerdeki seviyeye ulaşamaz. Ortalama günlük ruminasyon süresi (periyodu), yemin niteliğine ve niceliğine göre değişir. Ruminasyon 24 saatlik bir güne yayılan 15-20 periyodu kapsar. Her ruminasyon periyodunun uzunluğu 2 dakikadan 1 saate kadar veya daha uzun süreyle değişiklik gösterebilir. Genç sığırlar, genellikle ürkek ve çekingendir. Onlarda çok az bir tehlike bile ruminasyonun durmasına neden olur. Ruminasyon davranışına açlık, korku, acı, endişe ve cinsel huzursuzluk durumlarında son verilebilir. Buzağısından ayrılan bir inek zaman zaman ruminasyonu bırakarak bağırabilir. Yine alışılmamış seslerin varlığı ruminasyonun durmasına neden olur. Östrus esnasında ruminasyon azalır; fakat tamamen durmaz. İneklerde hastalık esnasında, doğumun son safhalarında ve buzağıyı yalama sırasında da ruminasyon olmaz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dil, içme sırasında sadece pasif bir rol oynar. Yalnız ağız suya daldırılır, burun suya daldırılmaz. Ağza alınan su emilir ve rumene geçer. Sığır kafasını kaldırmaya gerek duymadan dudakları ile suyu emer ve akış aktif olarak yapılır. Otlamakta olan sığırlar, günde 1-4 kez su içerler. İçilen su miktarı ırk, yaş, kuru madde tüketimi, çevre ısısı, rasyonun bileşimi, tuz miktarı, gebelik ve süt verimi gibi faktörlere göre değişebilir. Meradaki sığırlar genellikle öğleden hemen önce, ikindi vakti ve akşamları su içmek isterler. Geceleri ve sabahın erken saatlerinde su içme isteği ender görülür. Süt ineklerinde sağımdan sonra su içme isteği fazladır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Buzağı, ağzı ile meme başını yakalar ve ısırmaksızın gayretle emer. Memenin çevresini dili ile sararak, ağız boşluğunda sıkışık bir hava kompartmanı oluşturur ve süt akışı için gerekli olan negatif basınç sağlanmış olur. Buzağı emerken annesinin memesine başı ile vurma hareketleri yapar. Muhtemelen bu hareketler azalan süt akışı nedeniyledir ve memenin sarsılarak süt akımının artmasına yardımcı olur. Sakin emmede dahi sıklıkla kuyruğun sallanma hareketi görülür. Bu hareketin nedeni tam olarak açıklanamamakla birlikte birçok türün karakteristik hareketidir. Bununla beraber bazı araştırıcılar şiddetli kuyruk sallamanın, tos vurma ile birlikte hayvanın sinirliliğine bağlı bir davranış olduğunu ve sadece buzağı memeyi bulamadığı veya süt gelmediği zaman görüldüğünü ileri sürmektedirler.Genç tarafından tüketilen süt miktarı ve gencin anneyi emme oranı, yaş ile emzirme metotları ile (doğal, kovadan ya da emzikle), anneden sütün akış oranı ile buzağının emme davranışının devamlılığı ile ilgilidir. Buzağı meme ile tanıştıktan sonra yaklaşık 10-15 dakika memeyi emer. Emme esnasındaki nabız sayısı Hereford buzağılarda dakikada 57-102 (ortalama 74) olarak bildirilmiştir. Emme periyodunun sonuna doğru nabız sayısı azalır. Yine buzağının yaşı ilerledikçe nabız sayısı azalmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Boğalarda çiftleşme öncesi görülen davranış modelleri genellikle yere boynuz vurma, arkasına çamur atma ve boynunu sürtme şeklindedir. Domuzlar dışında bütün vahşi ve evcil hayvanlar “lipcurl” denilen karakteristik bir davranış gösterirler. Bu durumda erkek ayakta dimdik durur, başını ve boynunu uzatarak üst dudağını kaldırır. Başını yavaşça bir yandan öbür yana sallar. Lipcurl durumu 10-30 saniye kadar sürer. Burada uyarı dişinin idrar kokusu olabileceği gibi, bazen de erkekler dişinin genital bölgesini kokladıktan sonra lipcurl davranışı gösterirler. Sığır ve koyunlarda birleşme erkeğin ön ayakları dişinin pelvisi (leğen kemiği) üzerine koyularak gerçekleştirilir. Cinsel aktivite türlere, yaşa, beslenme durumuna ve iklime bağlı olarak değişiklik gösterir. Bazı türlerin erkekleri ani çevre değişikliklerinde endişeli olurlar. Örneğin; çiftlik, ahır ve bakıcı değişiklikleri hayvanları etkiler. Korku ve endişe cinsel aktiviteyi duraksattığı için, cinsel davranış derecesi yeni bir çevreye gönderilen erkeklerde azalabilir. Yeni bir çevreye adaptasyon süresi yaşa ve türe göre değişir, genç hayvanlarda adaptasyon süresi daha kısadır. Beslenme durumu da cinsel aktivite üzerine etkilidir. Şiddetli A vitamini eksikliği, proteinden yoksun diyetle beslenme, düşük fosforlu diyetler ve molibden zehirlenmesi cinsel davranışı azaltır. Patolojik durumlarda da hayvanda cinsel isteksizlik görülür. Cinsel davranışın gelişimi bulunulan toplumsal çevreden de etkilenir. Grup halinde büyüyen kobaylarda, yalnız büyüyen kobaylara göre cinsel aktivitenin daha fazla geliştiği saptanmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Östrus esnasında üç ayrı davranış modeli tanımlanabilir. Bunlar; erkeğe benzer tırmanma hareketi, kendi kendine artan aktivite yani hiperaktif bir durum sergilenmesi ve çiftleşme cevabıdır. Östrustaki dişinin diğer dişiler üzerine tırmanması sığırlarda yaygın olarak görülür. Östrus davranışının şiddeti genetik ve çevresel faktörlerden etkilenir. Östrusun başlaması, şiddeti ve bitmesi dişinin uyarılması ile ilgilidir. Örneğin kızgın bir erkeğin bulunması ve diğer östrustaki dişilerin varlığı östrus davranışlarını etkiler. Östrustaki diğer dişilerin bulunmasının uyarıcı etkisi kısmen toplumsal kolaylaştırmaya bağlı olabilir. Östrus davranışları duyusal uyarım, hormon sekresyonu ve merkezi sinir sisteminin etkisi altındadır. Bu mekanizmalar, ön hipofiz bezinin “feedback” mekanizmasıyla düzenlenmesi ve östrus davranışlarını etkileyen gonodotropinlerin salınmasına ve ovaryumları etkilemesine neden olur. Hipofiz ön lobundan Follikül stimüle edici hormon (FSH) ve Luteinleştirici hormon (LH) salgılanır. FSH öncelikle ovaryumlarda bulunan folliküllerin büyümesine ve bunun sonucunda östrojen salgısının artmasına neden olur. Ovaryumlardan salgılanan östrojen ile dişi genital organlarında çiftleşme ve spermatozoonların ovidukta taşınması için uygun ortam hazırlanır. LH’nın salgılanımı ile de ovulasyon şekillenir. İneklerde kızgınlığa erişme ilk ovulasyonun şekillenmesi ile karakterizedir. Erginliğe ulaşan sağlıklı dişiler gebe kalmadıkları sürece belirli zaman aralıkları ile tekrarlanan ve dış belirtiler ile de fark edilebilen erkeği kabul etme davranışları gösterirler. İneklerde bir östrus döneminden diğer bir östrus dönemine kadar geçen süre, östrus siklusu ya da seksüel siklus olarak tanımlanır ve ortalama 21 gündür. Siklusun süresi bakım, besleme, ırk, iklim, ahırda boğanın bulunması ve ineğin serbest dolaşması gibi faktörlere bağlıdır. Ahırda boğanın bulunduğu ve ineğin serbest dolaştığı hallerde siklus süresi kısalmaktadır. Östrustaki ineklerin davranışlarında ve dış görünüşlerinde değişiklikler gözlenir. Ayrıca beden ısısı ve kalp atışları hızlanmıştır. Yem alımı ve süt verimi azalmıştır. Serbest olarak dolaşan inekler boğanın önünde durur ve atlamaya zorlayacak şekilde davranırlar. Östrustaki inekler diğer ineklere tırmanmaya eğilimlidir. İneklerin vulvaları ödemli, yumuşak ve hafif hiperemiktir. Vulvadan bu dönemde yumurta akı renginde halk arasında “çara” adı verilen bir akıntı gelir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 19 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 154 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.