Protein ve DNA arasında görev alan ve hücrenin gereksinimine göre miktarı değişen yardımcı bir molekül olarak tanımlanan unsur hangisidir?
Yayımlanmış cevap
RNA.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
393 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
RNA.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Amerikalı biyolog Oswald T. Avery ve arkadaşları Colin M. MacLeod ve Maclyn McCarty yaptıkları deneylerle Griffith’i izlemişlerdir. Avery ve arkadaşları Griffith’in transformasyon deneyinde olduğu gibi kapsüllü, patojen özellikte S tipi bakteriler ve kapsülsüz, apatojen R tipi bakterileri kullanmış ancak farklı olarak deneyin son aşamasında S tipi bakterilerden DNA’yı izole ederek hücre kültürüne ilave etmiştir. Bunun sonucunda hücre kültüründe daha önceden hiç, hastalık yapan kapsüllü bakteri bulunmazken ortama DNA ilavesinden sonra yeni generasyonda kapsüllü bakteriler görülmüştür. Daha sonra yapılan çalışmalarda izole edilen maddenin (DNA) proteolitik enzimlerle muamelesinde aktivitesini kaybetmediği ancak deoksiribonükleaz (DNaz) ile muamelesinde ise aktivitesini yitirdiği gözlenmiştir. Bu sonuç Avery ve arkadaşlarının deneylerini bir kez daha desteklemiş kalıtımda rol oynayan maddenin DNA olduğunu ortaya koymuştur. DNA’nın genetik materyal olduğu ve yeni generasyonlarda kalıtımın temel taşı olduğunu ispatlamaya yönelik çalışmalar gelecek yıllarda da sürdürülmüştür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Deoksiribonükleik asit, adından da anlaşıldığı üzere düşük pH’ye sahiptir. Birbirlerine hidrojen bağları ile bağlı olan çift sarmal yapı pH 4-11 seviyelerinde genellikle kararlı yapıda olmasına rağmen, bu değerler aşıldığında kararsız hale gelerek iki ayrı polinükleotit zinciri haline gelir. Çift sarmal haldeyken viskozite değeri, tek zincir haline göre daha yüksektir. Çift sarmallı heliks yapının kararlılığı aynı zamanda ısıdan da etkilenmektedir. Isının 70 C°’den yüksek değerlere çıkması (özellikle 70- 90 C°), yapıdaki hidrojen bağlarının kopmasına neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
RNA, bazı virüs tipleri hariç olmak koşuluyla genel olarak tek polinükleotit zincirine sahiptir ve DNA’dan farklı olarak timin yerine urasil organik bazını içermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Griffith yaptığı çalışmada, iki farklı bakteri türünün fareler üzerindeki etkilerini araştırmış ve genetik materyalin transformasyon yoluyla taşınabileceği hipotezini öne sürmüştür. R tipi bakterilerin farelere enjekte edildiğinde herhangi bir hastalık belirtisinin ortaya çıkmadığı ve farelerin yaşadığı, kapsüllü olan S tipi bakterilerle yapılan enjeksiyonda ise farelerin meydana gelen zatürre sonucu öldükleri görülmüştür. Sıcak etkisiyle öldürülmüş olan, avirulent S tipi bakteriler ise farelerde ölüme neden olmamıştır. Griffith, ölü olan ve hastalık yapıcı S tipi bakterilerle yaşayan R tipi hastalık yapmayan bakterilerin her ikisinin de bulunduğu karışımı farelere uyguladığında ise farelerin yine hastalık sonucu öldüklerini göstermiştir. Ölen farelerden elde edilen bakterilerin tümünün S tipinde olması ise hastalık yapma özelliği ortadan kalkmış olan bakterilerden R tipi bakterilere genetik materyalin transformasyon yoluyla aktarılabileceğini kanıtlamıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hücresel RNA’nın yaklaşık %15’ini oluşturan tRNA, sitoplazmada yer almaktadır. Tek zincirli nükleotit dizisinin üç boyutlu bir şekilde katlanmasıyla oluşan sekonder yapı yonca yaprağına benzetilmektedir. Mitokondri ise, daha küçük yapıda t-RNA’lara sahiptir. Ökaryotlarda genellikle 70-93 nükleotitten meydana gelir. Sentezlenecek her bir aminoasit için en az bir tane t-RNA bulunmaktadır. Protein sentezinin translasyon basamağında, DNA’dan RNA’ya aktarılan şifreye göre tanımlanacak olan aminoasitlerin taşınması ve polipeptid zincirine eklenmesinde görev alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Nükleus ve sitoplazmada bulunan m-RNA’lar DNA’dan aldığı genetik bilgiye göre protein sentezlenmesi işleminde kalıp görevi görür. Baz bileşimi kalıp görevi gören ipliğin (template iplik) RNA karşılığıdır. t-RNA ve r-RNA’lar hücrede sürekli bulunurken, m-RNA’lar yapısal farklılıkları nedeniyle yıkılıp yeniden yapılmaktadır. Hücresel RNA’nın yaklaşık %4’ünü oluştururlar
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Nükleolus ve nükleusta bulunan r-RNA’lar, ribozomların oluşturulmasında temel görev alan yapılardır. Toplam RNA miktarının %50-60’ını oluştururlar. r-RNA’lar üzerinde ribozomdaki proteinleri tanımalarını sağlayan bölgeler bulunmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Transkript
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genomlar, gen olarak tanımlanan fonksiyonel bölgelerle birlikte bu yapı dışında işlevsel olmayan DNA bölgelerini de kapsamaktadır. Fonksiyonel olmayan DNA dizileri çöp DNA olarak isimlendirilmektedirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genler, yapı olarak incelendiğinde iki temel kısımdan meydana gelmektedir. Protein ya da RNA sentezlenmesini sağlayan genetik materyali içeren yapısal bölüm ve kontrol bölgelerinden meydana gelmiş olan ve regülatör, promotor, operatör ve terminasyon bölgelerini içeren bölümdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gen yapısı, prokaryot ve ökaryot canlılarda farklılık göstermektedir. Ökaryot canlılardaki gen yapısının temel farkı kodlanmayan dizilerin de genler arasında bulunmasıdır. Bu yapı parçalı gen yapısı olarak adlandırılmıştır. Buna göre, genlerdeki kodlayan bölgeler ekzon, kodlama özelliği olamayan diziler ise intron adını almaktadır. Ökaryot organizmaların çoğunun genom yapısı yüksek oranda intronlardan meydana gelmiştir. Transkripsiyon aşamasında ökaryotik hücrelerde intronların kesilip çıkarılması ve ekzonların birleştirilmesiyle m-RNA oluşturulup protein sentezi devam ettirilir. Bu işleme intron kesimi ya da Splicing mekanizması adı verilmektedir. Prokaryotlarda ise böyle bir oluşum yoktur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1953 yılında Alfred D. Hershey ve Martha Chase’ in T2 bakteriyofajlar üzerinde yaptığı ve HersheyChase deneyi olarak bilinen çalışmaları genetik materyalin tanımı üzerine daha somut kanıtlar sunmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kromozomlar, kromatin ve kromonemadan meydana gelmektedirler. Hücre bölünmesinin gerçekleşmediği dönemde kromozomda bulunan genetik materyal kromatin olarak isimlendirilir. Kromatinler, çekirdek içine dağılmıştır. Hücre bölünmesinin başlamasıyla kromatinler, yoğunlaşarak kromozomları meydana getirir. Kromozom sayıları ise türe özgüdür. Kromozomlar, çok yoğun ve sıkıştırılmış olan moleküllerden oluşan bir yapıya sahiptir. DNA ve protein içermektedirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kromozomlar, nükleozom adı verilen yapıların üzerinde dizilmiş olan DNA ipliği, histon proteinler ve histon olmayan proteinlerin birlikte organize olan karmaşık bir yapı oluşturmaktadır. Bu selenoid model olarak adlandırılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kromozomların morfolojik yapısı incelendiğinde merkezde yer alan ve sentromer adı verilen oluşum hücre bölünmesinde kromozomlara hareket özelliği kazandırmaktadır. Sentromeri bulunmayan kromozomlar varlıklarını devam ettiremeyip yok olurlar. Bunun nedeni hücre bölünmesi sırasında ekvatoryal düzleme yerleşememeleridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kromozomlar, morfolojik yapılarına göre sınıflandırılabilirler. Kromozom sayısı, şekli ve büyüklüğü göz önüne alınarak yapılan bu gruplandırmaya karyotiplendirme ya da karyogram adı verilmektedir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sentromer kromozom üzerinde farklı bölgelerde lokalize olabilir. Bulundukları bölgeye göre de kromozomlara farklı görünümler kazandırırlar. Buna göre kromozomlar farklı şekilde adlandırılmaktadır. Sentromer kromozom düzleminin tam olarak merkezinde yer almışsa bu tip kromozomlara metasentrik kromozomlar adı verilmektedir. Bu tip kromozomlarda kollar eşit uzunluktadır. Sentromer eğer merkez noktası ile herhangi bir kola daha yakın bölümde yerleşmişse submetasentrik, bir kola çok fazla yakınlaşmış şekilde bulunursa ise akrosentrik adını alır. Bu tip kromozomlarda bir yöndeki kollar daha uzun şekilde görünürler. Telosentrik kromozomlar sentromeri kolun tam olarak ucunda yer alan kromozomlardır. Kromozomlarda kısa kol “p”, uzun kol “q” adını alır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
DNA’nın genetik materyal olduğu ve kalıtımdaki rolünün açıklanmasının ardından çalışmalar, DNA’nın fiziksel ve biyokimyasal yapısının ortaya konulmasına yönelmiştir. 1950’li yıllarda Rosalind Franklin ve Maurice Wilkins’in X-ışınları kullanarak yaptığı araştırmalarda DNA’nın azotlu bazlara sahip bir çeşit sarmal yapıda olduğu ortaya çıkmıştır. Azotlu bazların miktarları ve aralarındaki dengeler konusunda ise Erwin Chargaff isimli bilim adamının yaptığı çalışmalar kabul görmüş ve daha sonra Chargaff kuralları olarak adlandırılmıştır. 1953 yılında DNA’nın yapı modelini ve özelliklerini ortaya koyan James D. Watson ve Francis Crick’in çalışmaları bugün halen kabul edilmekte olup; DNA süper sarmalının aydınlatılmasına temel oluşturmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genetik şifre olarak adlandırılan nükleik asitlerin (DNA ve RNA) temelini nükleotitler oluşturmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gen olarak tanımlanan ifade, anlamlı bir RNA transkripti ya da proteinden oluşan işlevsel bir biyolojik ürünün sentezi için gerekli olan bilgiyi içeren DNA parçasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hücrelerdeki ve dolayısıyla canlılardaki kalıtsal olayların ve metabolizma faaliyetlerinin düzenlenmesinde temel olan genler, kromozomlar üzerinde yer alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genin kromozom üzerinde bulunduğu bölge “lokus” olarak adlandırılmaktadır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Canlılardaki genetik ve biyokimyasal olayların denetiminde görev alan genler yapısal ve düzenleyici olarak ikiye ayrılır. Yapısal genler yani strüktürel genler protein kodlanmasında görev alırken, düzenleyici yani regülatör genler ise yapısal genleri kontrol eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Metabolizma faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında enerji kaynağı olarak görev yapan unsur nükleotitlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?