Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
226 sorunun metninde arama yapabilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Kentsel planlama,“Ulusal bir yerleşme kalkınma planı çerçevesi içinde bilimsel yöntemlere göre yapılan araştırmalara dayanarak, plan, program ve projelerin hazırlamasını ve bu amaçla girişilecek çabaların gerçekleştirilmesini de kapsayan bir sanat ve çalışma alanıdır.” (Keleş, 2004: 110)
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarında temeli müzecilik olan eski eser koruma anlayışı; 1930’lu yıllardan sonra içine taşınmazları da alarak genişlemiştir. 1951 yılında eski eser ve anıt, yani tek yapı ölçeğinde koruma çabaları yasalarda yer almış, 80 sonrası ise, kavramsal çeşitlenme ve genişlemeler ile birlikte doku koruma ve imar planlama yeni bir yasal düzenleme ile “planlı koruma” adı altında uygulama alanı bulmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kent incelemelerinde “kentsel” ve “kentleşme” sözcükleri, kullanımlarının zor olmasının yanısıra kolaylıkla birbirleri ile de karıştırılırlar. “Kentsel” sözcüğü sıradan kullanımıyla harita üzerinde bir yer ve oradaki yaşamı anlatır. “Kentleşme” ile de, genellikle fiziki kentin kent dışındaki yerlere yayılması, genişlemesi ifade edilir (Sennet, 1996: 167).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Demografik, ekonomik, işlevsel veya yönetsel açıdan resmi olarak belirlenen limitleri sağlayan ve kırsal alanlar dışında kalan yerleşmeler kent olarak tanımlanabilmektedir (Çetiner, 1972: 23). Değinilen diğer kriter ya da değişkenlerle bu tanımı kombine ettiğimiz takdirde kent; tarımsal olmayan üretim yapılan ve tüm üretimin denetlendiği, dağıtımın koordine edildiği, belirli teknolojinin beraberinde getirdiği, büyüklük, yoğunluk, heterojenlik ve bütünleşme düzeylerine ulaşmış yerleşme türü biçiminde ele alınabilir (Kıray, 1964: 2).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Kentlilik bilinci, kentli sorumluluğu, kentli hakları” kavramları bu konuya açıklık getirmek ve derinlik kazandırmak üzere kullanılmaktadır. İnsanların kentlerini sahiplenmelerinin yolu, başta sanat tarihi olmak üzere geçmişini, uygarlıkların izlerini, yaşam kültürünü ve bugüne yansımalarını bilmekten geçmektedir. Kenti kent yapan bu değerlerle kurulacak bağ kentin korunması için arzu yaratmakta ve toplumsal bilincin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Kentlerin özgün kimliklerinin devamlılığında, kendini yaşadığı kente ait hisseden bireylerin oluşmasında ve kültürel/tarihi mirasın yeni kuşaklara aktarılmasında eğitimin etkisi ve belirleyiciliği önemsenip, öncelik almalıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kent kültürü ve kentlilik bilincinin temel taşları olan, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, hoşgörü, paylaşma, yardımlaşma, adalet, duyarlılık, selamlaşma, fedakarlık gibi kavramlar görgünün tarihi ve evrensel boyutları bağlamında kişiye aktarılabildiği sürece çağdaş bir kent, kentli ve toplumdan bahsedebiliriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kentsel mekânı yalnızca bir yapılaşmış çevre (fizik mekân) olarak değil, kentlerdeki toplumsal yaşamı ve insanın davranış ile ilişkilerini ortaya koyan, değinilen tüm mekânlar ile birlikte değerlendiren, insanların günlük yaşamın akışı içinde birbirleriyle karşılaştıkları ve yan yana geldikleri bir ortam olarak ele almalıyız.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kentsel yapı, “türlü kesimleri ve ögeleri arasında belirli toplumsal yasalara bağlı ilişkiler bulunan kentin iç örgütlenme biçimi”,
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kentsel alan ise, “genellikle bir kent yönetimi biriminin sınırları içinde kalmakla birlikte, kimi kez ondan daha geniş olan ve kırsal niteliğini yitirmiş ya da yitirmek üzere bulunan yöre kentleri de (banliyö) kapsayan alan” olarak tanımlanır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kentsel yapılaşmış çevre, kent dokusu veya kentsel fizik mekân; “bir kentin, ana yollar veya ikincil yollarla bölünmüş oturma, çalışma, alım satım, işleyiş (üretim), dinlenme yerlerini kapsayan yer bölümlerden (parsellerden), adacıklardan ve komşuluk birimlerinden oluşan toprak kullanım biçimi” olarak tanımlanır(Keleş, 1998: 69-71-73).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kent planlama doğal, beşeri, fiziksel (yapılaşmış) çevre verileri ve yerel değerlerden kaynaklanan bilgilenme ile kentin tarihsel gelişme sürecinde kazanmış olduğu kimliğini koruyarak, kentsel arazi kullanımında çeşitli kullanma biçimleri ve kentsel işlev alanları arasında olması gereken yerleşme düzenini ve dengeyi oluşturmak amacıyla, kentsel gelişmelerin düzenlemesine yardımcı bir uygulama aracıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yerleşmelerin başladığı tarihten bu yana sınıfsal, siyasal, dinsel nedenlerle önceleri tek yapı ölçeğindeki koruma anlayışının, günümüze kadar, yapı grupları, yerleşmeler ve bölgeleri kapsayan bir niteliğe evrildiğini görmekteyiz. Bu bağlamda, eski kent mekânlarının korunması artık, tarihi kültür varlıklarının (mirasının) korunmasının ötesinde, kentsel bütünün gelişmesinin etkilediği çevre korumayı da içine alan ve “kentsel koruma”yı kent gelişmesinin en önemli doğrultularından biri kabul eden bir kavramı anlatmaktadır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Muhafaza etme”yi amaçlayan ilk koruma düşüncesi günümüzde; sürdürülebilirlik kavramı çerçevesinde kültürel mirası yaşatarak, geleceğe aktararak yalnızca tek tek yapıları, objeleri, fiziksel mekânı değil, onların içinde var olan kültürü, toplumu, insanı da kapsayan, koruyan ve “bütünsel/bütünleşik koruma” olarak tanımlanan bir boyuta taşınmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Bölge planlama” kavramı ile kent ölçeğinin dışına/üstüne çıkılmıştır. Giderek II. dünya savaşının hemen ardından ülke (fiziki) planı anlayışı benimsenirken; planlama açısından ülke, bölge, kent ve kır biçiminde genellenebilecek bir hiyerarşi ve planlama bütünselliği benimsenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyılın özellikle ikinci yarısında koruma anlayışının temelinde, batı ile bütünleşme arayışlarının olduğu söylenebilir. Aynı dönemde koruma, önceleri müzecilik kavramı çerçevesinde ele alınmıştır. Eski eserler, “sahipleri olmayan taşınabilir eşyalar” olarak tanımlanmış ve süreç içinde taşınır kültür varlıklarının müzecilik kapsamında korunup geliştirilmesine ilişkin anlayış gelişmiş ve uygulamalar hazırlanan mevzuata (yasal sisteme) göre yapılmaya çalışılmıştır. Tanımlar daha kapsamlı hale gelmiş, çıkarılan nizamnameler ile eski eserler hukukunun temeli oluşmuş, arkeolojik kazılar başlatılmış ve yurtdışına eski eser çıkartılması kesinlikle yasaklanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1906 yılında yürürlüğe giren IV. Asar-ı Atika Nizamnamesi (Eski Eserler Yasası/Tüzüğü) bu dönemin koruma ile ilgili son düzenlemelerdir. Bu yasa da “taşınmaz eski eser” kapsamı daha genişletilmiş, müzecilik çerçevesinde kalan koruma anlayışı aşılmak istenmiştir. Ancak, yine de Asar-ı Atika Nizamnameleri, ağırlıklı olarak müzecilik üzerine yoğunlaşmış ve daha çok klasik kalıntıların korunmasını amaçlamıştır (Özden, 2003: 50).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Cumhuriyetin ilk yıllarında eski eser koruma anlayışının temelinde yine müzeciliği görüyoruz. Ancak 1930’lu yıllardan sonra eski eser anlayışı içine taşınmazlar da girmiş ve koruma anlayışı taşınır kültür varlıklarından, taşınmaz kültür varlıklarına doğru genişlemiştir. Bu dönemde 3500 taşınmaz eski eser uzmanlar tarafından saptanmıştır. Böylece taşınır eserleri içeren müze katalogları oluşturmayı amaçlayan belgeleme çalışmaları Cumhuriyet ile birlikte taşınmaz kültür varlıklarını da kapsamıştır. Yine Atatürk döneminde; anıtsal nitelikte tarihsel mimari eserlerin korunması gereğinin ağırlık kazandığını ve ilk kez bu eserlerin imar planları yapımı sırasında korunmalarının tartışıldığını görmekteyiz. Bu doğrultuda ilk anlamlı yaklaşım olarak 1932’de Hermann Jansen’in Ankara imar planı izlenmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
‘70 lere kadar “yeni”yi yapma adına geçmişin, geleceğin sürdürülmesi gereken (tek yapı ölçeğinden kentsel dokuya kadar) çokça tarihi değeri feda edilmiştir. Bu dönemin koruma açısından en dikkat çekici tasarrufu “Gayrimenkul ve Eski Eserler Anıtlar Yüksek Kurulu”nun (GEEAYK) kurulmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1983 yılında bazı değişikliklerle bugün de yürürlükte olan 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” çıkarılmıştır. GEEAYK yerine, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nu getiren bu yasa, konuya daha kültürel bağlamda bakarak, “kültürel miras” kavramına yer vermiştir. Yasanın en önemli özelliklerinden biri de sit alanlarında “Koruma Amaçlı İmar Planı” adı ile planlı koruma sürecini başlatmasıdır. Bu
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türkiye 1983’te Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’yi, 1989’da ise, Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi’ni imzalamıştır. Ülkedeki mevzuat da, 1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1987 tarihli ve 3386 sayılı Değişiklik Kanunu’yla yeniden düzenlenmiştir. Bu yasalara “kültür varlığı” kavramı “eski eser” kavramının yerini alırken, koruma ölçütleri 19. yüzyıl sonuna odaklanan bir zaman sınırıyla belirlenmiş, özel yapılar için bazı farklı tanımlar getirilmiş, hiyerarşik kademelenmede en üstte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanan örgütlenme modeli günümüzde de bazı farklılıklarla devam eder biçimde yeniden düzenlenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Günümüzde tarihsel çevre koruması “çağdaş işlevlerle bütünleşerek koruma”yı amaçlayan bir anlayışa ulaşmıştır. Böylece salt korumanın yerine “koruma-değerlendirme-geliştirme” amacına yönelik bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu durumda kent planlama ile koruma planlaması arasında var olan çelişki kuramsal olarak ortadan kalkmış görünmekle birlikte, özellikle ülkemiz kentlerindeki uygulamalarda bu çelişki henüz bütünü ile aşılmış değildir. Ülkemizde yanlış olduğu ve sakıncaları bilindiği halde, kentlerin imar planları yapılırken belirlenen sit alanlarının planlaması eş zamanda yapılmamakta, bu alanların planlaması daha sonraya bırakılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplumsal kimlik sorunlarının öne çıktığı yirminci yüzyılın son yarısından bu yana kültürel miras her yönü ve türü ile toplumlar açısından özenle korunması gereken bir değer olarak görülmeğe başlanmış ve giderek kültürel mirasın korunması bir toplumsal gelişmişlik göstergesi haline dönüşmüştür. Bu gelişme peşi sıra yeni tartışma konularını da gündeme taşımış ve özellikle tarihsel mirasın günümüzde sadece bir coğrafyayı kullanan toplumların değil tüm dünya toplumların ortak değeri olduğu, bu yönü ile bir toplumsal kimlik olarak değerlendirilmesinden öte insanlığın ortak değeri olarak değerlendirilip korunması gereği kabul edilir olmuştur. Bu bağlamda toplumlar kültürel mirasa sahip olmaları ile değil nasıl korudukları ile kimlik kazanmaya başlamışlardır. Bu olgudan yola çıkıldığında ise kültürel mirasın ve mirası korumanın evrenselliği noktasına ulaşılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kültürel mirasın evrenselliği; kapsamlı, çok düzlemli ve çok boyutlu, bütünsel koruma politikalarını gerektirmektedir. Bu nedenle koruma politikaları da evrensel nitelikte olmalıdır. Uluslararası, ulusal ve bölgesel/yerel düzeydeki çok sayıda yönetim özellikle kentsel koruma konusunda yeni ve etkin politikalar üreterek korumayı bir gelişme/kalkınmanın aracı olarak kullanmanın çabası içine girmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tarihsel süreç açısından bakıldığında yaklaşık 18. yüzyıldan bu yana koruma politikalarında bir kesinti veya radikal bir değişim yaşanmamakta yumuşak geçişler ve yanyanalıklar görülmektedir. Jokilehto bu farklı uygulamaları ve dönemlerini dört başlık altında toplamıştır. 1. Tarih olarak anıtlar, 2. Stilistik restorasyon dönemi, 3. Modern koruma dönemi, 4. Geleneklerin sürdürülmesi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyıl başlarında özellikle kuzey ülkelerinde gelişen ortaçağ yapılarının ulusal miras olarak kabul edilmesi eğilimi ile yine aynı dönemde bütün Avrupa’ya yayılan sanatta romantizm akımı, koruma uygulamalarını ve politikalarını domine etmiş olan stilistik restorasyon yaklaşımının temel kaynaklarını oluşturmuştur
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Stilistik koruma yaklaşımı her bir stilin bağımsız bir yanı olduğunu, malzeme veya renk değişikliklerinin korunması gereken stilin ruhuna ve özüne etkisinin olmayacağını ileri sürer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 60 çoktan seçmeli, 0 görselli ve 166 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.