Yoğunluk bağımlılığı nedir?
Yayımlanmış cevap
Örgüt kurulma ve kapanma oranlarının örgütsel yoğunluktaki artışla birlikte değişmesine yoğunluk bağımlılığı denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
297 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Örgüt kurulma ve kapanma oranlarının örgütsel yoğunluktaki artışla birlikte değişmesine yoğunluk bağımlılığı denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bazı örgütler yoğunluğun düşük ve bu nedenle rekabetçi baskıların az olduğu evrelerde kurulurlar. Bunlar öğrenmek, değerli kaynakları temin etmek ve güçlenmek için daha fazla olanağa sahiptir. Buna ilk giren avantajı da denmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bazı örgütler ise yoğunluğun yüksek ve dolayısıyla rekabetçi baskıların daha ağır olduğu evrelerde kurulmuştur. Bu örgütler en değerli kaynakları temin etmekte güçlük çekerler. Daha çok diğer örgütlerin kullanmak istemedikleri ikincil değere sahip kaynaklarla yetinmek zorunda kalırlar. Yoğun rekabet altında kurulduklarından ne içsel süreçlerini ne de çevreleriyle olan ilişkilerini iyileştirmek için yeterince fırsata sahiptirler. O nedenle düşük yoğunluk evresinde kurulan örgütlerin yüksek yoğunluk evresinde kurulan örgütlere kıyasla daha düşük kapanma oranlarının olması beklenir. Buna yoğunluğun kapanma oranı üzerinde gecikmiş etkisi denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eğer iki örgüt topluluğu rakip ideolojileri temsil eden örgütsel biçimleri benimsiyorsa bunlardan birinin yoğunluğundaki artış diğerinin meşruiyetini yitirmesiyle sonuçlanabilir. Bir örgüt topluluğu büyüdükçe kendisininkine rakip biçimleri benimseyen örgütlerin hayatta kalmalarını güçleştirici hatta ortadan kaldırılmalarını sağlayacak tedbirleri daha etkin bir biçimde alır. O nedenle bir örgüt topluluğunun yoğunluğundaki artış onunkine rakip biçimleri benimseyen örgütlerin kurulma olasılığını azaltır, kapanma olasılıklarını ise arttırır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir örgütün hayatta kalmak için gereksinim duyduğu kaynakları temin ettiği ortama kesim denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir örgütün ne ölçüde farklı kaynaklardan yararlandığına kesim genişliği denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kesim genişliği dar olan örgütlere özelci örgütler denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kesim genişliği bol olan örgütlere genelci örgütler denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Özelci örgütler küçük taneli çevresel değişimin gerçekleştiği durumlarda daha üstün performans gösterirler. Çevresel değişim büyük çaplı olmadığı için özelci örgütlerin uzmanlıkları çevre değiştiğinde yararsız hale gelmez. Mevcut becerilerini kullanarak küçük çevresel dalgalanmaları kolayca atlatabilirler. Genelci örgütler ise hâlâ yeterince etkin kullanamadıkları kaynakları nedeniyle dezavantajlı durumdadırlar. Dolayısıyla, çevresel değişimin küçük taneli olduğu durumlarda da özelcilerin genelcilere kıyasla daha yüksek hayatta kalma olasılıklarının olması beklenir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Büyük ölçekli üretim yapmaktır. Bunun için de büyük ölçekli üretime elverişli yatırımlar yapmaktır. Maliyet esaslı rekabet eden örgütler genellikle ölçek ekonomisinden yararlanırlar. Yani aynı üründen çok fazla üreterek ürünün birim maliyetini düşük tutar, ürünü daha düşük fiyata pazara sürerler. Bu sayede rakiplerinin önüne geçerek kazanç elde etmeye çalışır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Örgüt topluluğunda yoğunlaşma nedeniyle çok büyük firmaların ölçek ekonomisinden yararlanmalarına elverişli olmadığı için ilgi duymadığı ve bu nedenle özelci örgütlerin çok büyük örgütlerin rekabetçi baskısını hissetmeden kullanabileceği kaynakların bollaşmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kaynak bölünmesinden ötürü küçük ve pazarın etrafındaki farklılaşmış kesimlerin herhangi birinde faaliyet gösterebilecek özelci örgütlerin kurulması mümkün olur. Bir başka deyişle, pazarın merkezine giderek az sayıda büyük firmanın hakim olması pazarın etrafındaki kesimlerden beslenebilecek firmaların kurulmasını kolaylaştırır. Bu nedenle, yoğunlaşmayla özelci örgüt kurulma oranı arasında pozitif bir ilişki beklenir. Yani, ne kadar çok yoğunlaşma olursa özelci örgüt kurulma oranı da o kader yüksek olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bazı tüketiciler kendi kimliklerini ne türden ürünler tükettiklerine bağlı olarak tanımlayabilirler. Çok büyük ve kitlesel üretim yapan örgütler standart ürünler sunarlar ve müşterilerin çeşitlilik gösteren veya farklılaşan isteklerini karşılamakla pek ilgilenmezler. Bu nedenle söz konusu örgütler tüketicilerin kimliklerinin oluşmasında pek öneme sahip değildirler. Ancak bazı küçük ve uzmanlaşmış örgütler kendilerini bilerek kitlesel üretim yapan örgütlerden ayrıştırırlar. Bunlar, ürünlerini özgün veya geleneksel olarak niteler, bu ürünleri tüketmenin farklılık veya ayrıcalık sağlayacağını savunurlar. Dolayısıyla onların ürünlerini tüketenlere de kitlesel olarak üretilmiş standart ürünleri tüketenlerinkinden farklı kimliklere sahip olmak için fırsat yaratmış olurlar. Bu da büyük ve kitlesel üretim yapan örgütlerle küçük ve özelci örgütlerin beslendiği kaynakları ayrıştırır, yani kaynak bölünmesine neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Örgütsel ekoloji topluluk içi dinamiklerle ilgilendiği gibi topluluklarla kurumsal, siyasi ve ekonomik çevreleri arasındaki ilişkiyle de ilgilenir. Bu sayede örgüt topluluklarının zamanla nasıl geliştiklerine dair oldukça kapsamlı bilgiler sunar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu çerçevede öne sürülen en önemli fikir sosyopolitik meşrulaşmadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Örgütsel ekoloji diğer pek çok örgüt kuramıyla çevrenin değişken olduğu fikrini paylaşıyor olmakla birlikte, onlardan yapısal durağanlık varsayımıyla ayrılır. Yapısal durağanlık çevre değiştiğinde örgütlerin ana yapısal özelliklerini çevreye yeniden uyumlamak için girişimde bulunma olasılıklarının düşük olduğunu, değişime girişilse bile bunun örgüt üzerinde yıkıcı etkilerinin olacağını öne sürmektedir. Bu varsayım uyum yaklaşımını benimseyen diğer örgüt kuramlarına kıyasla yöneticilere daha az önem atfetmektedir. Yöneticilerin örgütlerini değiştirme olanaklarının kısıtlı olduğunu, değişime girişebilseler bile sonucun büyük olasılıkla olumsuz olacağını, yani yapısal değişim girişimlerinin örgütün kapanma olasılığını artıracağı öne sürülmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Örgütsel ekolojinin yapısal durağanlık varsayı mının yönetimsel olarak ne anlama geldiğini bu soruyu yanıtlarken yeniden düşünmek gerekir. Yapısal durağanlık çevrede gerçekleşecek büyük çaplı bir değişime örgütlerin hızla ana yapısal özelliklerini değiştirerek uyum sağlayabileceği iddiasını geçerli bulmamaktadır. Bu iddianın yöneticilere çok fazla güç atfettiğini öne sürmek yanlış olmaz. Yöneticiler elbette örgütlerinin çevreye daha iyi uyumlanması için kararlar alabilirler ve bu kararları yürürlüğe koyabilirler. Bu amaçla örgütlerinde büyük çaplı değişim projeleri de başlatabilirler. Örgütsel ekolojinin bunların olanaklı olmadığını öne sürmemektedir. Yalnızca mevcut örgülerin çoğunda söz konusu değişim girişimlerinin yürürlüğe onulamayacağını, yürürlüğe konuldukları örgütlerde ise pek azının başarılı olacağını iddia etmektedir. Dolayısıyla örgütlerin çevresel değişime topyekûn uyum sağlayacağı önermesini reddetmekte, büyük bir değişim gerçekleştiğinde örgütlerin pek çoğunun değişerek çevreye uyumlanmada başarısız olacağını öne sürmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yöneticiler örgütlerini değişen çevreyle uyumlamak için eyleme geçseler dahi eylemlerinin ne türden sonuç vereceğini genellikle kestiremezler. Onların eylemlerinin doğuracağı sonuçları çevre belirler. Yöneticiler bazen, şansları yaver gittiği için, başarılı olurlar. Ama genellikle eylemlerinin doğurduğu beklenmedik sonuçlarla (örneğin, performans düşüşü ve hatta örgütün kapanması) uğraşmak zorunda kalırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uyum yaklaşımına göre örgütler rasyonel yöneticiler tarafından yönetilir. Bu yöneticiler, örgütün çevresini (örneğin, yasaları, rakiplerin neler yaptığını, teknolojik gelişmeleri) sürekli izler. Bu çevrede meydana gelecek değişimleri öngörebilmek için tedbirler alırlar. Örneğin, çevrenin farklı kesimlerini izleyecek uzmanlaşmış bölümler kurarlar. Çevrede büyük bir değişim meydana geldiğinde hemen yeni koşullarla uyumlu olacak örgütsel yapılar tasarlar ve bu tasarıları hızla yürürlüğe koyarlar. Bu sayede örgütler değişen çevreye zamanında tepki verebilir, performanslarının düşmesinin ve hayatta kalma olasılıklarının azalmasının önüne geçebilirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uyum yaklaşımının en önemli eksikliklerinden biri, örgütlerin neden pek azının uzun süre yaşayabildiğini açıklayamamasıdır. Eğer örgütler değişen çevresel koşullara uyum sağlayabiliyorsa etrafımızda çok uzun süredir hayatta olan pek çok örgütün olması gerekirdi. Oysa mevcut örgütlerin çok büyük bir kısmı çok gençtir. Bu genç örgütlere kıyasla uzak geçmişte kurulmuş olup da günümüze kadar yaşamayı başarmış çok az örgüt vardır. Uyum yaklaşımı ayrıca bazı tarihsel dönemlerde örgüt kapanma ve kurulmalarının neden arttığını da açıklayamamaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uyum yaklaşımına alternatif bir yaklaşıma göre örgütler çevrelerindeki büyük çaplı değişimlere yapılarını hızla ve bu değişimlerle uyumlu şekilde değiştirerek tepki veremezler hatta vermek istemezler. Ayıklama yaklaşımı olarak adlandırılan bu yaklaşıma göre söz konusu nedenden ötürü çevrede büyük çaplı değişimler ortaya çıktığında mevcut örgütlerin büyük bir kısmı kapanır ve bunların yerine yeni çevresel koşullarla uyumlu yapısal özellikleri olan örgütler kurulur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Örgütsel ekoloji, ayıklama yaklaşımına dayalı olarak geliştirilmiş bir örgüt kuramıdır. Ayıklama yaklaşımı çevresel değişimle birlikte mevcut örgütlerin kapanacağını ve bunların yerine yeni örgütlerin kurulacağını öngördüğünden, örgütsel ekoloji kuramı örgüt kurulma ve kapanma oranlarını inceler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ayıklama yaklaşımına dayanan örgütsel ekoloji kuramında çevresel değişimler iki gruba ayrılır. İlk grupta küçük taneli değişim yer alır. Bu türden çevresel değişimler sık ortaya çıkan, küçük çaplı değişimlerdir. İkinci tür çevresel değişim ise iri taneli değişimdir. İri taneli değişim seyrek gözlenen ama büyük çaplı çevresel değişim demektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Örgütsel ekoloji, iki tür yapısal özelliği birbirinden ayırır. Bunların ilki ana yapısal özelliklerdir. Ana yapısal özellikler örgütlerin resmi amaçları, güç ilişkileri (yani, örgüt içinde otoritenin nasıl kurulduğu), temel teknolojileri ve pazarlama stratejileridir. Bunlar bir kez belirlendikten sonra kolayca değiştirilemezler. Çünkü bunların değiştirilmesi hem örgüt içinden hem de örgüt dışından itirazlarla karşılanır. Örgütsel ekolojiye göre çevre değiştiğinde örgütlerin kolayca değiştiremeyecekleri özellikleri işte bu ana yapısal özellikleridir. Örgütlerin ana yapısal özelliklerinin değiştirilmesinin güç olmasına yapısal durağanlık denir. Öte yandan, örgütlerin ikincil yapısal özellikleri de mevcuttur. Bunlar, örgütün hiyerarşik yapısında kaç katmanın olduğu, yöneticilerin emrinde kaç kişinin olduğu, işlevsel bölümlerin sayısı ve büyüklükleri gibi özelliklerdir. İkincil yapısal özellikler değiştirilmesi daha az dirençle karşılaşan ve bu nedenle çevresel değişimle birlikte değişmesi daha olası, dolayısıyla esnek, yapısal özelliklerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Örgütlerin ana yapısal özelliklerini oluşturan resmî amaçları, güç ilişkileri, temel teknolojileri ve pazarlama stratejileri onların ortaya çıktıkları dönemdeki toplumsal koşulların izlerini üzerinde taşır. Buna damgalama denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?