Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
189 sorunun metninde arama yapabilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Ülke ekonomisinin zamanla gövdesi ile gelişmesi iktisadi büyümedir. Örneğin; üretim faktörlerinin miktarının artması büyümedir. Öte yandan ekonominin bünye ve çatısıyla değişmesi ise kalkınmadır. Altyapıdaki değişiklikler, istihdamın sektörler arasındaki farklılaşması iktisadi kalkınma olarak adlandırılır. İktisadi büyüme gelişmiş ülkelerin, kalkınma ise az gelişmiş ülkelerin gerçekleştirmeye çalıştıkları bir hedeftir. İktisadi büyüme ile kalkınma arasındaki temel farklardan biri de büyümenin niceliksel, kalkınmanın ise daha çok niteliksel unsurları içermesidir. Kalkınma tanımındaki temel vurgu kalkınmanın iktisadi büyümeden farklı olarak yapısal bir değişim sürecini içermesidir. Yapısal değişim ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda yaşanan, bazen sayılarla ölçülebilen, bazen de ölçülemeyen ancak gözlenebilen veya hissedilebilen sosyo-ekonomik gelişmeleri ifade eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir ülkenin en az gelişmiş ülke olarak sınıflandırılmasında aşağıdaki kriterlere uygunluk aranmaktadır: • Düşük gelir • İnsan kaynaklarında zayıflık • Ekonomide kırılganlıkların varlığı • Ülke nüfusunun 75 milyonu aşmamış olması
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Birinci Dünya, genellikle Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Pasifik’teki zengin ülkeleri içine almaktadır. İkinci Dünya kavramı ise, 80’li yılların öncesinde merkezi planlı ekonomiler olan Doğu Avrupa ülkeleri için kullanılmaktadır. Bu ülkelerin dışında kalan ülkeler ise Üçüncü Dünya ülkelerini oluşturmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kalkınma iktisadının ilk aşamasını oluşturan bu yaklaşım, iktisadi gelişmenin gerçekleşebilmesi için ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisi yoluyla hızlı sermaye birikimi ve yüksek oranlı hâsıla artışının sağlanması gerektiğini öne sürmüş ve bu doğrultuda çeşitli politikalar ortaya koymuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Temel ihtiyaçlar yaklaşımı, iktisadi kalkınmanın yoksulluğu ortadan kaldırmasını amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, yoksulluk sorununu çözemeyen bir büyümenin, kalkınma ile özdeş sayılamayacağını ifade etmekte, ayrıca, gelir dağılımı, beslenme, barınma, giyinme, sağlık, temiz içme suyu ve eğitim gibi temel problemlerin üstesinden gelmeden kalkınmanın gerçekleşemeyeceğini ileri sürmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı mevcut ve gelecek kuşakların refahı için çevrenin korunmasına büyük önem vermekte, kalkınmanın ekolojik dengeyi bozmadan gerçekleştirilmesi gerektiği düşüncesi ön plana çıkmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın, bugünkü kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen kalkınma olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın iki temel unsuru bulunmaktadır. Bunlardan ilki, kalkınmada doğal kaynak ve çevrenin korunması, diğeri de gelişmekte olan ülke insanının temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İnsani kalkınma, geleneksel kalkınma tanımına ek olarak, yaşam kalitesini, iyi bir eğitimi, sağlıklı ve uzun bir yaşamı içine alan çok boyutlu bir kavramdır. Bu anlamda, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde, iktisadi büyümeden çok insani kalkınma alanında kaydettikleri ilerlemeler daha belirleyici bir rol oynamaktadır. İnsani kalkınma; insanların yeteneklerini (capabilities) tam olarak kullanabilecekleri, ilgileri ve ihtiyaçlarıyla uyumlu, üretken ve yaratıcı yaşamlar sürebilecekleri bir ortamın oluşturulmasıyla ilgilidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Üretim boyutu • İnsani boyut • İstihdam boyutu • Hâkimiyet boyutu • Çevre boyutu • Özgürlük boyutu
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kalkınmayı ölçerken kullanılan yaklaşımlar; kişi başına düşen gelir yaklaşımı, satınalma gücü paritesi yaklaşımı ve insani gelişme endeksi yaklaşımıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çağdaş anlamda insani kalkınma kavramını ifade eden ülkelerin refah ve gelişmişlik düzeylerini sayısal değerlere dönüştürerek ölçüm yapılmasını sağlayan İnsani Gelişme Endeksi (İGE), hem ekonomik hem de sosyal kalkınmayı dikkate alan çok yönlü bir ölçüttür. İGE’nin üç bileşeni bulunmaktadır. Bunlar; eğitim, sağlık ve gelirdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Nobel ekonomi ödülü sahibi Simon Kuznets, az gelişmişliği tanımlarken üç temel kritere göre bir ayırım yapmıştır. Bunlar az gelişmişliğin uluslararası gelişme farklılıklarına göre, ekonomik kaynakların kullanım durumuna göre, bireysel ve toplumsal temel ihtiyaçların karşılanmasına göre tanımlanması ve ölçülmesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uluslararası gelişme farklılıklarına göre az gelişmişliğin tanımlanması bir takım sakıncalar yaratabilmektedir. Bu sakıncaları şu şekilde sıralamak mümkündür: • Sıralamanın ortalarında yer alan ülkelerin durumu belirsizlik göstermektedir. • Kullanılan ölçütler değiştikçe, kimi ülkelerin sıralamadaki yerlerini değerlemek de güçleşebilmektedir. • Bu yaklaşımda önemli olan, bir ülkenin ulaştığı mutlak gelişme düzeyi değil, uluslararası alanda elde ettiği sıradır. • Bu durumda dünyada her zaman gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler bulunacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
GSYH açığıyla ölçüm, kaynak kullanımında fiili durum ile potansiyel durumun karşılaştırılmasına dayalı olarak yapılabilmektedir. Bir ülkede belli bir dönemde var olan üretim faktörlerinin (işgücü, sermaye ve doğal kaynakların) cari teknik bilgi çerçevesinde tam ve etkin bir biçimde kullanılmasıyla elde edilebilecek üretim düzeyine potansiyel GSYH denir. Potansiyel GSYH, üretim imkânları eğrisiyle gösterilmektedir. Ülkenin üretmiş olduğu mal bileşimlerinin düzeyi (fiili GSYH), bu eğrinin altında kaldığı takdirde, bu ülke az gelişmiş bir ülke demektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Bilindiği gibi özellikle bireysel ihtiyaçlar, sosyo-kültürel ortamlara ve zamana göre farklılık gösterir. • Bu tanımlama tek başına yeterli değildir; öteki ölçütlere göre yapılan tanımlamalarla beraber ele alınarak kullanılırsa daha yararlı olabilir. • İhtiyaçların giderilmesinde kalite unsurunun da dikkate alınması gereği, ölçümü güçleştiren bir noktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Kişi başına düşük gelir • Dengesiz gelir dağılımı • Büyük oranlı yoksulluk • Yetersiz sermaye birikimi • Yüksek ithalat bağımlılığı • Yüksek oranlı işsizlik
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gelir dağılımındaki adaletsizliğin boyutu, o ülkenin gelişmişlik düzeyi hakkında ipuçları vermektedir. S. Kuznets, kalkınmanın başlangıcında, milli gelirin bireyler ve hanehalkları arasında eşitsiz bir biçimde dağılacağını, bu şekilde düşük kişi başına gelir düzeyinde, gelir dağılımında adaletsizlik olacağını belirtmiştir. Kalkınma sürecinin daha sonraki aşamalarında kişi başına gelir düzeyinin belli bir eşiği aşmasıyla birlikte gelir dağılımında eşitsizliğin giderek azalacağını ileri sürmüştür. Bu durum Kuznets’in Ters U Hiİktisadi potezi olarak bilinmektedir. Ancak uzun dönemde bu ilişki tersine dönmekte ve iktisadi büyüme, gelir eşitsizliğinde azalmaya yol açarak kalkınma sürecinin gerçekleşmesine katkıda bulunmaktadır. Gelir düzeyi çok düşük ülkelerden orta gelirli ülkelere gidildikçe gelir dağılımında adaletsizlik artar. Orta gelirli ülkelerden yüksek gelirli ülkelere gidildikçe gelir dağılımındaki adaletsizlik azalır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Hızlı nüfus artışı • Yüksek bağımlılık oranı • Kırsal yaşam
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Düşük eğitim düzeyi • Yetersiz sağlık koşulları • Yetersiz ve dengesiz beslenme
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dünyanın gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler olarak ayrışması aslında sanıldığı kadar eski değildir. Kişi başına düşen gelir verilerine dayanarak bu ayrışmanın başlangıcını sanayi devrimine kadar götürmek ve onunla birlikte dünyada meydana gelen kimi sosyal, siyasal ve iktisadi olaylarla ilişkilendirmek mümkündür. 18. yüzyılın ortalarından itibaren A yolunu izleyenler ülkeler gelişmiş ülkeler, B yolunu izleyenler ise az gelişmiş ülkeler grubunda yer almış ve bu iki ülke grubu arasındaki makas giderek açılmıştır. 1800’den önceki dönemlerle karşılaştırıldığında, bugün gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların yaşam standartları arasında müthiş bir uçurum oluşmuştur. Sanayi öncesi dönemde kişi başına düşen gelir bakımından zengin ve yoksul ülkeler arasında en fazla üç veya dört kat fark bulunmaktayken, modern dünyada zengin ile yoksul arasındaki gelir farklılığı, 40’a 1 oranındadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bazı iktisatçılar tarafından “Kapalı Çember Teorisi” olarak da adlandırılan Kısır Döngü Teorisi, az gelişmişliği açıklarken, birbirini zincirleme olarak olumsuz etkileyen bir takım değişkenler arasındaki neden-sonuç ilişkisini incelemektedir. Böyle bir sistemde, her zaman bir noktadan başlayıp tekrar o noktaya geri dönen ve dolayısıyla gelişmeyi olanaksız kılan özel bir belirleyicilik vardır. Bu özel belirleme biçimine kısır döngü adı verilir. Kısır döngü, belli sayıda faktörler arasında neden-sonuç ilişkilerinin ifade edildiği döngüsel bir sistem olarak tanımlanabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kısır döngü teorisinin varsayımlarını şu şekilde sıralamak mümkündür: • Belli bir noktadan hareket edilip tekrar o noktaya gelinerek döngü kapanmaktadır. • Etkiler karşılıklı değil, tek yönlüdür. • Bir faktör sadece kendinden sonra gelen faktörü etkilemektedir. • Bir faktör sadece tek bir faktör tarafından etkilenmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kısır döngü teorisine göre, az gelişmişlikten kurtulmak ancak bu döngünün kırılmasıyla mümkün olabilir. Fakat bu döngünün nasıl kırılabileceği en önemli sorundur. Nurkse’e göre, bir ekonomide kısır döngünün varlığı, devlet tarafından bir takım önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Talep yönünden, yoksulluk girişimcilerin yatırım yapma istek ve gücünü azaltmaktadır. Bu nedenle devlet bizzat kendi girişimleri vasıtasıyla ülkenin sanayileşmesine katkıda bulunabilir. Arz yönünden, sermaye oluşumu tasarruf kapasitesinde bir yükselmeyi gerektirir. Nurkse, büyümenin temel belirleyicisinin, ülkenin marjinal tasarruf eğilimi olduğuna dikkat çekmektedir. Burada önemli olan, gönüllü tasarrufların harekete geçirilmesi için bir güven ortamının oluşturulmasıdır. Diğer taraftan Nurkse kısır döngünün kırılması için yabancı sermaye, dış yardım ve borçlanmanın önemini de vurgulamaktadır. O halde bu düşünceye göre az gelişmiş ülkeleri içine düştükleri yoksulluk kuyusundan çıkaracak olan yine gelişmiş kapitalist ülkelerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kalkışa hazırlık aşamasında tarım kesiminin önemli bir rol oynamasının sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkündür: • Ülkenin artan nüfusu için daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu da tarım kesiminden sağlanır. • Tarım kesimi kalkışa hazırlık için gereken dövizi sağlar. • Tarım kesimindeki gelir artışı, sanayi kesimi için de bir talep artışı doğurur ve modern kesimin kurulmasını kolaylaştırır. • Tarım kesiminden alınacak olan vergiler hükümetin kalkışa hazırlık için yapacağı harcamaların finansmanında kullanılır. • Tarım kesimi artan gelirini modern kesime aktararak modern kesimin finanse edilebilmesini sağlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Rostow’a göre kalkış aşamasında bir sektörün önder sektör olabilmesi için taşıması gereken dört özellik bulunmaktadır. Bu özellikleri şu şekilde sıralamak mümkündür: • Firmanın giderek artan üretimine bağlı olarak ürün piyasasının hızla genişlemesi beklenir. Bu anlamda üretilen mala yönelik iç ve dış talebin yeterince artmış olması gereklidir. • Önder sektör yarattığı dışsallıklarla diğer faaliyet kollarını etkileyerek ekonomide ikincil bir genişleme yaratmalıdır. Bu anlamda önder sektör, diğer sektörlerle kurduğu girdi-çıktı ilişkisi nedeniyle o sektörlerin de gelişmesine katkıda bulunmalıdır. • Önder sektör elde ettiği kârlarla yeterli ve sürekli bir sermaye arzı sağlamalıdır. Bu yolla elde ettiği kaynakları verimli yatırımlarda kullanmalıdır. • Verimlilik artışlarını sürdürülebilir kılmak için yeni üretim yöntemleri uygulamalıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Rostow olgunluk aşamasını, kaynakların büyük bir bölümünün modern teknolojinin yer aldığı alanlarda etkin bir biçimde kullanıldığı dönem olarak tanımlamaktadır. Bu aşamada eski önder sektörlerin yerini yenileri almıştır. Örneğin kalkış aşamasında demiryollarının gelişmesiyle hareketlilik kazanan demir, kömür ve ağır makine sanayi olgunluk aşamasında yerini çelik, gemi inşaatı, kimyevi maddeler, elektronik ve modern makine sanayine bırakmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 39 çoktan seçmeli, 0 görselli ve 150 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.