Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
431 sorunun metninde arama yapabilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
İktisat, insanın toplumsal ilişkiler ağı içindeki davranışları ile ilgilidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Relativist yaklaşımda düşünce tarihçisi, teorinin ya da doktrinin/okulun geçerli olduğu dönemdeki toplumsal, siyasi ve ekonomik güçleri ve yapıyı dikkate alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Absolutist yaklaşımı benimsemiş düşünce tarihçileri için; bir teorinin bilimselliği, o teorinin içsel tutarlılık ve objektif realiteyi açıklayabilme yeteneği açısından analizini ve değerlendirilmesini gerektirir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ona göre, iktisadi düşünceler, çeşitli iktisadi konulara ilişkin olarak belli bir zaman diliminde ve mekânda halkın zihninde yer tutmuş bütün düşünce ve isteklerin toplamıdır. Yine Schumpeter, bu düşüncelerin az veya çok ait olduğu zamanın sınıfsal yapısının zihniyetini yansıttığını düşünmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İktisadi analiz, bilimsel bir içeriğe sahiptir. Analitik iktisat olgular arasındaki genel ilişkileri, neden sonuç ilişkisine dayanarak açıklama işlemidir.Bunun içinde teori ve modelleri kullanır. Teori ise olguların karmaşık dünyasından birtakım varsayımlarla soyutlanmış, gerçeğin basitleştirilmiş bir algılamasıdır. Bu nedenle iktisadi analiz bilimsel bir süreci gerektirir. Başka bir deyişle iktisadi analiz tarihi daha ziyade yerleşik iktisada yapılan katkıların bir tarihidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu teze göre bilimsel devrimler kesintili bir biçimde birbirinin yerini almaktadır. Kuhn, mevcut bir paradigmanın, ortaya çıkan yeni sorulara cevap veremediği ve cevapsız soruların biriktiği bir dönemde bir bilimsel krizin ortaya çıkacağını ileri sürmektedir. Bu kriz döneminde bilim adamlarının var olan paradigmaya bağlılıkları çözülmektedir. Bu krizden ancak yeni bir bilimsel teori ile çıkılır. Bu teori yada görüş yaygın kabul gördüğü zaman hakim paradigma başka bir deyişle normal bilim hâline gelir. Artık olgulara ilişkin sorular bu yeni kavramsal çerçevenin sunduğu çözüm imkanları ile yanıtlanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Lakatos’a göre bilim, bir bütün olarak devasa bir araştırma programı sayılabilir. Bilimsel Araştırma Programları hem pozitif hem de negatif bir biçimde ileride yapılacak araştırmalara kılavuzluk sağlayan teorik yapıdır. Bilimsel Araştırma Programı aynı bakış açısına sahip ve birbirini takip eden teorilerden oluşan tarihi bir süreçtir. Başka bir deyişle Lakatos’a göre bir bilimin tarihi birbirlerinin yerini almaya çalışan alternatif Araştırma Programları’nın tarihinden oluşur. Lakatos’un, Bilimsel Araştırma Programının iki temel kavramı vardır. Bunlardan birincisi katı çekirdek’dir. Bir araştırma programının ayırt edici niteliği katı çekirdeğidir. Katı çekirdek, programın geliştirildiği temel hipotezlerden oluşur. Pozitif keşif, araştırma programının nasıl geliştirileceğini gösteren ilkeleri içerirken, negatif keşif de bunun tersi olarak katı çekirdeğin değiştirilemeyen kural ve yöntemlerinden oluşur. Lakatos’un üzerinde durduğu ikinci kavram, koruyucu kuşaktır. Koruyucu kuşak, Bilimsel Araştırma Programının çürütülebilir yönlerinin nasıl değiştirilebileceği ve geliştirilebileceği ile ilgilidir. Katı çekirdek sabit ve değişmez olmasına karşın, koruyucu kuşak kavramsal olarak daha esnektir ve değişebilir. Belli bir zamandaki geçerli teori aslında zaman içinde ardı sıra birbirlerinin yerini alan ve diğerlerinden kısmen farklı olan ancak katı çekirdeği aynı olan teorilerdir. Lakatos bu şekilde bilimsel düşüncelerdeki değişmelerin bütününü Araştırma Programları kavramı ile ifade etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski Çağ toplumlarının en belirgin özellikleri tarımsal karakterleridir. Bu tarım toplumlarını bugünkü çiftçilerden ayıran ise tarım dışı nüfusu besleyebilme güçlerinin sınırlı olmasıdır. Geleneksel tarımın verimliliği çok düşüktü. Bütün bu Eski Çağ toplumları birer köy ekonomileri idi. Başka bir deyişle geçimlik ekonomi düzeyinde üretim yapan kapalı toplumlardı. Antikitenin köylüsü kendi ihtiyacı için üreten ve tüketen, pazarla bağı zayıf hatta hiç olmayan bir üretici idi. Köleleri de dikkate aldığımızda çoğunun para ile de ilgileri yoktu. Antikitenin köylüsü yoksul, vergiler ve kiralar altında ezilen büyük ölçüde sefalet sınırında yaşayan bir kişidir. Bu itibarla Eski Çağ toplumlarında Pazar olgusu sınırlı bir alana ve topluluğa ilişkindir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski Çağ toplumlarının en belirgin niteliklerinden biri de köleliğin yaygın bir sosyal gerçek oluşudur. Kölelik, her toplumda en alt sınıfı oluşturuyordu. Antikitenin iktisadi üretimi büyük ölçüde köle emeğine dayanıyordu. Atina’da bu dönemde 400.000 kişinin yaşadığı tahmin edilmekle birlikte bu nüfusun ancak 30.000 kadarı siyasi haklara sahip özgün vatandaş statüsüne sahiptiler. Geri kalanların bir kısmı özgür fakat siyasi hakları olmayan yabancılar, metekler ve büyük kısmı ise kölelerdi. Roma’da siyasi haklara sahip patrisyenler, /plebler/ yabancılar ve köleler şeklinde bir üçlü ayırım vardı. Bu toplumlarda ticaret ve benzeri iktisadi faaliyet alanları siyasi haklardan mahrum yabancılara ve kölelere bırakılmıştı. Madenlerde ve ağır işlerde çalışanlar kölelerdi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlk Çağ Doğu toplumlarında iktisadi düşüncenin iki kaynağı vardır. Bunlardan ilki,kutsal kitapların ahlaki norm ve dogmalarına ilişkindir. İkincisi ise, devlet yönetimine ilişkin birtakım kurallar ve değerlendirmeler içinde yer alan iktisadi ve bilhassa mali konularla ilgilidir.İbranilerin kutsal kitabı olan Tevrat’ta, ticari değişim, para, işbölümü ve özel mülkiyete ilişkin birtakım hükümler vardır. Ancak bu hükümlerin, sistematik bir bütünlük arz etmediği gibi modern iktisadi düşünceyi biçimlendirdiği de söylenemez. Bu hükümler birtakım yasaklar ya da ahlaki davranışlara ilişkin normlara ve değerlere ilişkindir. Benzer şekilde eski Hint’in kutsal metinlerinden Vedalar’da da faiz, tefecilik spekülasyon üzerinde durulmuş ve bu konularda yasak içeren düzenlemeler yapılmıştır.Doğu toplumlarının iktisadi düşüncesinin ikinci kaynağı devlet idaresine ilişkin ahlaki kurallar, tavsiyeler ve değerlendirmeleri içeren birtakım bilgelerin ya da düşünürlerin katkıları olmaktadır. Bu bakımdan düşünce tarihinin en eski kaynakları arasında yer alan ve günümüze kadar gelen Eski Çağ Hint ve Çin uygarlıkları içinde devlet idaresine ilişkin metinlerin önemli bir yeri olması gerekir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Avrupalılar, sosyal bilimleri, Antik Yunan’ın rasyonalist filozoflarıyla başlatmışlardır. Avrupa uygarlığının temellerini greko-romen ve judeo-christo gelenekte aramışlardır. Keza Doğu toplumlarına ilişkin çalışmalarda filolojik zorluklarda bu konuda bir engel teşkil etmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Avrupa kültürü ve kimliğinin iki ayağından biri olduğu iddia edilmektedir. İlk Çağlarda Akdeniz havzasında doğmuş ve günümüze kadar gelmiş bir kültürdür. Greko, eski Yunanlıların rasyonel felsefesini ve estetiğini temsil ederken; Romen’de Roma devlet düzenini ve hukukunu temsil etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Avrupa kültür ve kimliğinin iki ayağından biri olduğu iddia edilmektedir. Buna göre Yahudi-Hristiyan kültür ve gelenek birliğinden söz edilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu ilkeye göre, iktisadi faaliyetlerin amacı insanların ihtiyacını karşılamaktır. İktisat politikasının ana hedefi de piyasada mal arzının bol olmasını sağlamak, kıtlığı önlemektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Günümüzden yaklaşık 2700 yıl önce yaşamış olan Guan Zhong’tur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Schumpeter’e göre Antik Yunan düşüncesi en soyut hâlinde bile toplumsal hayatın somut sorunlarıyla ilgilidir. Bu sorunlar ise genellikle Helen site-devleti yani polis üzerinde odaklanmıştır. Yunanlılara göre polis, uygarlığın tek mümkün biçimidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yunan filozofları siyaset bilimi üzerinde yoğunlaşmışlardır. Evrene ve dünyaya polisten bakmaktadırlar. İktisadi düşünceler de genellikle aristokratik,köleci site-devletinin ahlaki sorunlarına odaklanmış olan siyaset felsefesi içinde yer almaktadır. Yunan filozofları için iktisat, siyaset alanının dışında kalmaktadır. Dolayısıyla modern iktisadi düşünce ile pek az ortak noktaları vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlk kez Ksenefon tarafından kullanılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu terim oikosev/hane ve nomos, norm ya da yasa sözcüklerinden oluşmuş olup hane halkının yönetim ilkeleri anlamına geliyordu. Dolayısıyla iktisadi sorunlar ya hane yönetimi ilkelerine ya da siyasal sorunlara ilişkin görüşler çerçevesinde ele alınıyordu. Esas olarak antik Yunan kültürü ekonomiye piyasa yaklaşımından değil yönetim açısından yaklaşıyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonomi terimi, Milattan önce 4. yüzyılda bu isimde bir kitap yazmış bulunan Ksenofon’a aittir. Ancak bu kitabın konusu bugünkü iktisadi analiz değildir. Kitabın konusu hane/ev yönetimine ilişkindir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ksenofon bu eserinde ev/hane yönetimi üzerinde durmuştur. Servetin en iyi şekilde nasıl yönetileceğine ilişkin bu kitap, gerçekte yönetim bilimi kitabı olarak da algılanabilir. Esasen kitabın esas konusu ise etkin bir organizasyonun yapısına ilişkindir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Platon’un analitik açıdan en önemli katkısı devletin kökeni ve toplumsal iş bölümü konusundaki görüşleridir. Platon, Devlet adlı eserinde adalet üzerinde durmuştur. Platona göre insan hayatının esas gayesi erdemdir. Erdem’in toplumdaki yansıması olan adaleti, devlet gerçekleştirecektir. Devlet’te sürdürdüğü diyaloglarla ideal bir devletin esaslarını betimleyen Platon, aynı zamanda kendisinden sonra gelen ütopyacı geleneğin de öncüsüdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ütopya kavramı, insan aklının inşa ettiği bir toplum tasarımı olarak kullanılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Platon’a göre, bir devlette, üç tür görevin yerine getirilmesi gerekir: Temel maddi ihtiyaçların karşılanması, savunma ve yönetim. Bu görevler bir iş bölümünü gerektirir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Platon, ideal bir devlette yurttaşların, koruyucular, askerler ve halk olarak üçe ayrıldığını kabul eder. Ancak bu işbölümü, birbirine geçmezlik taşıyan bir kast niteliğinde değildir. Köleler dışındaki alt sınıftan birinin istisnai de olsa yöneticiler arasına yükselmesi mümkündür. Platon’a göre devlet, bu iş bölümünden ortaya çıkmıştır. Platon’un, iş bölümü iktisadi olmaktan çok sosyolojik, siyasi bir işbölümüdür. Aristokratlar ve tarım toplumunun oluşturduğu devlette, yönetici sınıfı koruyucular oluşturur. Koruyucuları seçen ise yasa koyucudur. Yasaların icrası, koruyucuların görevidir. Askerler de koruyucuların yardımcısı konumundadırlar Buna karşılık yönetilen halk, yerleşik yabancılar (metekler) ve kölelerden oluşur. Bu gruptakilerin görevi ise ülkenin ihtiyacı olan mal ve hizmetleri üretmektir. Platon’un işbölümünde emeğin yeri önemsizdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 39 çoktan seçmeli, 0 görselli ve 392 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.