Enflasyon ne anlama gelmektedir?
Yayımlanmış cevap
Enflasyon, fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artıştır. Fiyat genel düzeyindeki hızlı yükselişler ise hiper enflasyon olarak adlandırılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
420 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Enflasyon, fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artıştır. Fiyat genel düzeyindeki hızlı yükselişler ise hiper enflasyon olarak adlandırılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli azalmalara deflasyon denir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Deflasyonist bir ekonomide, fiyatların sürekli düşmesi nedeniyle daha da düşeceğini bekleyen bireyler harcamalarını ileriki dönemlere erteler ya da harcama yapmak istemezler. Bu durum talep yetersizliğine, üretimin azalmasına ve ekonomide durgunluğa neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir ekonomide tek bir malın fiyatında bir artış varsa bunu enflasyon olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir ekonomide mal ve hizmetlerin büyük bir bölümünün fiyatları, yani ortalama fiyat düzeyi artarsa enflasyon ortaya çıkar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonomideki bütün mal ve hizmetlerin belli bir dönemdeki tartılı ortalamasını gösterir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fiyatlar genel düzeyini belirlemek için önce herhangi bir yılın fiyat düzeyi temel kabul edilip 100 ile gösterilir. Sonra diğer yıllara ait düzeyler basit bir orantı hesabı ile bu 100 değerine göre değerlendirilir. Böylece değişik yıllardaki fiyat düzeylerinin, temel yıl seviyesine göre yüzde kaç düştüğü ya da yükseldiği açıklanmış olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Enflasyon oranı veya fiyatlar genel düzeyindeki artış oranının ne olduğu hakkında incelenen fiyat endeksleri; Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) ve GSYH Deflâtörü olarak sıralanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
TÜFE, tüketicilerin satın aldıkları mal ve hizmetlerin perakende fiyatlarındaki değişmeleri ölçen endekstir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Enflasyonun olumsuz etkileri şunlardır: • Gelir dağılımını bozar, • Tasarruf oranlarının azalmasına neden olur, • Ödemeler dengesini bozar, • Ulusal paradan kaçışa neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir ülkenin bir yıl içerisinde tüm yabancı ülkelerle olan ekonomik ilişkilerini göstermek için belirli bir sisteme göre tutulan kayıtlara ödemeler dengesi veya ödemeler bilançosu adı verilir. Ödemeler bilançosu bir ülkenin dış ekonomik durumunun göstergesi olarak makro iktisat açısından çok büyük önem taşır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra Keynesyen politikalara bağlı olarak toplam talep ve toplam üretim artmış, aynı zamanda enflasyonda da artışlar ortaya çıkmıştır. Bu süreçte enflasyon bir sorun olarak görülmemiş ve ekonomik büyümeyi desteklediğine yönelik tezler savunulmuştur. 1970’li yıllara geldiğimizde ise birçok ülkede yüksek enflasyon oranlarına ulaşılırken, büyüme oranları düşmüştür. Bunun sonucunda ise, enflasyonun büyümeyi pozitif yönde etkilediği şeklindeki tezler sorgulanmaya başlanmıştır. İlerleyen dönemde (1980’li yıllar) ise özellikle Latin Amerika ülkelerinde yaşanan yüksek oranlı enflasyonlar bu ülkelerdeki istikrarsızlığı artırmıştır. Bunun sonucunda ise enflasyonun büyümeyi olumsuz yönde etkilediğini savunan tezlerin ortaya çıktığı görülmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlgili iktisatçıların dayanakları şöyle sıralanabilir: • Enflasyondaki artış bireylerin servetlerinde azalışa neden olmaktadır. Bu nedenle bireyler enflasyon öncesi servet dengesine ulaşabilmek için tasarruf eğilimlerini arttırırlar ve sonuçta artan tasarruflar faiz oranlarını düşürmek ve yatırımları arttırmak suretiyle ekonomik büyümeyi arttırır. • Enflasyon, yatırım portföyünü finansal sektörden reel sektöre doğru kaydırmakta, sermayenin yoğunluğu artırarak ekonomik büyümeyi hızlandırmaktadır. • Enflasyon döneminde bireylerin reel tasarruf düzeylerini koruyabilmek için ellerinde daha fazla para tutmak zorunda olmaları, senyoraj geliri ya da enflasyon vergisinin artmasına neden olmaktadır. Hane halkından devlete doğru yapılan bu gelir transferi sonucunda hükümet, elde ettiği geliri yatırımların finansmanında kullanacak ve enflasyonist süreç ekonomik büyümeyi arttıracaktır. • Enflasyon dönemlerinde nominal ücretlerin enflasyona ayak uyduramaması, toplu pazarlıkların zaman alması veya hükümetlerin istikrar politikaları çerçevesinde reel ücretleri düşürme isteği söz konusu olmaktadır. Bu durum tasarruf eğilimi düşük olan kesimlerin reel gelirlerini azaltırken, tasarruf eğilimi yüksek olan kesimlerin reel gelirlerini arttırmak suretiyle ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkileyecektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlgili iktisatçıların dayanakları şöyle sıralanabilir: • Enflasyon gelecekle ilgili olumsuz beklentilerin ortaya çıkmasına neden olmakta, bu da yatırımları ve büyümeyi olumsuz yönde etkilemektedir. • Yüksek enflasyon oranı, yüksek enflasyon değişkenliğine neden olmakta ve ortaya çıkan belirsizlik ekonomik birimlerin piyasadaki sinyalleri tam olarak algılayamamasına ve piyasada oluşan yanlış sinyaller yatırımları ve büyümeyi olumsuz yönde etkilemektedir. • Farklı sektörlere ait fiyatlar farklı oranlarda arttığından enflasyon, ileriye dönük yatırım kararlarının etkinliğini bozmaktadır. Bu da kaynak dağılımını olumsuz yönde etkilemektedir. • Enflasyon ulusal paranın değer kazanmasına neden olmakta ve bu ihracatı olumsuz yönde etkilemektedir. • Enflasyon finansal varlıkların değerini düşürdüğü için, bireyler tasarruflarını genellikle altın ve gayrimenkul olarak tutmayı tercih etmektedirler. Altın ve gayrimenkule yönelen tasarruflar ise, reel yatırımları olumsuz yönde etkilemektedir • Nominal vergi sistemi ile etkileşimli olarak enflasyon oranındaki artış sermayenin maliyetini arttırmakta bu durum yatırımları ve ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilemektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İktisat bilimi temel ekonomik sorunlara yönelik çözümlemeleri, mikro ve makro iktisat olarak iki alt bilim dalı altında gerçekleştirmektedir. İktisat, kısıtlı kaynakları kullanarak hangi malların kimler için, ne kadar üretileceği ve kimler tarafından tüketileceği gibi temel bir takım sorulara cevap arayan ve aynı zamanda fiyatın oluşum mekanizmasını açıklamaya çalışan bir bilim dalıdır. Bu bağlamda, kaynakların sınırlı ve ihtiyaçların sonsuz olması nedeniyle çeşitli sorulara yanıt arayan bir bilim dalı olarak ortaya çıkmış ve gelişme göstermiştir. İktisat bilimi yukarıda kısaca ifade edilen çeşitli sorunlara yönelik çözümlemeleri, mikro ve makro iktisat olarak iki alt bilim dalı altında gerçekleştirmektedir. Buna göre; temel ekonomik sorunları konu alan teorilerden bir kısmı mikro iktisadın bir kısmı da makro iktisadın ilgi alanına girmektedir. İktisadın mikro birimleri olan bireyler (tüketiciler) ve firmaların (üreticiler) iktisadi faaliyetlerini inceleyen mikro iktisat, aynı zamanda ihtiyaç, fayda, değer ve fiyat kavramlarını analiz eder. Bunun yanında piyasa türleri ve piyasaların işleyiş mekanizmaları, farklı piyasa koşullarında firma dengesinin nasıl oluştuğunun araştırılması da mikro iktisadın konuları arasındadır. Makro iktisat ise, az sayıda ve büyük ölçüde toplulaştırılmış değişkenlerin analizi ile ilgilidir. Bunlar; toplam gelir, toplam tüketim, toplam tasarruf, toplam yatırım ve fiyatlar genel seviyesi vs. gibi değişkenlerdir. Ülke ekonomisi ve dünya ekonomisini ilgilendiren konu başlıkları da makro iktisadın ilgi alanında bulunmaktadır. Bu anlamda yine istihdam, büyüme, enflasyon, kamu dengesi, dış ticaret, ödemeler dengesi gibi konularda makro iktisadın temel ilgi alanları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Avrupa ülkelerine yayılan, Sanayi Devrimi yıllarına kadar dayanır. Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” adlı kitabının yayım yılı olan 1776 tarihi, iktisadi analizin doğuş yılı olarak kabul edilmektedir. Adam Smith’in içinde bulunduğu iktisadi düşünce okulu olan Klasik iktisatçılar fiyat mekanizmasının görünmeyen bir el gibi işlediğini, piyasayı daima tam istihdamda dengeye getirdiğini ileri sürmüşlerdir. Klasikler denge durumunun zaman zaman ufak değişiklikler geçirebileceğini ancak bozulan dengenin kendiliğinden tekrar tam istihdama geleceğine inanmışlar ve makro iktisatla ilgilenmemişlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Klasikler denge durumunun zaman zaman ufak değişiklikler geçirebileceğini ancak bozulan dengenin kendiliğinden tekrar tam istihdama geleceğine inanmışlar ve makro iktisatla ilgilenmemişlerdir. 1930 yılı ve sonrası dönem makro iktisadın ortaya çıkışı anlamında oldukça önemlidir. Büyük Bunalım dönemi olarak da adlandırılan 10 yıllık süreçte, işsizlik oldukça yüksek düzeylere çıkmıştır. Bu kadar uzun süren yüksek işsizlik dönemini açıklayabilmekte Klasik iktisadi düşüncenin yetersiz kalması, makro iktisadın doğup gelişmesine öncülük etmiştir. Aynı zamanda “Büyük Bunalım” dönemindeki diğer bazı ekonomik olaylar da iktisatçıları makro iktisatla ilgili konular üzerinde durmaya yönlendirmiştir. Büyük Bunalım sürecinde ortaya çıkan sorunların çözümünde klasik modellerin yetersiz kalması, makro iktisadın doğup gelişmesine öncülük etmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İktisat tarihinin en önemli çalışmalarından birisi, John Maynard Keynes’in 1936’da yayınlanan “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” isimli kitabıdır. Bu kitapta Keynes, piyasaların ve bunların davranışları ile ilgili bilgileri kullanarak karmaşık iktisadi olayları açıklamaya dönük bir teori geliştirmiştir. Bu nedenle makro iktisadın kökenleri büyük ölçüde Keynes’in sözü edilen eserine dayandırılır. Çünkü Keynes, Klasik modellerin öne sürdüğü şekilde istihdamın fiyatlar ve ücretler tarafından belirlendiği görüşünü reddetmiş ve ekonomide üretilen mal ve hizmetlere olan toplam talebin, istihdamı belirleyen temel faktör olduğu görüşünü gelişBir sosyal bilim olarak iktisadın ortaya çıkışı, 18. yüzyılda İngiltere’ de başlayıp, ardından diğer Avrupa ülkelerine yayılan, Sanayi Devrimi yıllarına dayanır. Büyük Bunalım öncesi dönemde geniş ölçekli ekonomik sorunların incelenmesinde iktisatçılar, kimi zaman klasik modeller olarak da adlandırılan mikro ekonomik modelleri kullanmışlardır. Büyük Bunalım sürecinde ortaya çıkan sorunların çözümünde klasik modellerin yetersiz kalması, makro iktisadın doğup gelişmesine öncülük etmiştir. Keynes devletin çeşitli politikalarla ekonomiye müdahale edebileceğini, böylece üretim ve istihdam hacmi üzerinde etkili olabileceğini savunmuştur. Bu görüş Klasik modellerin kabul ettiği “bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler” felsefesinin tamamen zıddı olarak değerlendirilmektedir. Keynes’in yaklaşımı, özel sektör talebinin yetersiz kaldığı bir dönemde, üretimdeki ve istihdamdaki düşüşü önlemek için devletin toplam talebi destekleyerek ekonomiye müdahale etmesi gerektiği şeklinde özetlenebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mal ve hizmetlerin üretim, tüketim, alım ve satımı, ihracat ve ithalatı, bunlar karşılığında yapılan ödemeler, borç alma- verme ve yatırım gibi ekonomik faaliyetler makroekonomik yapı içinde gerçekleşmektedir. Makroekonomik işleyiş ise ekonomideki çeşitli kesimlerin karşılıklı etkileşimiyle gerçekleşmektedir. Aynı zamanda Makroekonomik işleyiş farklı sektörleri de kapsamaktadır. Bu bağlamda üretim, tüketim, değişim, reel yatırımlar gibi olanları reel sektörü ilgilendirirken, finansal nitelikte olan varlıkların üretim ve değişimi ise finansal sektörün konusunu oluşturmaktadır. Makro ekeonomik yapının işleyişi mal, hizmet ve parasal akımların birlikte gerçekleşmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda makro iktisadın ekonomide dört temel gurubun (hane halkı, firmalar, devlet ve dış alem) davranışları üzerinde durduğunu söyleyebiliriz. “Ekonomideki Faaliyetlerin Döngüsel Akımı” yardımıyla üç aşamalı olarak açıklamaya çalışalım. Birinci aşama “mal ve hizmet akımı”dır. Bu akımın başlangıç noktasını hanehalkı ve firmalar oluşturur. İkinci aşama devletin yer aldığı vergiler ile mal hizmetlerin oluşturduğu bir süreçtir. Üçüncü aşamada ise dış alem ilişkileri yer almaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Makro iktisadın ekonomide dört temel gurubun (hane halkı, firmalar, devlet ve dış alem) davranışları üzerinde durduğunu söyleyebiliriz. Hane halkı üretim için gerekli üretim faktörlerini (doğa, sermaye, emek) firmalara sağlamaktadır. Firmalar ise hane halkı için tüketim malları sağlamakta, hane halkı bu malları satın almaktadır. Mal ve hizmet akımı devam ederken ters yönde bir akım daha (para ve harcama akımı) aynı şekilde devam etmektedir. Burada hane halkının üretim kaynağı olarak verdiği sermaye emek ve doğa karşılığında ters yönlü rant, ücret ve faiz hane halkına gelmektedir. Bu aynı zamanda hane halkının gelirlerini oluşturmaktadır. Buna gelir akımı da denilebilir. Diğer taraftan firmalar ürettikleri malları hane halkına sattıkları için, hane halkı bu malların karşılığını ödeyeceklerdir. Bu sayede mal akımına ters yönlü bir para akımı daha oluşacaktır. Buna da harcama akımı denilebilir. Diğer bir ekonomik birim ise devlettir ve ekonomide devletin de çeşitli ekonomik işlevleri bulunmaktadır. Klasik anlamda devletin temel görevlerinden birisi ülkenin bağımsızlığını dışarıya karşı korumak, diğeri ise içeride güvenliği sağlayarak adalet dağıtmaktır. Bunun dışında günümüzde devlet daha çok sosyal bir varlık olarak karşımıza çıkmakta ve vatandaşlara yönelik birtakım hizmetler sunmaktadır. Bunlara kamu hizmeti denilmektedir. Devlet kamu hizmetini yerine getirebilmek için vergi toplayarak gelir elde etmektedir. Bu vergiler dolaylı ve dolaysız vergi olarak ikiye ayrılır. Dolaysız vergiler; gelir vergisi, kurumlar vergisi, emlak vergisi, taşıt vergisi gibi doğrudan vergi dairelerine yatırılan vergilerdir. Dolaylı vergiler ise ürün fiyatlarına karışmış durumda olan vergilerdir. Devlet, vergileri firmalar ve hanehalkından toplayarak devletin gelirini oluşturmakta, aynı zamanda topladığı vergi karşılığında firma ve hane halkına kamu hizmeti sağlamaktadır. Günümüz ekonomileri dışa açık ekonomilerdir ve yabancı ekonomiler ile değişik düzeylerde ve türlerde ilişki içindedir. Bunların karşılığı olarak da harcama akışı oluşmaktadır. Günümüz ekonomileri artık dışa açık ekonomilerdir. Bunun anlamı, yabancı ekonomiler ile değişik düzeylerde ve türlerde ilişki içindedir. Ekonomideki yabancı ülkelerle ilişkiler firmalar, devlet ve hane halkları kanalıyla sağlanmaktadır. Bu anlamda ekonomik birimler bir taraftan dış satım (ihracat) yapmakta, diğer taraftan da dışarından alım (ithalat) yapmaktadır. Buna göre ithalat karşılığı diğer ülkeler doğru bir gelir akımı (parasal akım) olurken, bizim ülkemize doğru mal ve hizmet akımı olmaktadır. Diğer taraftan ihracat karşılığında ise bizim ülkemize doğru bir gelir akımı (parasal akım) olurken, diğer ülkelere doğru mal ve hizmet akımı olmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir ekonomide makroekonomik dengenin gerçekleşmesi gelir, harcama eşitliğinin sağlanabilmesine bağlıdır. Bunun için ekonominin geneli için elde edilen gelirin tamamının harcanması gerektiği açıktır. Yani harcanmayan, arta kalan hiçbir gelir kalmamalıdır. Bunun anlamı ekonomik birimlerin tasarruf yapmamasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH); bir ekonomide belli bir dönemde (1yıl) üretilen tamamlanmış (nihai) mal ve hizmetlerin parasal değerleri toplamıdır. Genel olarak daha fazla GSYH mal ve hizmet üretimi yoluyla yaşam standartlarının yükseltildiği düşünülür. GSYH belli bir dönemde (genellikle bir yıl olarak alınır) üretilen nihai mal ve hizmetlerin parasal değeri olarak hesaplanır ve ekonomilerin karşılaştırılmasında veya bir ekonominin yıllar itibarıyla gelişiminin izlenmesinde veya ekonomilerin yaşam standartlarının (seviyelerinin) ölçülmesinde gösterge olarak kullanılır. Bu nedenle bir performans ölçütü olan GSYH rakamlarının düzeyi ve değişimi oldukça önemlidir. Bu ve benzeri, nedenlere bağlı olarak, bir ülkenin üretim gücü ve aynı anlamda değerlendirilen GSYH düzeyi makro iktisadın temel konularından birisi olmaktadır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonomik büyüme bir ülkede yaşayan insanların yaşam standartlarını sürekli biçimde artırmanın tek yoludur. Ekonomik büyümenin, üretim faktörlerinin miktarının artması ve üretim faktörlerinin verimliliğinin artması olmak üzere iki temel kaynağı bulunmaktadır. Bir ülkenin sahip olduğu üretim kaynakları işgücü, sermaye, doğal kaynaklar, teknoloji ve bilgi birikimi yıldan yıla değişmektedir. Büyüme bu kaynakların nicelik ve niteliğindeki artışlarla ortaya çıkmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonomik performansın ortaya konulmasının bir boyutu da o ekonominin üretken kaynaklarını ne ölçüde kullanabildiği ya da istihdam edebildiğidir. İstihdam, emek, sermaye, toprak vb. gibi çeşitli üretim faktörlerinin fiili olarak üretim sürecinde kullanılması demektir. Mevcut üretim faktörlerinin bir kısmının üretime katılmaması (katılamaması) durumuna eksik istihdam ya da işsizlik denir. Üretim faktörlerinin tamamının kullanımı durumu ise tam istihdam olarak ifade edilir. İstihdamın dar tanımı ise üretim faktörlerinden sadece emek faktörü üzerinden yapılmaktadır. Bunun nedeni ise iktisatta genel kabul gören bir varsayıma dayanmaktadır. Bu varsayıma göre, emeğin istihdam edilmesi halinde diğer üretim faktörleri de istihdam edilecektir. Dolayısıyla istihdam konusunu emek bazlı olarak ele almakta bir sakınca yoktur. Aslında makro iktisat yazınında istihdamın dar tanımı daha çok kullanılmakta, çeşitli analizler istihdamın bu boyutu üzerinden yapılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İşsizlik: Çalısma gücü ve arzusu olduğu halde cari ücret düzeyinde iş arayıp da bulamayanların toplamıdır. Bir ülkede işsizler ile çalışanların toplamı işgücünü meydana getirir. İşsizler sayısının işgücüne bölümü ise işsizlik oranını verir. Buna göre işsizlik oranını aşağıdaki gibi formüle edebiliriz: İşsizlik oranı= İşsiz sayısı/ İşgücü *100 İradi İşsizlik: Kendi istediği şekilde bir iş olursa çalışacaklarını söyleyen kişilerin oluşturdukları işsizliktir. Bu kişiler genellikle tembel oldukları için, iş beğenmedikleri ya da iş koşullarında küçük bir değişikliğe bile razı olmamaları nedeniyle hemen işi bıraktıkları için işsizdirler. Gayri İradi İşsizlik: Bu işsizlik diğer işsizlik türünün tam tersi olarak, şartlar ne olursa olsun çalışmak isteyen insanların, kendi iradesi dışında iş bulamamalarıdır. Bunun en önemli sebebi iş gücüne olan talebin yetersizliğidir. Mevsimlik İşsizlik: Bazı ekonomik faaliyetlerin belirli mevsimlerde yapılabilmeleri sebebiyle ortaya çıkan işsizliktir. Hasat sonrası birçok kişi tarla işleri bittiği için işsiz kalırlar. Aynı şekilde turizm firmalarında çalışan kişiler de mevsim bitince işsiz kalırlar. Yazlık tesislerde çalışanlar kışın, kış sporları yapılan yerlerde çalışanlar ise yazın işsiz kalırlar. Konjonktürel İşsizlik: Devrevi işsizlik adı da verilen bu gayriiradi işsizlik türü ekonomik hayatın hep aynı faaliyet seviyesini devam ettiremeyip dalgalanmalar oluşturulmasından dolayı ortaya çıkmaktadır. Yapısal İşsizlik: Bir ülkenin ekonomik yapısında meydana gelen değişmelerin sebep olduğu işsizliğe “yapısal (structural) işsizlik” denir. Bu tür işsizliğe ekonomide meydana gelen birtakım değişiklikler sebep olmaktadır. Çeşitli mal ve hizmetlere olan talepteki değişmeler sonucu, emek talebinin yapısı da değişir. İşgücünün bu yeni duruma uyum sağlamasına kadar ortaya çıkan işsizlik yapısal işsizliktir. Emek talebinin yapısındaki değişmenin hızı arttıkça ve işgücünün bu değişmelere uyum gösterme hızı düştükçe yapısal işsizlik artar. Gizli İşsizlik: Genellikle az gelişmiş ülkelerde çok rastlanan gizli işsizliği, marjinal verimliliği sıfır ya da sıfırın altında olan işçilerin durumu olarak tanımlayabiliriz. Bu kişiler fiilen çalışıyor görünmelerine rağmen, iş alanından çekildiklerinde üretimde hiçbir azalma olmaz. Bu tür işsizliğin tespit edilmesi açısından sağlıklı istatistik yapılması genellikle zordur. Çünkü işçiler fiilen çalışıyor görünmektedirler. Bu tür işsizliğin sebebi üretim araçlarının yani sermayenin ve organizasyonun yetersizliğidir. Friksiyonel işsizlik: Geçici işsizlik olup, iş gücüne yeni katılanları ve işinden çıkartılanları ya da yeni iş arayanları kapsamaktadır. Bu tür işsizliğe geçici işsizlik de denmektedir. Ekonomik açıdan gelişmiş veya gelişmemiş bütün ülkelerde emek piyasasının iyi işlememesinden kaynaklanan bir işsizliktir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fiyat istikrarı, bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin aşağı ya da yukarı yönde hareket etme eğiliminin olmaması durumudur. Fiyat istikrarı ve bununla ilgili olarak karşımıza çıkan enflasyon, makro iktisadın temel konuları arasındadır. Çünkü fiyat istikrarı, ekonomik ve sosyal istikrar sağlanabilmesinin olmazsa olmaz koşullarından birisidir. Fiyat istikrarsızlığının bir ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal yapısına verdiği olumsuzluklar, birçok ülkenin tecrübelerinden anlaşılabilir. Fiyat istikrarının önemini, aslında fiyat istikrarının sağlanamaması durumunda karşılaşılan olumsuzlukları yazarak ortaya koyabiliriz: • Fiyat istikrarı sağlanamadığı ortamlarda, firma ve tüketiciler ya da kısaca ekonomide karar alan tüm birimler, yatırım ve tüketim kararlarını alırken göreli fiyat değişmelerini kolaylıkla ayırt edememekte ve sağlıklı karar verebilmek için gerekli ve yeterli bilgiye sahip olamamaktadır. • Fiyatların istikrarsız olması, piyasadaki oyuncuların geleceği öngörememeleri nedeniyle finansal piyasaların verimli finansal aracılık yapma yeteneklerini azaltmaktadır. • Fiyat istikrarsızlığı (örneğin enflasyon) durumunda yatırımcılar, özellikle uzun vadeli yatırımlarının getiri oranlarında, ek olarak enflasyon ortamının yarattığı belirsizlik nedeniyle risk primi talep etmektedirler. Bunun sonucu olarak yüksek risk primi içeren reel faiz oranları yüksek seyretmektedir. • Fiyat istikrarının sağlanamadığı bir ortam, uygulanan politikalara güvensizlik yaratmakta ve hükümetlerin kapsamlı ve uzun soluklu ekonomik programlar uygulaması mümkün olmamaktadır. • Fiyat istikrarsızlığı uluslararası piyasalarda ekonominin rekabet gücünü azaltmakta ve sermaye piyasalarına erişimini kısıtlamaktadır. • Fiyat istikrarsızlığı, işgücü piyasalarının etkin çalışmasını engellediği gibi gelir dağılımını da bozmaktadır. • Fiyat istikrarsızlığı, bireylerin karar alma süreçlerinde geleceğe bakmaktan çok, geçmişe endeksleme alışkanlıklarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?