Makroekonomik denge ne demektir?
Yayımlanmış cevap
Bir ekonomide makroekonomik dengenin var olabilmesi için gelir ve harcamaların birbirine eşit olması gerekir. Y = C + I
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
420 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Bir ekonomide makroekonomik dengenin var olabilmesi için gelir ve harcamaların birbirine eşit olması gerekir. Y = C + I
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Y > C + I durumunda çıktı (gelir) planlanmış toplam harcamalardan büyüktür. Firmalar sattıkları ürünlerden fazlasını satmayı planladıklarında planlanmamış stoklarda bir artış oluşur, üretim düşer. Stok yatırımları, planlanan yatırımlardan daha büyüktür. Yani planlanan ve gerçekleşen yatırımlar eşit değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çarpan: Bir ekonomide reel toplam çıktının denge düzeyindeki değişiminin, dışsal değişkendeki değişime oranı olarak tanımlanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kamu harcamaları (G) ve net vergi gelirleri (T). Devlet çeşitli işlerin yürüyebilmesi için kırtasiye malzemeleri, gıda maddeleri, giyim eşyaları, mobilya vb. gibi nihai tüketim harcamaları yapar, görevlendirdiği personeline (memur ve işçi) ücret öder, alt yapı (baraj, yol, havaalanı vb.) oluşturmak için yatırım yapar. Bunlar kamunun cari ve yatırım harcamalarıdır. Bunun yanında devlet, ulusal gelirde bir mal ve hizmet karşılığı olmaksızın da bazı kesimlere ödemelerde bulunur. Örneğin işsizler için işsizlik ödeneği, emeklilerin maaşları vb. gibi. Bu tür giderlere de transfer harcamaları (TR) diyoruz. Devlet tüm giderlerini karşılamak için çeşitli bütçe gelirleri elde eder. Kamunun en önemli gelir kaynaklarından birisi vergilerdir (TA).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hanehalklarının devlete yaptığı vergi ödemesi ile devletten aldığı transfer ödeneklerini dikkate alırsak, harcanabilir gelire (YD) ulaşırız: YD=Y–(TA–TR) TA–TR terimine net vergi geliri (T) adını veriyoruz: T=TA–TR Buna göre, harcanabilir geliri şöyle de yazabiliriz: YD=Y–T kamunun da yer aldığı kapalı bir ekonomi için toplam harcamaları yazalım: AE = C + I + G Denge gelir düzeyini belirlemek için toplam geliri, toplam harcamalara eşitlememiz gerekir: Y = AE › Y = C + I + G
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ödemeler dengesi iki ana kalemden oluşur: Cari işlemler dengesi ve sermaye ve finans işlemleri dengesi. Ödemeler bilançosu içinde yer alan işlemler çift kayıt sistemiyle kaydedilir. Cari işlemler hesabındaki her hareket (+ ya da –), karşılığında ters yönde sermaye ve finans hesapları kalemine kaydedilir. Cari işlemler hesabının en önemli alt kalemi yurtdışıyla mal alım-satımı, yani ihracat (X) ve ithalattır (M). İhracat (dışsatım), yurtdışına mal satılmasıdır ve dolayısıyla ülkeye döviz kazandırıcı bir işlemdir. Ülkeye döviz kazandıran işlemler bilançoya (+) olarak işlenir (alacak kaydı). Bu nedenle ihracat geliri, ödemeler bilançosunun cari işlemler hesabına (+) olarak kaydedilir. İthalat (dış alım) ise yurtdışından mal alınması olduğundan, ülkeden yurtdışına doğru bir döviz çıkışı anlamına gelir ve bu nedenle cari işlemler hesabına (–) olarak kaydedilir (borç kaydı). Ödemeler bilançosunun ikinci ana kalemi sermaye ve finans hesabıdır. Sermaye ve finans hesabı, cari işlemler hesabına karşılık olarak denkleştirici bir görevi yerine getirir. Eğer bir istatistiki ya da ölçme hatası yoksa esnek döviz kuru sistemi altında her cari işlemin karşılığı sermaye ve finans hesabındaki bir hareketle (kayıtla) denkleşir. Dolayısıyla bu iki ana kalemin toplamı sıfır olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eğer ekonomide fiyatlar değişiyorsa, sahip olduğunuz varlıkların değeri, yani satın alma gücü de değişiyor demektir. Örneğin ekonominin fiyatlar genel düzeyi yükseldiğinde, servetinizin satın alabileceği mal miktarında bir azalma olacak demektir.Yani veri nominal toplam geliri düzeyinde, toplam tüketim harcamaları azalır; tersi durumda toplam tüketim harcamaları artar. Nominal toplam gelir (nominal GSYH) düzeyini sabit tutmamıza karşın, fiyatlar genel düzeyindeki değişimlerin reel toplam gelir (reel GSYH) değiştireceğine dikkat edelim. Nominal toplam gelir düzeyi sabitken fiyatlar genel düzeyi artarsa reel toplam gelir düzeyi azalır ya da fiyatlar genel düzeyi düşerse tersi olur. Ekonominin genel fiyatlar düzeyinin yükselmesi satın alma gücünün düşmesi anlamına gelir ve toplam harcamalar azalır; fiyatlar genel düzeyi düşerse toplam talep düzeyi artar. Bu nedenden dolayı, fiyatlar genel düzeyindeki bir yükselme ekonomideki toplam tüketim düzeyinin ve dolayısıyla da toplam talep düzeyinin düşmesi anlamına gelir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Merkez Bankasının genişletici (para arzının artırılması) bir para politikası izlemesi durumunda faiz oranları düşer. Düşen faiz oranları, yatırım harcamalarının ve dolayısıyla toplam harcamaların artmasına neden olur. Daraltıcı ( para arzının azaltılması) para politikasında ise tersi yönde gelişmeler olur. Para politikasının toplam talep üzerinde ne ölçüde etkili olacağı faiz oranlarının para politikasına olan duyarlılığına, yatırım harcamalarının faiz oranına duyarlılığına ve harcama çarpanının büyüklüğüne bağlıdır. Faiz oranlarındaki değişim yalnızca para politikasına bağlı değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Döviz kurları sabitken, bir A ülkesinin ihraç ettiği malların fiyatları aynı malları üreten ve satan diğer ülkelere göre yükseliyorsa, dış dünyada A ülkesinin malına olan talep azalacak (dolayısıyla A ülkesinin ihracatı düşecek), göreli fiyatları düşük kalan ülkelerin ihracatı artacaktır. Döviz kurları sabitken, örneğin Türkiye’nin Almanya’ya ihraç ettiği malların fiyatlarının Almanya’da üretilen ve satılan aynı malların fiyatlarına göre yükselmesi, Türkiye’nin ihracatını azaltıcı etki yapar. Eğer aynı malları Almanya Türkiye’ye ihraç ediyorsa, Türkiye’nin Almanya’dan yaptığı ithalat artar. Bu durumda Türkiye’nin net dış ticareti (NX=X–M) azalacağından, toplam harcaması düşer. Sabit döviz kuru sisteminde hükümet döviz kurunu esnek döviz kuru sisteminde oluşabilecek değerin üzerinde belirler ve uygularsa, bu fiyattan döviz arzı döviz talebini aşacağından, ülke bir ödemeler dengesi açığı, aksi durumda da ödemeler dengesi fazlası ile karşılaşır. Hükümet, esnek döviz kuru sistemindeki denge fiyatın üzerinde belirlediği kuru bu düzeyde tutabilmek için, döviz fazlalıklarını satın alacak, yani rezervlerini artıracaktır. Denge fiyatının altındaki bir kur değerini sabit tutabilmek için de yukarıdakinin tersini yapacak, yani piyasaya döviz satacak, rezervlerini azaltacaktır. Ancak hükümetin elindeki döviz rezervi yetersizse ve rezervleri artırmak istiyorsa, sürekli bir devalüasyon politikası izleyecektir. Buna göre, sabit döviz kuru sistemi uygulayan bir ülke hükümeti ödemeler dengesi açıklarını devalüasyon, fazlalarını da revalüasyon politikasıyla çözmeye çalışır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Döviz arz ve talebindeki değişimlerin etkisiyle döviz fiyatlarının yükselmesine dövizin değer yitirmesi, düşmesine de dövizin değer kazanması diyoruz. Sabit döviz kuru sisteminde Para yetkilileri ya da hükümet döviz fiyatlarını doğrudan belirler. Bu nedenle ekonomide serbestçe işleyen bir döviz piyasası yoktur. Para yetkilileri ya da hükümetin döviz fiyatını artırmasına devalüasyon (döviz kurunun değerini düşürme), düşürmesine de revalüasyon (döviz kurunun değerini yükseltme) diyoruz. Gözetimli döviz kuru sisteminde para yetkilileri döviz kuru piyasasının sınırlı bir esneklikle çalışmasına izin verirler. Saptadıkları alt ve üst bantlar arasında döviz kurunun piyasa tarafından oluşumuna izin verirler, bu bantların dışına çıkılması durumlarında piyasaya döviz sürerek-çekerek müdahalelerde bulunurlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İkiz açık, bütçe açığı ve dış ticaret açığının birlikte görülmesi durumudur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplam gelir, yurtiçinde üretilmiş olan mallara doğrudan harcanabilir. Buna enjeksiyonlar adını veriyoruz. Yani yurtiçinde ya da yurtdışında elde edilmiş olan toplam gelir, doğrudan harcama biçiminde ekonomiye enjekte edilmekte, yani harcama döngüsüne katılmaktadır. Dışa açık ekonomide yurtiçinde üretilen mallara yönelik dört ana harcama (enjeksiyon) kalemi şöyledir: Yurtiçindeki hanehalklarının tüketimi (C), yurtiçindeki yatırım harcamaları (I), kamu harcamaları (G) ve yurtdışında yaşayanların yapacağı harcamalar, yani ihracat (X).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
toplam gelirin yurtiçinde üretilen mallara harcanmayan kısmıdır. Bu tür gelir kullanımları nedeniyle gelirin bir kısmı harcama döngüsünün dışına kaydırılmaktadır. Hanehalklarının tasarrufları (S), devlete ödenen net vergi (T) ve yurtdışında üretilmiş olan malların satın alınması, yani ithalat (M). Bunların toplamına da sızıntılar adını veriyoruz. Sızıntı terimini kullanma nedenimiz, bu şekildeki kaynak kullanımının doğrudan GSYH yaratma sürecine katılmamalarıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hanehalkları, geleceklerini güvence altına almak amacıyla tasarruflarını artırdıkları zaman, tasarruf paradoksu adını verdiğimiz ilginç bir durum ortaya çıkar. Tasarruflardaki bir artış sonucu, tasarruf eğrisi S0’dan S1’e doğru kayar. Bunun sonucunda, tüketim azalır ve çarpan etkisiyle denge milli gelir düzeyi Y0’dan Y1’e düşer. Hanehalklarının tasarruflarını artırma arzusuna karşın ekonomide hem çıktı hem de gelir düzeyinde bir azalma yaşanmış ancak tasarruflar aynı düzeyde kalmıştır. Halbuki yaygın inanca göre tasarruflarımızı artırmamız, gelirimizi de artırmamızı sağlayacaktır. Ancak bu, bireysel tasarruflar için geçerlidir. Eğer planlanan yatırımların sabit olmadığını, hanehalklarının yaptıkları tasarrufların bir kısmının yatırımlara aktarıldığını varsayarsak, gelir düzeyindeki düşme daha az olacaktır. Bu durumda, tasarruf paradoksunun oluşma şiddeti, tasarrufların ne ölçüde yatırımlara aktarıldığına bağlıdır. Tasarruflar ne kadar çok yatırımı finanse ederse, denge toplam gelirin azalma şiddeti o ölçüde düşük olacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Arz ve talep modeli bir malın fiyatı ile arz ve talep edilen miktarı arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Bu ilişkiyi gösteren modeller bireysel arz ve talep modelleri olabileceği gibi, piyasa arzı veya talebi de olabilir. Ancak toplam talep-toplam arz modelinde temel değişkenler artık bir ülke için fiyatlar genel düzeyi ve reel milli gelir seviyesi olmuştur. Bu model söz konusu iki değişkene bağlı olarak makroekonomik dengeyi veya dengesizlikleri açıklar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Açık bir ekonomide toplam harcamalar (talep) şu şekilde formüle edilir: AD C + I + G + (X – M) AD C + I + G + NX Formüllerde; • C, Özel kesim tüketim harcamaları, • I, Özel kesim yatırım harcamaları, • G, Kamu harcamaları, • X, İhracat, • M, İthalat ve • NX, Net ihracatı ifade etmektedir. Açık bir ekonomide toplam talebi oluşturan harcama bileşenleri tüketim harcamaları, yatırım harcamaları, kamu harcamaları ve net ihracattan oluşur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Net ihracat, ihracat harcamaları ve ithalat harcamaları arasındaki farktır. Net ihracat kısaca bir ülkenin dış ticaret dengesini ifade eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplam talep eğrisinin negatif eğimli olmasının üç farklı nedeni vardır. Bunlar; • Servet, • Faiz oranı ve • Döviz kuru etkileridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen bir azalma, tüketicilerin reel gelirini arttırarak daha zengin hissetmelerine yol açar. Bu da tüketicileri daha fazla mal ve hizmet tüketimine yönlendirir. Tüketim harcamalarının artması mal ve hizmetlere olan talebin artması anlamına gelir. Bu nedenle servet etkisi toplam talep eğrisinin negatif eğimli olmasını açıklar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Faiz oranı etkisi fiyatlar genel düzeyi ile yatırımlar arasındaki ilişkidir. Fiyat seviyesinin düşük olması daha düşük faiz oranı demektir. Daha düşük faiz oranı daha fazla yatırım harcaması anlamına gelir. Yatırım harcamalarındaki artış toplam talebin armasına neden olur. Bu nedenle faiz oranı etkisi toplam talep eğrisinin negatif eğimli olmasının diğer bir nedenidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Döviz kuru etkisi fiyatlar genel düzeyi ile net ihracat arasındaki ilişkidir. Bir ülkede fiyatlar genel düzeyindeki düşüş faizlerinde düşmesi anlamına gelmekteydi. Yurtiçi faiz oranlarının düşmesi ulusal paranın değer kaybetmesine neden olur. Ulusal paranın değer kaybetmesi yurt içinde üretilen malların görece ucuzlamasına neden olur. Bu durumda ilgili ülkenin ihracatını artırır, ithalatını ise azaltır. Net ihracatı artar. Hatırlanacağı gibi net ihracat dışa açık bir ekonomide toplam harcama bileşenlerinden biridir. Bu durumda net ihracatın artması toplam talebi artırır. Döviz kuru etkisi toplam talep eğrisinin negatif eğimli olmasının bir diğer nedenidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Daralma milli gelirdeki azalışlar şeklinde tanımlanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonomilerin daralma dönemlerinde toplam talepteki azalmaya bağlı olarak reel çıktı miktarı azalır. Bu da daha az işgücüne ihtiyaç duyulması anlamına gelir. Ekonomilerin büyüme dönemlerinde ise daha fazla mal ve hizmet talep edilir ve reel çıktı miktarı artar. Bu durumda daha fazla işgücüne ihtiyaç duyulur ve işsizlik azalır. Dolayısıyla kısaca büyüme ile işsizlik arasında negatif bir ilişkinin varlığından söz edebiliriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplam talebin temel belirleyicileri dört tanedir. Bunlar; • Tüketim harcamaları, • Yatırım harcamaları, • Kamu harcamaları ve • Net ihracattır. Bu harcama bileşenlerini etkileyebilecek her faktör toplam talep eğrisinin kaymasına neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplam harcama bileşenlerini etkileyen ve toplam harcama eğrisinde kaymalara neden olan faktörler temel olarak üç başlık altında incelenir. Bunlar; • Beklentiler, • Yabancıların milli gelir ve fiyat düzeyleri ile • Hükümetin izleyeceği politikalardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?