Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
179 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Davranış normları, mahiyetleri itibarıyla insanın doğasıyla çelişmeyen, bütün insanlığın üzerinde fikir birliği içinde olduğu, devletin varlığına öngelen bir niteliğe sahip olan ve insanın kişiliğini tekâmül ettirebilmesi için konulmuş olan kurallar bütünüdür. Bu kurallar, insanın kişiliğini geliştirmesini mümkün kılan ölçütleri ve örnek davranışları belirlemektedir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Davranış normları, mahiyetleri itibarıyla insanlara belli davranışlardan kaçınmayı veya belli davranışlarda bulunmayı buyurmaktadır. Belli davranışlarda bulunmamayı buyuran kurallara yasaklayıcı davranış normları; belli bir davranışı gerçekleştirmeyi emreden kurallara ise emredici davranış normaları adı verilir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tüm hukuk kurallarının amacı, toplumsal düzeni sağlamaktır. Diğer hukuk disiplinleri gibi ceza hukuku da kendi araçlarıyla bu genel amaca hizmet eder. Ceza hukuku, örneğin “kimseyi öldürme!”, “başkasının malını çalma!” şeklinde emir ya da yasak ihtiva eden normlar ve bu normların ihlali halinde uygulanacak olan yaptırımlarla toplumsal düzeni korumayı amaçlar. Buna göre, ceza hukukunun temel işlevi; toplumsal yaşam bakımındanhayati önem taşıyan değerlerin ihlalini suç olarak tanımlamak ve bunlar karşılığında uygulanacak olan yaptırımları belirlemektir. Devlet, toplumsal düzeni koruma görevini, ceza hukuku kuralları olmaksızın etkin bir şekilde yerine getiremez. 5237 sayılı TCK’nin 1. maddesinde kanunun amacı şu şekilde ifade edilmiştir: “Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için, ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Suç; toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin ihlali niteliğini taşıyan, haksızlık teşkil eden insan davranışıdır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Suç, bir haksızlık olmakla birlikte her haksızlık kanunlarda suç olarak tanımlanmış değildir. Bazı davranışlar, her ne kadar haksızlık oluştursa da bu haksızlıklar karşılığında örneğin özel hukuk yaptırımları ya da idari yaptırımların uygulanması ile yetinilir. Zira ceza hukuku yaptırımları birey hak ve özgürlüklerine doğrudan müdahale niteliği taşıdığı için “son çare” olarak görülmelidir. Dolayısıyla ceza hukuku dışında başka bir yaptırım türü uygulandığında, bozulan toplumsal düzen yeniden sağlanabiliyorsa artık ceza hukuku yaptırımlarına başvurmamak gerekir. Buna göre, ceza hukuku toplumsal yaşamın ihlal edildiği her durumda devreye girmez sadece toplumsal yaşam bakımından önem taşıyan menfaatlerin ihlali suç olarak tanımlanır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Artık hukukumuzda bir suç türü olarak kabahatler yer almamaktadır. Kabahatler, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile ayrıca düzenlenerek teorik ve sistematik bir temele oturtulmuştur. Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.”
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Suça ilişkin her kanun hükmü, norm ve ceza olmak üzere iki unsurdan oluşur. Norm, “kimseyi öldürme!”, “başkasının malını çalma!”, “tahkir edici söz söyleme!” şeklinde emir ya da yasak ihtiva eder. Her suç tanımı norm dışında bir de yaptırım içerir. Suç karşılığı olarak öngörülen yaptırımlar ceza olabileceği gibi güvenlik tedbiri de olabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hukuk disiplinleri, ilgili oldukları ve düzenledikleri alandan hareketle özel hukuk-kamu hukuku şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrımda, ceza hukuku, kamu hukuku içerisinde yer alır. Doktrinde ceza hukukunun genel olarak kendi içinde üç alt disipline ayrılarak incelendiği görülmektedir: Maddi ceza hukuku, ceza muhakemesi hukuku ve infaz hukuku
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Maddi ceza hukuku; suçun yapısal unsurlarını, ceza sorumluluğu için aranan koşulları ve yaptırımları inceler. Maddi ceza hukuku, kendi içerisinde, genel hükümler ve özel hükümler olarak ikiye ayrılır. Ceza hukuku genel hükümler kısmında suç ve yaptırım teorisine ilişkin temel bilgiler verilir. TCK’nin 1-75. maddelerinden oluşan ilk kısmı “genel hükümler” başlığını taşımakta ve bu kısımda bütün suçlar için geçerli olan ortak kurallara yer verilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ceza muhakemesi hukuku (şekli ceza hukuku), suç işlendiği şüphesi üzerine gerçekte ortada suç teşkil eden bir fiil bulunup bulunmadığı, bulunması hâlinde kim tarafından ve ne şekilde gerçekleştirildiğinin aydınlatılmasına yönelik araştırma ve yargılama faaliyetlerinden oluşan süreci ve bu süreçte yer alan sujelerin hak ve yetkilerini düzenleyen kurallardan oluşur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ceza infaz hukuku ise ceza muhakemesi sonunda hükmedilen yaptırımların infazıyla ilgili düzenlemeleri ihtiva eden hukuk dalıdır. Doktrinde, her ne kadar infaz hukuku ceza hukukunun ayrı bir dalı olarak kabul edilmekte ise de kanaatimizce infaz hukukuna ilişkin kurallar doğrudan maddi ceza hukuku, özellikle de yaptırım teorisi ile yakından ilişkili olduğu için bu bağlamda ele alınması gerekir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ceza hukukunun doğrudan kaynakları; anayasa, kanunlar ve milletlerarası anlaşmalardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türk ceza hukukunun temel kanunu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’dur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
TCK’nin “Özel Kanunlarla İlişki” başlığını taşıyan 5. maddesi “Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” şeklindedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu uygulamanın sadece TCK’nin genel hükümleri bakımından geçerli olduğudur. Özel ceza kanunlarında ve ceza normu ihtiva eden kanunlarda suç tanımlarının yanı sıra bazen teşebbüs, iştirak ve içtima gibi konularda genel kanun niteliğini taşıyan TCK’de benimsenen düzenlemelerle çelişen hükümlere yer verilmektedir. Böylece, ceza kanununda benimsenen genel kurallara aykırı uygulamaların yolu açılmakta ve temel ilkeler dolanılmaktadır. Tüm bu sakıncaların önüne geçebilmek, ayrıca hukuk uygulamasında birliği sağlamak ve hukuk güvenliğini temin için diğer kanunlarda sadece özel suç tanımlarına yer verilip yaptırımlarının belirlenmesi ile yetinilmeli; söz konusu suç ve yaptırımlarla ilgili olarak TCK’de belirlenen genel ilkeler uygulanmalıdır. TCK’nin “özel kanunlarla ilişki” başlığını taşıyan 5. maddesinin amacı budur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ceza hukukunun dolaylı kaynakları, yüksek mahkeme kararları ve doktrinden ibarettir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Kusursuz ceza olmaz” ilkesi, ceza hukukunun temel prensipleri arasında yer alır. Kusur ilkesi ile objektif sorumluluk ya da netice sorumluluğu esası terk edilmiştir. Bu ilkeye göre; fail, işlediği suçtan dolayı ancak kusurlu ise ve kusuru oranında cezalandırılacaktır. Ortada bir suçun bulunması, her zaman failin cezalandırılabileceği anlamına gelmez. Fail hakkında ceza yaptırımının uygulanabilmesi için suç teşkil eden haksızlık dolayısıyla kusurlu sayılabilmesi gerekir. Şayet fail somut olayda kusurlu addedilemiyor ise cezalandırılması mümkün değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Birçok milletlerarası sözleşmede de düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, ceza hukukunun güvence fonksiyonu açısından son derece önemlidir. Bu evrensel ilke Anayasa’nın 38. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “ (1)Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. (2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. (3) Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” Bu ilke, yine TCK’nin 2. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.” Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile ceza hukuku uygulamasında devletin bireye karşı keyfi muamalede bulunmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Suçta kanunilik ilkesi gereğince, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. Keza kanunun açıkça cezayı artırıcı bir neden olarak öngörmediği bir husustan dolayı da kimsenin cezası artırılamaz. Cezada kanunilik ilkesi gereğince, hiç kimse belli bir suçla ilgili olarak kanunda öngörülmeyen bir ceza ile ya da kanunda öngörülen cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılamaz. Kanunda suç olarak tanımlanan bir fiil dolayısıyla uygulanacak yaptırımın türü ve miktarı ancak kanunla belirlenebilir. Bu husus, hem ceza hem de güvenlik tedbiri yaptırımı bakımından geçerlidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ceza hukukunun güvence fonksiyonunu yerine getirebilmesi için suçta ve cezada kanunilik ilkesi tek başına yeterli değildir. Bir başka ifadeyle suç ve ceza içeren hükümlerin kanunla düzenlenmiş olması yetmez; aynı zamanda ilgili suç tanımının suçun unsurları itibarı ile açık ve seçik olması; hangi davranışın suç oluşturduğunun ve bunlar için öngörülen yaptırımların nelerden ibaret olduğunun herkesin anlayabileceği açıklıkta olması gerekir. Belirlilik ilkesi TCK’nin 2. maddesinde: “ Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu ilkenin gereği olarak, belirli bir kanuna soyut olarak yollama yaparak ya da herhangi bir idari düzenlemeye yollama yaparak suç ihdas etmek kanunilik ilkesi ile bağdaşmaz. Aynı şekilde, kanunkoyucunun cezasını belirlediği bir davranışın koşullarını belirleme yetkisinin idari bir makama bırakılması da kanunilik ilkesine aykırıdır. Nitekim TCK’nin 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre “İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.” Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin gereği olarak, suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi sahiptir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kıyas ise kanunda açık bir şekilde suç olarak tanımlanmamış bir fiilin, bununla bazı yönlerden benzerlik arz eden başka bir fiile ilişkin suç tanımı kapsamında değerlendirilmesidir. Yorum faaliyetinde, olaya uygulanacak olan bir hüküm vardır ve bu hükmün ne şekilde anlaşılması gerektiği araştırılır. Kıyasta ise olaya uygulanabilecek bir hüküm yoktur. Hakkında hüküm bulunan başka bir olay ile benzerlik kurularak söz konusu hüküm bu olaya da uygulanmaya çalışılır. TCK’nin 2. maddesinin üçüncü fıkrası ile kıyas yasaklanmıştır: “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.”
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir fiil, işlendikten sonra yürürlüğe giren bir kanunla suç hâline getirilmişse bu kanun geçmişe yürütülerek bu fiili işleyen kişi cezalandırılamaz. Sonradan yürürlüğe giren kanun ancak yürürlüğe girdikten sonraki fiiller bakımından uygulama alanı bulabilir (kural: geriye yürüme yasağı). Bu ilkenin sonucu olarak suçun unsurlarında, cezasında, güvenlik tedbirinde veya mahkûmiyetin kanuni neticelerinde sonradan yürürlüğe giren bir kanunla failin aleyhine olacak şekilde değişiklikler yapılması durumunda; sonraki kanun, yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenmiş olan fiiller bakımından uygulanamaz. Ancak bu kuralın bir istisnası vardır: Fiil, işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren kanun ile suç olmaktan çıkarılmış ise işlendiği zaman yürürlükte olan kanuna göre suç oluşturmasına rağmen fail cezalandırılmayacaktır. Böyle bir durumda, sonradan yürürlüğe giren kanun, failin lehine sonuç doğurduğu için geçmişe yönelik olarak uygulanabilecektir. Aynı şekilde, sonradan yürürlüğe giren kanun, bir suçun unsurlarında, cezasında, güvenlik tedbirlerinde veya mahkûmiyetin kanuni neticelerinde failin lehine bir değişiklik içeriyorsa geçmişe etkili olarak uygulanabilecektir (istisna: failin lehine olan kanunun geçmişe yürümesi).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SUÇUN MADDİ UNSURLARI Suçun maddi unsurları, haksızlığı şekillendiren objektif nitelikli unsurlardır. Bu un- surlar; fiil, netice, nedensellik bağı, fail, mağdur, suçun konusu ve nitelikli hâllerden ibarettir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kanuni tarifinde hangi harekterle işlenebileceği hususunda herhangi bir özelleştirme ya- pılmayan suçlara “serbest hareketli suçlar” adı verilir. Örneğin, kasten öldürme suçunda (m. 81), ölüm neticesini meydana getirecek hareketin ne olduğu belirtilmemiştir. Dola- yısıyla, bu suç ölüm neticesini meydana getirmeye elverişli her türlü hareketle işlenebilir. Örneğin, bıçaklamak veya silahla ateş etmek gibi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hiç kimse, kendi fiilinin sebebiyet vermediği bir neticeden dolayı sorumlu tutulamaz. Bir neticeden dolayı sorumlu tutulabilmenin temelini, fiil ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturur. Sırf hareket suçlarında, suçun oluşması için fiilin icrası yeterli olduğundan, bu suçlarda nedensellik bağı problemi ortaya çıkmaz. Ne- densellik bağı neticeli suçlar bakımından aranan bir olgudur. Neticeli suçlarda, tamamlanmış bir suçun kabulü, tipe uygun neticenin gerçekleşme- sine bağlıdır. Ancak bu suçlarda, sadece fiilin varlığının ve neticenin gerçekleştiğinin be- lirlenmesi yeterli değildir. Ayrıca fiil ile netice arasında neden-sonuç ilişkisi şeklindeki bağın kurulabilmesi gerekir. Şayet fiil ile netice arasında nedensellik bağı yoksa o netice faile yüklenemez. Bununla birlikte, fiil ile netice arasında nedensellik bağının kurulması, failin bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için tek başına yeterli değildir. Ayrıca neticenin faile objektif olarak yüklenebilmesi gerekir (objektif isnadiyet). Objektif isnadiyet için ölçü, somut olayda ortaya çıkan neticenin doğrudan doğruya failin fiilinin eseri olarak görülebilmesidir. Örneğin A, B’ye öldürmek maksadıyla silahla ateş eder. B isabet alır, ancak ölmez ve yaralı şekilde hastaneye kaldırılır. Tedavi altına alınan B, hastenede çı- kan yangın sonucunda dumandan zehirlenerek hayatını kaybeder. Bu olayda, A’nın fiili, meydana gelen netice bakımından nedenseldir. Ancak, meydana gelen neticeyi faile isnat edebilmek mümkün değildir. Zira ölüm neticesi açısından her ne kadar nedensellik bağı var ise de ölüm doğrudan doğruya A’nın fiilinin eseri değildir. Zira B, hastanede çıkan yangın sonucunda ölmüştür. Dolayısıyla A bakımından kasten öldürme suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kanuni tanımında bir suçun hangi hareketlerle işlenebileceğinin bizzat gösterildiği hâllerde “bağlı hareketli suç”tan söz edilir. Bu suçlarda, serbest hareketli suçların aksine, suçu oluşturan hareketler somutlaştırılmıştır. Bu itibarla bağlı hareketli suçlar ancak ka- nunda gösterilen hareketlerle işlenebilir. Örneğin, yağma suçu bağlı hareketli bir suçtur (m. 148). Çünkü yağma suçunun kanuni tarifinde, cebir veya tehditle bir malın alınma- sından söz edilmektedir. Cebir veya tehdit dışındaki bir hareketle (örneğin hile ile) malın alınması hâlinde, yağma suçu oluşmaz. Bir suçun temel şekli serbest hareketli suç olmakla birlikte nitelikli şekli bağlı hareketli suç olabilir. Örneğin, kasten öldürme suçunun yangın veya su baskını suretiyle işlenmesi bu suçun nitelikli hâlini oluşturur (m. 82, f. 1, c). Kasten öldürme suçunun temel şekli serbest hareketli suç iken yangın veya su baskını yoluyla ölüme sebebiyet vermek bağlı hareketli suçtur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kanuni tarifine göre, oluşumu için tek hareketin icrasının yeterli görüldüğü suçlara “tek hareketli suç” denilir. Örneğin, kasten öldürme (m. 81) ve hırsızlık suçu (m. 141) tek ha- reketli suçtur. Kanuni tanımlarına göre bu suçların oluşması için, öldürme ve alma hareketlerinin gerçekleştirilmesi yeterlidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 19 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 160 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.