Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
382 sorunun metninde arama yapabilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Tarihin hemen her döneminde insan, değişik statülerle çalışma hayatında yer almış ancak işçi statüsü ile çalışma hayatında yer alması Sanayi Devrimi ile birlikte olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bugünkü anlamıyla iş hukuku disiplini, hızlı teknolojik gelişmenin sanayi alanına uygulanması sonucunda ülkelerin endüstrileşmesine yol açan Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Sanayi Devrimi’nin koşulları altında oluşan ortam, işçi kesiminin doğmasına yol açmış ve bu kesimin çalışma hayatında korunma zorunluluğunun duyulması ile de iş hukuku disiplini ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan iş hukukunun dünyadaki tarihsel gelişimini; • Sanayi Devrimi Öncesi ve • Sanayi Devrimi Sonrası şeklinde iki başlık altında ele alarak incelemek daha yararlı olacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devrimi Öncesi Dönemde, kişilerin iradelerinden kaynaklanmayan zorunlu çalıştırma söz konusuydu. Üretim aile üyeleri tarafından, bunların yeterli olmadığı durumlarda ise kölelerce sağlanmaktaydı. 10. yüzyıla kadar devam eden bu dönem Aile Ekonomisi ve Kölelik Düzeni olarak adlandırılmaktadır. Aile üyelerinin ve kölelerin çalışma ilişkileri ise, aile başkanı tarafından düzenlenmekteydi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
10. yüzyıla kadar süren bu dönemden sonra feodal beylerin güçlenmesiyle ortaya çıkan Feodal Cevap: Düzen ise 10. yüzyıldan 15. yüzyılın sonuna kadar sürmüştür. Bu dönem içinde bazı dağınık derebeyliklerin ortaya çıktığı görülür. Derebeylerin idaresi altında çalışan serfler toprağın işletilmesinden sorumluydular. İşledikleri toprak ve üretim araçları üzerinde mülkiyet değil yalnızca kullanım hakkına sahip bulunan serfler, çalışmaları karşılığında da elde ettikleri tarımsal ürünlerin bir kısmını kendileri için ayırmaktaydılar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar süren Korporasyon Döneminde ise, feodal düzen yıkılarak yerlerini prenslikler, beylikler, derebeylikler, krallıklar gibi daha güçlü merkezi otoriteler almıştır. Korporasyon, aynı meslek ve sanatı sürdürenlerin, birbirlerine yakın bir ortamda toplanarak oluşturdukları örgütler olarak ifade edilebilir ve bu mesleki örgütler, 18. yüzyıl ortalarına kadar birçok ülkede ekonomik yapının temel taşlarını oluşturmuştur. Varlığını Fransız Devrimi’ne kadar sürdürmüş bu toplulukları lonca olarak da ifade etmek mümkündür. Bu koşulların biçimlendirdiği ortam içinde, çeşitli zanaatların yapıldığı küçük atölyeli işyerlerinde, o zanaatı öğrenmek amacı ile yamak, çırak, kalfa ve usta gibi statüler altında çalışan kişiler de o dönemin çalışma hayatı içinde yer almaya başlamışlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devrimi, 18. yüzyılın ikinci yarısında başlayarak, Sanayi Dönemi olarak adlandırılan yeni bir dönemin başlamasına ön ayak olmuş ve toplumların ekonomik, sosyal ve hukuki yapılarında köklü değişimlere yol açmıştır. İlk olarak buhar, daha sonra da gaz ve elektrik gibi yeni enerji güçlerinin bulunması, bu enerji güçlerinin uyarlandığı makinelerin yapılması ve bu makinelerin üretimde kullanılmaya başlaması gibi bir dizi teknolojik gelişme ile birlikte Sanayi Devrimi ilk olarak İngiltere’de başlayarak daha sonra Fransa, Almanya gibi bazı Batı Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Sanayinin gelişip yaygınlaşmasıyla birlikte bu makinelerin kullanıldığı fabrikaların sayıları da giderek çoğalmıştır. Teknolojik gelişmeler fabrikalarda üretim sürecini de etkilemiş, üretim süreci bir yandan hızlanıp basitleşirken, diğer yandan da ürünler çeşitlenmiştir. İleri ölçüdeki işbölümü ve seri üretim ile birlikte yeni bir iş ilişkisi ve bu ilişkinin dayalı olduğu yeni bir çalışma statüsü de doğmuş ve fabrikalarda, fabrika sahiplerinin ad ve hesabına onlara bağlı olarak ücret geliri karşılığında çalışan sanayi işçisi ortaya çıkmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1789 tarihli Fransız Devrimi’nin getirdiği liberal düşünce ve bu düşüncenin savunduğu bırakınız yapsınlar ve bırakınız geçsinler ilkesi kişilerin birlikler ve benzeri örgütler kurmasını büyük ölçüde engellemiş; bireyin kendi iradesini en iyi kendisinin yansıtabileceği ve bu nedenle kişilerin birleşerek oluşturduğu örgütlerin bunu ideal anlamda gerçekleştiremeyeceği ilkesinden hareket etmiştir. Bu düşünsel yapı, herkesin özgür ve eşit olduğu varsayımından hareketle, devletin olaylara müdahale etmesini uzun süre engellemiştir. Buna rağmen oluşan fakirlik ve sömürünün büyük boyutlara varması ve dinsel akımların da zorlaması ile nihayet devlet, pasif rolünü bırakarak çalışma hayatına müdahale etmek zorunda kalmıştır. Böyle bir ortamda işçi kitlesinin hızla büyümesi sosyal huzursuzluğu da arttırmıştır. Böylece liberalizmin etkisiyle yasaklanan işçi birliklerine tekrar izin verilmesiyle, iş hukuku açısından önemli bir adım atılmıştır. İşçiler sendikalar aracılığıyla toplu sözleşme yapma hakkını elde etmiş ve çalışma koşullarının düzenlenmesinde söz sahibi olmuşlar ve çalışma koşullarını düzeltmek amacıyla mücadeleye girmişlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sanayi Devriminin etkisiyle fakirlik ve sömürünün büyük boyutlara varması ve dinsel akımların da zorlaması ile nihayet devlet, pasif rolünü bırakarak çalışma hayatına müdahale etmek zorunda kalmıştır. Devlet aldığı bir takım sosyo-politik önlemlerle çalışma hayatını disiplin altına almayı ve dolayısıyla sarsılmaya başlayan toplumsal yapıyı düzenlemeyi amaçlamıştır. Devletin müdahalesinin ilk belirtileri İngiltere’de; daha sonra tüm Avrupa’da görülmüş ve özellikle kadın ve çocuk işçilere yönelik olarak Çünkü kadın ve çocuk işgücü daha ucuz emek olarak görülmüş ve işverenler rekabet ortamı içinde ayakta kalabilmek için kadınları ve çocukları sefalet ücreti olarak nitelenen ücretlerle, hatta kimi zaman ücret olarak para yerine mal vererek çok uzun saatlerle çalıştırmışlardır. Sanayi Devrimi’nin ilk dönemlerindeki düşük ücretler, aileyi tüm üyeleri ile birlikte çalışmak zorunda bırakmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Küreselleşmeyle birlikte üretimin uluslararası nitelik kazanması, dünya ölçeğinde küreselleşen sanayi işletmelerini ortaya çıkarmıştır. Artık sanayi toplumu aşılarak sanayi ötesi toplumun (bilgi toplumunun) özel koşulları ortaya çıkmıştır. Bu yeni toplum yapısı içinde işçinin de niteliği değişmiş ve sanayi toplumunun mavi yakalı işçileri yerlerini beyaz yakalılara bırakmıştır. Böylelikle küreselleşme karşısında iş hukukunun temel bir takım ilke ve güvenceleri tanınmış; bunun dışındaki hususlar ise tarafların inisiyatifine bırakılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda, başlangıçta temel düzenleyici otorite olan devlet, iş hukuku alanından çekilerek sadece bazı temel hakları güvence altına alırken onun dışındaki geniş bir alan işçi, işveren ya da bunların temsilcileri tarafından düzenlenmeye başlanmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Osmanlı İmparatorluğunda çalışma hayatıyla ilgili olarak düzenlemelerin yer aldığı yazılı kaynakların başında; • 1863 tarihli Maden Nizamnamesi ile • Kömür işçileri için 1865 yılında çıkarılan Dilaverpaşa Nizamnamesi gelmektedir. • Bu Nizamnamelerden sonra iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili kuralların yer aldığı 1869 tarihli Maadin (Meaddin) Nizamnamesi çıkarılmıştır. • Ayrıca 1877 tarihinde çıkarılan Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’de (Mecelle) de çalışma hayatını düzenleyen bazı hükümlere yer verilmiştir. • 1909 yılında çıkarılan Tatil-i Eşgal Kanunu işçi eylemlerini yasaklarken, • Aynı yıl (1909) çıkarılan Cemiyetler Kanunu ise cemiyet kurmada serbestlik esasını getirmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu dönemde çıkarılan ilk kanunlar; • 1921 tarih ve 114 sayılı Zonguldak ve Ereğli Havzai Fahmiyesinde Mevcut Kömür Tozlarının Amele Menafii Umumiyesine Olarak Füruhtuhuna Dair Kanun, • 1921 tarih ve 151 sayılı Ereğli ve Zonguldak Havzai Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun, • 1924 tarih ve 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu, • 1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanunu, • 1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve • 1935 tarih ve 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri Hakkında Kanundur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Geçmişten günümüze kabul edilen iş kanunları sırasıyla; • 1936 tarih ve 3008 sayılı İş Kanunu, • 1952 tarih ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanun, • 1954 tarih ve 6379 sayılı Deniz İş Kanunu, • 1967 tarih ve 931 sayılı İş Kanunu, • 1967 tarih ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu, • 1971 tarih ve 1475 sayılı İş Kanunu, • 2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bugün Türk Hukukunda yürürlükte bulunan İş Kanunları; • 1952 tarih ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanun, • 1967 tarih ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu ve • 2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunudur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çalışanları; • Bağımlı çalışan ve • Bağımsız çalışan olarak iki temel gruba ayırmak mümkündür. İş Hukuku esas itibariyle bağımlı çalışanları kapsamına almakta; ancak bağımlı çalışanların hepsini değil sadece iş sözleşmesiyle çalışanları (işçileri) kapsamakta ve bu çalışanların iş ilişkilerini düzenlemektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İş hukuku her ne kadar işçi-işveren ilişkilerini esas alsa da; bu hukuk alanında aynı zamanda yoğun bir devlet müdahalesi de yaşanmaktadır. İş hukukunun önemli bir niteliği sadece işçi-işveren değil, işçi-işveren-devlet ilişkilerinin düzenlenmesinde de kendini göstermesidir. İşçi ile işveren arasındaki çalışma barışının kurulmasında devletin rolü ve müdahalesi, bunlarla devlet arasındaki hukuki ilişkilerin kurulmasına yol açmış ve devlet de zaman zaman getirdiği işçi yararına nispi normlar ile iş hukukunun içinde yer almıştır. Ancak çalışma hayatında devlet, sadece emredici hukuk kuralları koyan, iş ve işçi bulma görevini yapan, uyuşmazlıkları çözen ve çalışma hayatını denetleyen bir kuvvet olmayıp aynı zamanda bilfiil işveren olarak da işçi ve işveren yanında üçüncü bir taraf gibi yer almaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ülkemizde bireysel iş hukuku alanındaki temel kanunlar; 4857 sayılı İş Kanunu, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu; toplu iş hukuku alanındaki temel kanun ise; 2012 tarihinde çıkarılan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’dur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Cevap: yürürlükte bulunan temel kanunlar; 2006 tarihinde çıkarılan 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’dur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İş hukukunun temel ilkeleri; • İşçinin korunması, • İşçi yararına yorum ve • İşçinin kişiliğinin tanınmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Güçlü olan işveren karşısında ekonomik yönden güçsüz ve bağımlı olan işçinin korunması ve bunlar arasında sosyal denge kurma görevi esasen iş hukukunun temel ilkesidir. Güçsüz durumda olan işçinin korunması; başta iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması olmak üzere, çalışma sürelerinin düzenlenmesi ve ücret ile diğer çalışma koşullarının belirlenmesi ve güvence altına alınması ihtiyacı iş hukukunu doğurmuş ve geliştirmiştir. İşçilerin korunması düşüncesinin altında yatan neden, işçinin işveren karşısındaki bağımlılığıdır. Gerçekten işçinin tek geçim kaynağının ücret olması öncelikle onu sermaye kaynağının sahibi olan işverene ekonomik açıdan bağımlı kılmaktadır. İkinci olarak da işçi işverenin emir ve talimatlarına uymak zorunda olduğundan işverene karşı kişisel bir bağımlılık içerisindedir. Bu ekonomik ve kişisel bağımlılık nedeniyle işçinin özel olarak korunması zorunluluğu iş hukukunun doğuşunun altında yatan nedendir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir hukuki düzenlemenin işçi yararına yorumlanabilmesi, mevzuatta açık ve seçik bir hüküm bulunmaması koşuluna bağlıdır. İş hukukuna ait düzenlemelerde bir boşluk ya da eksiklik bulunduğu durumlarda yorumun işçi yararına yapılması iş hukukunun amacı gereğidir. Bu nedenle mevzuat hükümleri, hukuki düzenlemenin özüne ya da sözüne aykırı sonuç doğuracak biçimde işçi yararına yorumlanamaz. Ancak bir konu işçinin aleyhine de olsa kanunda netlikle düzenlenmişse, işçi lehine yorumla kanunu göz ardı etmek mümkün değildir. Bu nedenle böyle bir durumda kanuni çözüme itibar edilmesi gerekir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İş hukukunun resmi kaynakları; • Resmi iç hukuk kaynakları ve • Uluslararası iç hukuk kaynakları olarak ikiye ayrılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Resmi iç hukuk kaynaklarını; • Yasama kaynakları (Anayasa ve İş kanunları), • Yürütme kaynakları (Tüzükler ve Yönetmelikler) ve • Yargı kaynakları (Mahkeme kararları) olarak sıralamak mümkündür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uluslararası iş hukuku kaynakları; • Uluslararası Çalışma Sözleşmeleri, • Birleşmiş Milletler Belgeleri, • Avrupa Sözleşmeleri gibi çok taraflı anlaşmalar sonucunda ortaya çıkabileceği gibi, sadece iki taraflı sözleşmeler yoluyla da oluşturulabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1919 yılında Versailles Barış Andlaşması’yla kurulan ILO’nun amacı çalışanlara insani çalışma şartlarıyla sosyal güvenlik sağlamak, bütün dünyayı kapsayabilecek bir sosyal adaleti kurmak ve çalışanların ekonomik ve sosyal durumlarını geliştirmek isteyen ülkelerin bu konuda ortak hareket etmelerini sağlamaktır. Ülkemiz 1932 yılında bu örgüte üye olmuştur. Örgüte üye devletlerin genel kurulu niteliğinde olan ve örgütün en büyük organı olan Uluslararası Çalışma Konferansı tarafından öngörülen uluslararası çalışma sözleşmeleri ve HUK108U-İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU Ünite 1: İş Hukuku Hakkında Genel Bilgiler ve 4857 Sayılı İş Kanunu’nun Uygulama Alanı 4 tavsiye kararları, uluslararası iş kodunu oluşturmakta ve uluslararası iş hukukunun temel kaynağını meydana getirmektedirler. Bu sözleşme ve tavsiyelerle getirilen düzenlemeler tüm dünya için amaçlanan asgari sosyal standartları oluşturur. Konferans tarafından hazırlanan uluslararası çalışma sözleşmeleri üye ülkelerin yasama organlarınca onaylandıkları takdirde o ülke için bağlayıcı nitelik kazanırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İş hukukunun özel kaynakları şöyle sıralanabilir: • Toplu iş sözleşmesi, • İş sözleşmesi, • İşyeri iç yönetmelikleri, • İşyeri uygulamaları ve • İşverenin talimat verme ( yönetim) hakkı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 58 çoktan seçmeli, 0 görselli ve 324 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.