Dışsalcılığın sloganı nedir?
Yayımlanmış cevap
Dışsalcılık öğretisinin sloganı “Anlam kafada değildir.” İfadesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
295 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Dışsalcılık öğretisinin sloganı “Anlam kafada değildir.” İfadesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gerçek iletişim olabilmesi için sözcüklere yüklediğimiz anlamların ortak olması gerekiyor. Bundan dolayı Locke ancak zihnimizde aynı ideye sahip olmamız durumunda iletişim kurabileceğimizi söyler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dışsalcı akımın öncüsü bir sözcüğün anlamını ve o anlamın biri tarafından kavranmasını, salt kişinin zihninde olup bitenlerle açıklamanın olanaklı olmadığını savunarak Dışsalcı Anlam Kuramı’nın gelişmesinde öncü olan Hilary Putnam’dır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Antik Yunan döneminden beri tartışılan Tümeller Sorunu çağdaş felsefede anlam üzerine sürmekte olan tartışmaların kaynağını oluşturur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Platon’a göre tüm kırmızı cisimler yok olsa dahi Kırmızı Tümeli varlığını sürdürürken, Aristoteles için bu tümelin varlığı kırmızı nesnelerin varlığını gerektirir. Aristoteles’e göre, tüm kırmızı nesneleri “kırmızı” olarak adlandırmamıza neden olan aynı tümeli (Kırmızı Tümeli’ni) paylaşmalarıdır. Bu görüşten yola çıkarak anlam üzerine bazı çıkarımlar yapabiliriz. Aristotelesçi görüşe göre bir sözcüğün anlamını kavramak o sözcüğün uygulandığı nesneler içindeki tümeli kavramaktır diyebiliriz. Bu görüşe göre tümeller Platon’da olduğu gibi fiziksel dünyanın dışında soyut varlıklar değil, fiziksel dünyanın nesnelerinin içinde olan varlıklardır. Örneğin Ağaç tümeli tüm tikel ağaçların içindedir. Dolayısıyla “ağaç” sözcüğünün anlamını kavramak ağaçların içindeki bu tümeli kavramayı gerektirir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Birden çok tanımı ve değişik biçimleri olan bir öğreti olan adcılığın tüm biçimlerinde ortak olan tümellerin varlığını reddetmeleridir. Yani bütün kırmızı nesnelerde ortak olan bir kırmızı tümeli yoktur; bütün demokrasilerde ortak olan bir demokrasi tümeli, ya da tüm aşklarda ortak olan bir aşk tümeli bulamayız bu öğretiye göre. Tüm kırmızı nesneler arasında ortak olan tek şey vardır: hepsine “kırmızı” deriz, ya da diğer bir deyişle hepsi “kırmızı” adına sahiptir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Var olan her şeyin fiziksel dünyada olduğunu iddia eden sav Fizikselcilik (Physicalism) savıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Özellikle bilgi felsefesi ve zihin felsefesi alanlarında “özne” terimin farklı bir anlamı bulunuyor. Bu anlamı felsefe tarihinde çok önemli bir yer tutan özne/nesne ayrımına dayanır. Örneğin bilgi felsefesinin klasik görüşüne göre bilme edimi olabilmesi için bir bilen, bir de bilinen olmalıdır. işte buradaki bilen varlığa “özne” bilinen varlığa da “nesne” deniyor. Farklı kuramlarda özne ile nesne arasındaki ayrım farklı biçimlerde yapılır, hatta çağdaş bazı görüşlerde bu ayrımı tamamen reddeden görüşler de bulunuyor. Bunların ayrıntılarına burada girmeyeceğiz. Burada vurgulanması gereken Öznelcilik öğretisinin adında kullanılan “özne” adı ve bundan türetilmiş olan “öznel” sıfatı, bilgi ve zihin felsefesindeki bu temel ayrıma dayandığıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir tümcenin dile getirdiği anlam o tümcenin parçalarının anlamlarından oluşur. Frege buna “düşünce” (Gedanke) der. Düşünceler öznel değil soyut nesnel varlıklardır. Frege, insan düşüncesinin bir kuşaktan bir başka kuşağa, ya da bir dilden bir başka dile aktarmanın ve bu sayede iletişim kurmamızın olanaklı olmasını ancak bu şekilde açıklayabileceğimizi söyler. “Düşünce” dediğimiz şey, yani bir tümcenin anlamı, onu düşünen kişiden ve onu dile getiren dilden bağımsız olarak var olan soyut bir varlıktır. Yani binyıllar önce daha insan dilleri ortaya çıkmamışken bile bu düşünceler vardı Frege’nin gerçekçi görüşüne göre.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Metafiziği tümden reddeden Mantıkçı Pozitivizm okulunun temel aldığı Doğrulamacı Anlam Kuramı bir tümcenin anlamının, o tümcenin doğruluk koşullarında olduğunu savunur. Yani, bu kurama göre, bir tümcenin anlamını kavramak, o tümcenin hangi koşullarda doğru, hangi koşullarda yanlış olduğunu kavramayı gerektirmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Öznelciliğe göre bir sözcüğün anlamı dediğimiz nesne öznenin zihninde olmalıdır. Yani insanların zihinleri dışında anlamların olduğu bir dünya yoktur. Bundan dolayı “anlam” dediğimiz şeyler özneldir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Her anlam ya da kavram doğal bir açıklaması olan bir tikel olmak zorunda olduğu için bu kurama göre benzerlik bir tümel değil tikeldir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Locke’ın temellerini attığı öznelci anlam kuramlarına karşı çıkan bazı çağdaş felsefeciler anlamı “kafanın içinde” değil “dış dünyada” aramamız gerektiğini ileri sürer. Dışsalcılık olarak anılan bu anlam kuramına bu adın verilmesi işte bundan kaynaklanıyor.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anlamın nesnel olması gerektiği görüşünün en önemli savunucusu Gottlob Frege’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sözcükler ancak bir tümce bağlamında anlam kazanırlar. Örneğin “dünya” sözcüğü anlamını “dünya yuvarlaktır”, “dünya dönüyor”, ‘dünya güzeldir’ gibi bu sözcüğü içeren tümcelerden alır. Bu tümcelerin içinde geçen “yuvarlaktır”, “dönüyor” ve “güzeldir” türündeki yüklemsel terimler de anlamlarını başka tümcelerden alır. Tümce bütüncülüğüne göre gerçekte anlam yükleyebileceğimiz tek şey tümcelerdir; sözcükler tek tek anlam taşımazlar. Öznesel ve yüklemsel terimler salt sözcüklerden oluşurlar, kendi başlarına tümce değildirler ve bu sözcükler tümcelerin içinden soyutlandıklarında bir anlama sahip olmazlar. Ancak yine de bir sözcüğün anlamını sorabiliriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir sözcüğün anlamını bulmak için o sözcüğün ait olduğu dili konuşan insanların o sözcüğün kullanımına yönelik davranışsal eğilimlerine bakmak gerekir. Bunlar davranışsal psikoloji alanında gözlemlenebilir ve ölçülebilir şeylerdir. Ancak bir sözcüğün kullanım bağlamları o denli çoktur ki bunların hepsine karşı kullanıcıların davranışsal tepkilerini ölçmek neredeyse olanaksız hale gelir. Ancak yine de şöyle diyebiliriz: bu görüşe göre davranışsal psikoloji alanı ilerlediği ölçüde anlam üzerine felsefi sorunlar da o ölçüde çözülmüş olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tümellerin varlığını tümden reddeden bu görüş var olan her şeyin “tikel” (particular) olduğunu ve doğa içinde var olduğunu söyler. Dünya yalnızca tikel nesnelerden değil aynı zamanda tikel niteliklerden oluşur. Tüm kırmızı nesneler tikeldir, ancak bu kırmızı nesnelerin her birinin ayrı ayrı sahip olduğu kırmızılıklar da tikeldir. Bu kırmızı tikellerinin hepsine “kırmızı” adını vermemiz hepsinin birbirlerine benzemeleridir. Bu benzerlikleri kavrayarak sözcüklerin anlamlarına varabiliriz. “Kırmızı” sözcüğünün anlamı tüm kırmız tikel nesneler arasındaki benzerliklerden oluşur. Bundan dolayı bu kuramın en temel dayanağı benzerlik kavramıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Putnam’a göre özellikle doğal türlere ilişkin sözcüklerimizin anlamları dünyanın durumuyla oluşur. Örneğin “su” sözcüğünün anlamı, bu sözcüğü duyduğumuzda zihnimizde oluşan imgeler ya da düşünceler ile değil, doğada bulunan su türünün kendisi tarafından belirlenir. Bunu savunmak için Putnam bir “ikiz Dünya” kurgular: ikiz dünyada her şey bizim dünyamız ile neredeyse aynıdır; aradaki, tek fark ikiz dünyada içmeye ve yıkanmaya yarayan, deniz ve okyanusları oluşturan sıvının kimyasal yapısı H2O değil “XYZ” denen bambaşka bir yapıdır. Bu sıvı tüm işlevselliği ve dış görünümü açısından dünyamızın suyuyla aynıdır. Suyun kimyasal yapısını bilmeyen biri ikisi arasındaki farkı göremez. İkiz dünyanın ikiz-Türkiye’sinde ikiz-Türkçe konuşulur, ve onlarda da “su” adı bulunur. Ancak ikizTürk biri “su” sözcüğünü kullandığında bizim kullandığımız “su” sözcüğü ile aynı anlama gelmez. “Su” sözcüğünün anlamı neye gönderme yaptığına da bağlıdır: ikiz dünyada “su” sözcüğü ile gönderme yapılan sıvı su değildir Putnam’a göre. Dolayısıyla “su” sözcüğünün anlamı salt bu sözcüğü kullananların kafalarından geçenlerle açıklanamaz. Yaşadığımız dünya sözcüklerimizin anlamlarını belirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu sorulara Frege açık bir yanıt getirmez. Ancak Kant’ın şeylerin kendilerini farklı biçimlerde “sunum biçimleri” olduğuna dair düşüncesinden yararlanır. Frege’nin ünlü örneği bu konu için açıklayıcı olabilir. Bu örnekte Venüs gezegeni kendini güneş battıktan sonra ilk görülen gök cismi olarak sunabildiği gibi, güneş doğmadan önce en son parıldayan gök cismi olarak da sunuyor. işte nesnelerin kendilerini bu tür sunum biçimleri sayesinde bizler Venüs gezegenini farklı farklı düşünebiliyoruz. Bu değişik sunum biçimlerinin oluşturduğu anlamlar sayesinde dış dünyanın şeylerini zihnimizde “temsil” etmemiz ve onlar hakkında düşünmemiz olanaklı hale geliyor.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Frege’nin kuramında çok önemli bir yer tutan Almancada “Sinn” olarak dile getirdiği şeye Türkçede “anlam” diyebiliriz. Frege bir sözcüğün insanın zihninde yarattığı öznel çağrışımların o sözcüğün anlamı olduğu görüşünü reddeder. “Ağaç” sözcüğünü düşündüğünüzde aklınıza bazı imgeler gelir; bunlar özneldir, bir başkasının aklından başka imgeler geçebilir. “Ağaç” sözcüğünün anlamı ile kişilerin zihinlerinde bu sözcüğü duyduklarında geçenler aynı şey olmaz. Frege sözcüklerin anlamlarının insan zihninden ve insanın yarattığı dillerden bağımsız soyut varlıklar olduğunu söyler. Sözcükler ancak bir araya gelip bir tümce oluşturduklarında anlam kazanırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tümeller Sorununa yönelik di¤er bir çözüm önerisini Adcılık (Nominalism) adlı öğretide bulabiliriz. Çoğu felsefi öğretide olduğu gibi Adcılık da birden çok tanımı ve değişik biçimleri olan bir öğretidir. Ancak bunların hepsinde ortak olan tümellerin varlığını reddetmeleridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu görüşe karşı çıkan Aristoteles, Formlar›n, ya da di¤er bir adıyla Tümellerin, nesnelerin içinde yer aldığını savunur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir sözcüğün anlamının insanın zihninde ya da beyninde yer aldığını savlayan görüştür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yaygın görüşe göre özne ile zihin aynı şeydir. Her normal insanın düşüncelerinin oluştuğu yerdir burası. Zihnimizle düşünürüz, hayal ederiz, merak ederiz. Zihnimizin en önemli edimlerinden biri de anlamaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu görüşü bir kuram olarak ayrıntılarıyla savunmuş olan ilk filozof John Locke’tur. Locke bir sözcüğün anlamının kişinin zihnindeki bir “ide” olduğunu söyler.Bu durumda zihinsel süreçler kişiden kişiye değiştiğine göre, bir sözcüğün anlamı da kişiden kişiye, hatta aynı kişinin farklı zamanlardaki zihinsel durumuna göre değişebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?