Kant sonrası Alman idealizminin doruk noktası ve en büyük ismi kimdir?
Yayımlanmış cevap
Kant sonrası Alman idealizminin doruk noktası ve en büyük ismi Hegel’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
397 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Kant sonrası Alman idealizminin doruk noktası ve en büyük ismi Hegel’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in en büyük ve en etkili yapıtı Tinin Fenomenolojisi (Phenomenologie des Geistes)‘dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in ölümünden sonra öğrencileri tarafından yayınlanan eserleri Tarih Felsefesi, Din Felsefesi, Sanat Felsefesi ve Felsefe Tarihi’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefede biçim ve içeriğin birliğine inanıyordu, felsefe ancak kavramsal dokusu açık, net ve bağlantılı bir sistem bütünlüğü içinde var olabilirdi. Gerçeklik, ancak ussal olanın yeniden kuruluşu içinde anlaşılabilirdi. Ona göre, bir kısım felsefecinin yaptığı gibi kestirme yoldan giderek gizemli iç görülerle gerçekliğin yakalandığını ilan etmek içi boş bir imgeden başka bir şey değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in de kabul ettiği, Alman idealistlerinin genel kabulü Her bilgi objesi zihnin ürünüdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in öne sürmüş olduğu felsefik yargı Her gerçeklik ussaldır, ussal olan gerçektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mutlak Varlık, bilginin ve felsefenin biricik konusudur. Salt bir bütünlüktür, kendi kendisinin oluş sürecidir. Bu süreç çemberseldir, yani ulaşmak istediği sonul amacı başlangıçta erek olarak koymuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’e göre gerçeklik salt bir töz değil aynı zamanda bir özne olarak da kavranılmak zorundadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’e göre doğa insan tini için zorunlu bir önkoşuldur. Doğa nesnellik alanını sağlar çünkü nesnellik alanı olmadan öznellikten de söz edilemez. Ama ikisi de mutlak’ın yaşamındaki birer uğrak yeridir, birer momenttir. Doğada mutlak, bir bakıma nesnelliğe geçer ya da kendini nesnellikte anlatır. Hegel’e göre doğanın özü- nün öznellik olması olanaklı değildir. Mutlak ancak insan bilinci alanında kendine Tin olarak geri döner ve insanlığın felsefi düşüncesi mutlakın öz bilgisidir; felsefe tarihi, bir bütün olarak olgusallığın ya da mutlakın kendini düşünme sürecidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mutlakın yaşam serüveninde olguların tüm akışı diyalektik yapı içinde gerçekleşir. Diyalektik süreç üç adımlı bir devinim sergiler; tez, antitez ve sentez.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in diyalektik süreci üç temel tez-antitezsentez üçlemesinden oluşur. Bunlara varlık mantığı, öz mantığı ve kavram mantığı denir. Bunlardan varlık mantığı varlık-yokluk-oluş üçlemesiyle ilerler. Burada tez varlık, antitez yokluk, sentez ise oluştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in varlık mantığında Kant’ın bilgi kategorilerinin varlık kategorilerine dönüştürüldüğünü düşünürsek Hegel nitelik, nicelik ve ölçü kategorilerinin geçerli olduğunu öne sürer. Nitelik zaten yukarıda belirtilen üçlüyü kapsamaktadır. Üçlü- nün öğeleri daima sayıca bir birlik ya da bütünlük olarak niceliği anlatırlar. Ölçü ise nitelik ile niceliğin sentezi olarak betimlenir. Çünkü nesnenin niteliği tarafından belirlenen bir nice olduğu kavramıdır. Bu kategoriler kendinde-varlık kategorileri olarak dile getirilirler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Varlığın anti-tezi durumundaki öz mantığında Hegel, öz ve varoluş, kuvvet ve beliriş, töz ve ilinek, neden ve sonuç, etki ve tepki gibi ilişki ya da bağıntı kategorilerini ele alır. Örneğin öz, görünenin arkasında ya da altında yatıyor olarak düşünülürken güç belirişi içinde sergilenen olgusallık olarak düşünülür. Burada kendinde-varlık düşünen bilinç için kendini bölme sürecine girer, birbirleriyle bağıntılı kategorilere dağılır. Ama öz mantığında asıl amaç, öz ve dış görüngüsel varoluşun birliği olarak betimlenen edimselliktir. Edimsel, ortaya çıkan iç özdür, tam belirişine ulaşmış güçtür. Edimsellik olarak varlık, için ve dışın birliği olarak kendini belirten özdür
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Edimsellik kategorisi başlığı altında Hegel, töz ve ilinek, neden ve sonuç ve karşılıklı etkileşim kategorilerine yer verir. Edimselleşen öz, töz demek olduğuna göre, burada tözün ve tek bir nedenin mutlaka gönderme yaptığı izlenimine yol açabilir. Oysa Hegel burada öncelikle sonlu nedenlere işaret etmektedir. Kuşkusuz edimsellik olarak mutlak kendini belirten özdür ve bu beliriş bildiğimiz biçimiyle evrendir. Bu şekliyle mutlak sayıca bir değil ama aynı zamanda çoklukta birliktir; bir başka deyişle ayrımda özdeşliktir. Bu şekilde özdeşlik mantığından ana üçlü- nün üçüncü momenti olarak kavram mantığına geçilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in mantığının tüm eğilimi, şu halde başlangıçtaki varlık kavramından devinime geçerek, sonunda idea (kavram- düşünce) fikrine ulaşmaktır. Ama bu idea, aynı zamanda, dinamik bir süreç içindeki varlık olarak anlaşılmalıdır; böylece idea, sürekli bir öz-gelişim süreci içinde kendini, öz- yetkinleştirme noktasına doğru taşımış olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegel’in söyleyişiyle, doğa, İdea’yı kendisinin-dışında olarak yansıtır. Bir başka deyişle de mutlak kendini zorunlulukla doğada açığa çıkarır. Ancak bunu yapmak için kendisine dışsal bir şey tarafından zorlama yapılmaz. Zorunluluk doğada geçerlidir. Mutlakın kendini belirtişindeki özgürlük, kendiliğindenlik özgürlüğüdür. Mantık açısından görürsek doğa tez olarak kendisini öne süren ussal idea’nın karşıtıdır, yani anti-tezidir. Bizim düşüncemiz diyalektik olarak ussal olandan-ideadan yola çıkarak ussal olmayana yani doğaya yönelir. Doğa kavramı bizim düşüncemizi nihayetinde doğa ile idea’nın birliğini temsil eden bir senteze ulaştırır; bu sentez artık yeni bir kavramda, ruh (spirit) kavramında dile gelir. Bizim düşüncemizi Doğa’dan ruha doğru yönlendiren şey, doğa kavramı içindeki diyalektik devinimdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mantığın en soyut kavramla, varlık ile başlaması gibi, doğa felsefesi de en soyut şey olarak Hegel’in belirttiğine göre uzay kavramı ile yola çıkar: Uzay boştur; tıpkı varlık’ın belirlenmemiş olması gibi. O hâlde doğa bir ucuyla boşluğa dokunmaktadır. Öteki ucundan ise ruhun dünyasına geçiş yapar. Uzay ile ruhun arasında tikel nesnelerin çeşitliliği gerçekte doğa dediğimiz şey yer alır. Doğada mekanik, fizik ve organik yasalar hüküm sürmektedir. Bunların her biri doğanın görünümleri olarak Hegel tarafından diyalektik terimler içinde ele alınarak işlenmeye çalışılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefe Ansiklopedisi’nin üçüncü büyük kitabı, Tin Felsefesi adını taşımaktadır. Bu yapıttaki büyük üçlü Öznel Tin, Nesnel Tin, Mutlak Tin biçiminde karşımıza çıkar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Öznel tinin anti-tezi nesnel tindir ve mutlak tin de ikisinin sentezi durumundadır. Burada mutlakın tinselliğe geçmesinin öyküsü verilmektedir. Mutlak, tinselliği öncelikle bireysel insanların zihinselliklerinde yakalamakta, ardından aile, sivil topluluklar ve devlet gibi toplumsal kurum ve kuruluşlarda bu tinselliğini biraz daha geliştirmekte ve böylece nesnel tine dönüşmekte, sonul olarak da din, sanat ve felsefe etkinliklerinde en yüksek düzeye ulaşarak mutlak tin hâline gelmektedir. Öznel tin insan zihninin içsel çalışmalarına işaret ederken nesnel tin, zihnin toplumsal ve politik kurumlardaki dışsal cisimleşmelerine göndermede bulunur. Bilginin doruğunda mutlak tinin başarısı olan din, sanat ve felsefe yer alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Duyarlı, duygulu bir özne olarak ruh, mutlak’ın, tin hâlinde kendine geldiği ilk adımdır; bir başka deyişle de mutlakın doğadan özgürleşmesinin ilk basamağı olmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ruh bir özne olarak kendini ifade edebilir ve bedeni aracılığıyla dünya üzerinde edimde bulunabilir. Mutlak araç olarak, dik duran bir bedene, ellere ve ağza, ağlama ve gülme gücüne sahip olan yetişkin bir insan, düşüncelerini ve duygularını dışsallaştırarak ifade edebilir. Duygularının çokluğu içine gömülmüştür. Bu nedenle öz duygu sahibidir ama henüz düşünen öz-bilinci vardır denemez. Ayrıca dünya, onun tarafından içselleştirilen bedeni üzerinde etkilere sahiptir. Beden ruhun dışsallığını anlatmaktadır. Organizma, salt kendi deneyiminin ışığında ani bir uyarıcıya tepki gösterdiği zaman, zihin hayvansal düzeyin ötesine geçerek, bilinçlilik aşamasına ulaşmış olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu alanda ele aldığı kavramlar duyu deneyimi, algı, anlama yetisi, arzu, öz-bilinç, efendi-köle diyalektiği ve akıl gibi kavramlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tinin Fenomenolojisi, duyu algısının diyalektik bir tartışması ile başlar. Özellikle özne, ona dışsal ve ondan bağımsız olarak görünen fiziksel nesnelerle bu şekilde tanışıklık kurar. Dışsal nesnelerin bilgisini elde eder. Dışsal nesnelerin bilgisi, fiziksel dünyanın, fizik yasalarına göre etkileşen güçlerden ibaret olduğu görüşünü öngörür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İstek, insanın yalnızca kendisine ben demesini sağlamaz, ayrıca seyredilen nesne üzerinde etkide bulunmaya, onu tüketmeye ya da dönüştürmeye yol açar. Bu şekilde özne dışsal, yabancı bir gerçekliği kendi gerçekliğine dönüştürerek onu içselleştirir ve böylece kendi öznel gerçekliğini öne sürer. Bunun yanı sıra bu öznel gerçeklik, bir başka deyişle kendine ben diyen varlık, çevresinde kendisine benzeyen, yaşayan ve isteyen varlıkların bir başka deyişle öteki- ben’lerin birçokluğu ile karşılaşır; bunların her biri de koşulları, kendi isteklerine boyun eğdirmek çabasına girişmiştir ve kendisinin bir parçası yapmak istediği bir dünyanın peşine düşmüş görünürler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İnsanın öz bilincini gerçekleştirmesinin yolu kendisini öteki öz bilinçlere kabul ettirmesinden ve onlarca onaylanmasından geçtiği için benler arasında tanınma ve güç bakımından bir savaş hüküm sürer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?