Gazzâlî sebep ve sonuç arasındaki ilişkiyi nasıl açıklar?
Yayımlanmış cevap
Gazzâlî’ye göre her ne kadar deney ve gözlemler sebep ve sonuç denilen iki olayın artarda geldiğini tespit ediyorsa da burada bir zorunluluk bulunduğunun ilim ve mantık bakımdan kanıtlanması mümkün değildir. Artarda gelen iki şeyden birine sebep, diğerine sonuç (müsebbeb, sebepli) adının verilmesi tümüyle bunları hep artarda görmeye alışmış olmaktan ileri gelmektedir. Gazzâlî’nin verdiği örnekle açıklamak gerekirse pamukla ateş, hasta ile ilâç, açlık ile gıda, susuzluk ile su... vb. bütün doğal varlık ve olaylar arasındaki kurulan sebep-sonuç ilişkisi, doğal varlık ve olayların kendi özündeki bir özelliğin zorunlu neticesi olmayıp Allah’ın irade, takdir ve yaratmasının bir sonucudur. Çünkü ateş, su, ilaç gibi doğal şeylerin hiçbiri gerçek anlamda sebep ve fail olamaz. Mucize denilen olaylarda görüldüğü üzere ateş gibi bir sebep bulunduğu ve etkisini göstermesi için bütün şartlar hazır olduğu halde Allah istemedikçe beklenen sonuç doğmayabildiği gibi hiç beklenmeyen ve tahmin bile edilemeyen neticeler de ortaya çıkabilir. Doğal nesneleri gerçek sebep ve fail konumuna yerleştiren böyle bir yaklaşım Gazzâlî’ye göre azat edilmiş bir kölenin efendisinin yerine azat tutanağının yazımında kullanılan kaleme şükran duymasına benzer ki bu “cehaletin son noktası”dır. Sebep ile sonuç arasındaki ilişkiyi zorunlu sayarak doğal sebebi olmayan hiçbir sonuçtan söz edilemeyeceğini savunan Aristocu düşünce, İslam filozofları tarafından sebeplilik ilkesi Allah'ın ilim ve hikmetiyle bağlantı içinde yorumlanarak benimsenmiştir. Gazzâlî, tabiatın kendi içinde kalan bir zorunluluk döngüsü şeklinde gördüğü bu anlayışa şiddetle karşı çıkar. Gazzâlî, daha sonra Batı felsefesinde en açık şekilde Malebranche tarafından dile getirilen “occasionalisme/vesilecilik”i önceleyerek bir yandan doğal determinizmi yadsırken diğer yandan da ilâhî irade ve hikmeti dışlayan rastlantı ve tesadüf düşüncesini geçersiz kılacak şekilde Allah'ın âlemdeki bütün olgu ve olayları bildiği, irade ettiği ve gerçekleştirdiği görüş ve inancını savunmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?