Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
355 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
İslam dünyasında ilk özgün düşüncelerin ortaya çıkışını 8. ve 13. Yüzyıllar olarak ele alabiliriz. Arap yarımadasından çıkıp fetihler ve genişlemelerle daha farklı kültürlerle temas halinde olunması da bu gelişmelerin önünü açmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kelam bir düşünce akımı olarak diğer dinler ve kültürlerle kıyası ve İslami düşüncenin onlardan üstünlüğü üzerine araştırmalar ve fikirler üretilmesi üzerine çıkmıştır. Birçok kesim halifeler dönemine kadar indirse de Abbasi Halifeliği zamanında gerçekleşmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kelamcılar özellikle İslami düşünceleri aklın ve mantığın paralelinde olduğundan, insanlara bunu tanıtmalarında bu prensipleri anlatmalarından bahsetmek üzerinedir. Çıkabilecek farklı inançsal sorunların önüne geçmek birlik sağlamak amacı da gütmüşlerdir. Sonuçta İslam coğrafyası genişledikçe farklı kültürlerle temas artmıştır. Farklı konular sorunlar fikirler ortaya çıkmıştır. Kelamcılar bu sorunların üzerinde durmak istemişlerdir. Kelamcılar vahiyleri doğru bilgi olarak kabul etmişlerdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Zühd bir nevi dünya malına bağlanmamam dünyevi şeylere kaptırılmama üzerine çıkan bir görüş. Tasavvuf ise bu fikir ve bu fikirlerin çevresinde gelişen çoğu ahlak hareketi 8.yüzyıl gibi bu isimle adlandırılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tasavvuf tam anlamı ile Allah yolundan ayrılmama, dünya malı ve maddiyata ilginin azlığı Hak yolunda bulunma olarak tanımlanabilir. Tasavvuf güzellik için gitmektedir onun için güzellikte Hak yol güzelliğidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yapılan yeni fetihler ve etkileşime girilen her yeni kültür birikimi sonucunda farklı özelliklerle dolu bir birikim havuzu ortaya çıkması muhtemeldir. Bu kültür birikiminde özellikle Kelamcılardan başlayan hareketler sonucunda İslam üstünlüğü aranmakta. Ve bu üstünlüğü aramak içinde öncelikle karşı argümanı ya da karşı kültürleri çok iyi bilmek gerekmektedir. Sonuçta Hint, Mısır, Pers, Mezopotamya gibi medeniyetlerden etkileşim olacaktır. Bu medeniyetlerden İslam medeniyetinin üstünlüğünün var olduğundan bahsetmek için onları tanımalı ve onlardan üstün olduğunu anlatmak zorundalar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Helen, İran, Hint medeniyetlerinden önemli tercümeler olmuştur. Grekçe ve Koptçadan yapılan tercümeler büyük gelişmeler sağlamıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tercümeler yapıldıkça birikim artmış ve yer sağlanmıştır. Bu tercümelerin ilk yerine Hİzanetü’l Hikme denmiştir. Kelime anlamı ile Felsefe Kitaplığı olarak geçer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aristo’nun kitaplarının da yer aldığı bu büyük kütüphane verimli çalışmanın ürünü olarak zamanla genişlemiştir. Bu genişlemenin sonucunda da artık bir ev yerine kendi bir kurum olmuştur. Bu kurumada Beytülhikme denmiştir. Yani kelime anlamı ile Felsefe Evi adını almıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dehriyye, Tabiiyye, Meşşaiyye, İhvan-ı Safa, İşrakiyye olarak belirtilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dehriyye bir nevi materyalist ataist düşünce tarzıdır. Evrenin ve zamanın başlangıcının ve yaratıcısının olmadığını kabul etmek denebilir. Bu felsefenin İslam düşüncesinde en dikkat çeken düşünürü İbnü’r Ravendi’dir. Ki-tabü’t-Tac ve ez-Zümürrüd eserleri bu düşünürün fikirlerini yansıttığı önemli eserleridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tabiyye düşüncesi bir nevi Deist yaklaşımla aynıdır. Bir yaratıcının varlığından ve onun evreni zamanı her şeyi yarattığında kabul bulan bu düşüncede peygamberlik ve din kurumunu kabul etmez. Ebu Bekir Razi ve Cabir b. Hayyan bu düşüncede kendilerine yer bulmuşlardır. Ebu Bekir Razi İslam felsefesinde yetişmiş önemli bir tabip ve kimyacıdır. Evrenin yaratılışının elkudemaü’l -hamse yani beş ezeli ilkeden çıktığını söylemiştir. Bunlar; Tanrı, ruh, madde, mekan ve zamandır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslam düşüncesinde kendine en çok yer bulan bu ekol Aristocu denebilir. Farabi, İbni Sina gibi önemli kişiler bu ekoldendir. Aristocu düşünce ve kendi yorumlamaları ile birleştirmişlerdir. Bu ekolün düşünürleri tesit bir yaklaşımdan yana olmuşlardır. Akılcı/rasyonelist eğilimlerle dinin beraber olabileceğini belirtmişlerdir. Bunu savunarak eserlerini de vermişlerdir. Vahiy peygamberlik olgusu ve din akılla test değil beraber olabilir mantığı önemli bir durumdur bu düşüncede.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
10. Yüzyıl dolaylarında Basra kesimlerinde ortaya çıkan bu düşüncenin kimlerden oluştuğu bilinmemektedir. Siyasi gizli bir örgüt oldukları düşünülen bu gurubun amaçları pek bilinmemektedir. Kelime anlamı olarak Temizlik Kardeşleri anlamına gelen İhvanı-ı Safa dinin kirletildiğini sapkın fikirlerin ortada olduğunu bu durumun düzelmesinde de felsefe ile olacağını söylemişlerdir. En önemli eserleri görüşlerinin bulunduğu elli bir risaleden oluşan bir bilimsel ansiklopedi olan Resilü İhvani’s- Safa isminde bıraktıkları seridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
12. yüzyılın sonlarına doğru Şehâbeddin Sühreverdî tarafından kurulan İşrâkiyye ekolü mantıkı kanıtlama ve akıl yürütmenin gerçek bilgiye ulaştıramayacağı, hakikatin ancak mistik tecrübe yöntemiyle bilineceğini ileri sürmüştür. Aristocu yaklaşımlara karşı Eflatuncu bir argüman olarak çıkmışlarıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslam dünyasında ilk özgün ve olgun ürünlerini VIII-XIII. yüzyıllar arasında veren özel anlamıyla “felsefe” çalışmaları başlamadan önce, özünde İslam dininin inanç, ahlak ve hukuk ilkeleri temelinde ilmî ve fikrî tartışmaların yapılageldiği bilinmektedir. Fert ve toplum hayatını ilgilendiren gerek dinî ve ahlaki, gerekse hukuki, sosyal ve siyasi her türden problemin doğrudan Hz. Peygamber tarafından çözüme kavuşturulduğu mutluluk çağındaki inanç ve fikir birliği, onun irtihaliyle birlikte, yerini başta hilâfet meselesi olmak üzere büyük günah, kader ve irade hürriyeti vb. birçok probleme bırakmıştı. Ayrıca büyük bir hız ve başarıyla gerçekleşen fetihlerle daha ikinci halife Hz. Ömer döneminde İslam’ın Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’ı da içine alan geniş bir coğrafyaya yayılması, Müslümanların çok farklı inanç ve kültür çevreleriyle tanışmalarını sağlamış, bu da bazı önemli gelişmeleri beraberinde getirmişti.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslam toplumunun inanç ve düşünce bütünlüğünün korunması, diğer yönüyle de başka inanç sistemleri ve kültürler karşısında İslam’ın üstünlüğünü gösterme işlevini de üstlenecek bir ilim ve düşünce hareketi olarak “kelâm”ın doğuşuna zemin hazırlamış olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu hareketin geçmişi, ilgi alanına giren problemler bakımından sahabeler devrine kadar geri götürülebilirse de konusu, amacı ve yöntemi belli bağımsız bir disiplin haline gelmesi, yüz elli yıllık bir sürecin sonunda Abbasî halifesi Hârûnürreşîd döneminde gerçekleşmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir ilim ve düşünce hareketi olarak kelâmın ortaya çıkışında İslam’ın kendi yapısından ve İslam toplumunun karşılaştığı dinî, siyasi ve toplumsal problemlere dayalı iç sebeplerin yanı sıra başka din, düşünce kültürlerle karşılaşmasıyla ilgili dış sebeplerin etkisi söz konusudur. İslam coğrafyasının genişlemesi ve Müslüman nüfusun artmasına paralel olarak dinî düşüncede derinleşme ihtiyacının giderek yoğunluk kazandığı görülür. Özellikle ilk anlaşılan/zahirî manaları bakımından birbiriyle çelişir gibi göründüğü için “müteşâbih” olarak adlandırılan dinî metinlerin doğru anlaşılmasına dönük çabalar çeşitli konularda farklı görüş ve anlayışların ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İslam toplumunda ilk ciddi tartışma ve görüş ayrılığı siyasi olup Hz. Peygamber’in vefatı üzerine onun yerine kimin halife olacağı konusunda ortaya çıkmıştır. Ebû Bekir’in halife seçilmesiyle çözülmüş gibi görünmekle beraber bu mesele gittikçe derinleşerek daha farklı boyutlara taşınmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yapılan fetihlerle İslam coğrafyasının hızla genişlemesiyle birlikte değişik dinlere mensup âlimlerle karşılaşan Müslümanların onlarla kurdukları kültürel ilişkiler, yaptıkları dinî tartışmalar, yapılan itiraz ve eleştirilere makul cevaplar verme gereği eklenince kelâm gibi amacı, yöntemi, problemleri ve terminolojisi olan bir disipline duyulan ihtiyaç artmıştır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Başlangıçtan Gazzâlî’ye gelinceye kadar akıl yürütme ve çıkarım yapmada İslam hukukçularının (fakih, fukahâ) kullandığı fıkhî kıyası, teolojik tartışmalarda ise cedeli (yani diyalektiği) yöntem olarak kullanan kelamcılar, Gazzâlî’nin “mantık bilmeyenin bilgisine güvenilmez” sloganıyla mantığı genel geçer bir yöntem konumuna yerleştirmesinden sonra Aristoteles mantığından büyük ölçüde yararlanmaya başlamışlardır. Kullandıkları yöntemin farklı oluşu nedeniyle Gâzzâlî’den önceki kelamcılar mütekaddimîn/öncekiler, Gazzâlî’den sonraki kelamcılar ise mütahhirîn/sonrakiler şeklinde anılmaktadırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Asıl amaçları İslam inançlarını akli temellere ve açıklamalara kavuşturmak olan kelamcılar bilgi sorununa özel bir önem vermişlerdir. Çünkü onların ilk yapması gereken şey dinin kaynağı olan vahyin güvenilir bir bilgi kaynağı olduğunu göstermekti. Bu sebeple kelamcılar filozofların bilgi sorununu ancak Yeniçağda epistemoloji adıyla ayrı bir disiplin halinde ele almalarından çok önce bu meseleyi kelâm kitaplarının ilk bölümü olarak incelemeye başlamışlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aklın bilgi kaynağı oluşunu açıklarken apriori bilgiyi “bedihiyyât/apaçık”, “evveliyyât/önsel” ve “zaruriyyât/zorunlu” terimleriyle ifade eden kelamcılar, “nazar” adını verdikleri akıl yürütmenin “ta’lîl/tümdengelim” ve “istikrâ/tümevarım” olmak üzere iki şeklinden söz ederler. Kelâmcıların üçüncü güvenilir bilgi kaynağı olarak gördükleri “sâdık/doğru haber”in de “mütevâtir haber” ve “ilahî vahiy” olmak üzere iki türü vardır. (a) Mütevâtir haber, insanları kandırmak adına sözbirliği oluşturamayacak sayıdaki insanın aynı konuda ortaklaşa verdiği bilgi olup tarih boyutu ve niteliği bulunan bütün bilimlerin ürettiği bilgiler bu türdendir. (b) Peygamberlerin ilahî kaynaktan “vahiy” denilen özel bir yolla alıp insanlara aktardıkları bilgiler de doğru haber sayılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Özel olarak seçilmiş elçi oldukları mucizelerle desteklenen peygamberlerin sağlam karakterleri, güvenilir kişilikleri, üstün ahlakları, getirdikleri ilahî ilke ve mesajlar, ortaya koydukları örneklik ve önderlik ile içinde ya- şadıkları toplamların olumlu yönde değişip gelişmelerine, ilim ve sanatın, kültür ve medeniyetin ilerlemesine büyük katkı sağladıkları insanlık tarihinin tanıklık ettiği bir gerçekliktir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 45 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 310 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.