Soru arşivi yükleniyor…
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
249 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
İlerleme yükleniyor…
Bir seçeneği işaretlediğinde cevap gösterilir. Klavyede Tab ile sorulara, ok tuşlarıyla seçeneklere geçebilirsin.
Soruyu oku ve A–E arasından cevabını seç. Seçiminden sonra doğru cevap gösterilir.
İlerleme yükleniyor…
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Sonraki görselli soru ↓
Görseli tam boyutta aç ↗Görseldeki doğru seçeneğin harfini işaretle.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Eskiçağda etik, bir bilgi alanı olarak felsefenin temel alanlarından biri olma özelliğini taşır. Bundan dolayı felsefenin ilk ele aldığı konular olarak varlık, bilgi ve mantık çalışmaları arasında önemli ve öncelikli bir yeri olmuştur. Sokrates, Platon ve Aristoteles, etiği bir bilgi alanı olarak kuran ve onun bilgi olma niteliğini en açık şekilde ortaya koyan filozoflardır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Etik, felsefenin eski ve temel bir dalı iken ahlâk, yere ve zamana göre değişen ve davranış belirleyen normlardan, ölçülerden oluşmuş çeşitli ahlâklar olarak kendini gösteren bir olgudur. Ahlâklılık da ahlâk olgusunda görüldüğü gibi yine normlara ilişkin bir adlandırmadır. Bu normlar da davranışlarımızla ilgilidir. Ancak, ahlâklılık normları, ahlâk normlarından farklıdır. Bunlar, yerel değil, genel normlardır. Çünkü herhangi bir bölgeye, bir topluluğa bağlı değildir. Örneğin, dürüst olmak gerekir veya verdiğin sözü tutmak gerekir ya da insanlara eşitsiz muamele etmemek gerekir gibi davranış ilkeleri, her yerde söz konusu olabilecek ilkelerdir. Bu türden normlara daha çok meslek etiklerinde rastlanmaktadır. Hastaya zarar vermeme, gizlilik ya da sır vermeme gibi tıp etiğine ait ilkeler; tarafsız olma, doğru haber verme, özel yaşamın gizliliği gibi basın etiğine ait ilkeler bu türden normlara örnek verilebilir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İoanna Kuçuradi, ahlâk sözcüğünün bağlamlarından hareketle, ahlakın kişliler arası ilişkilerde davranışlara ilişkin geçerli kılınmış çeşitli değer yargıları sistemleri olarak karşımıza çıkan bir olgu olduğunu belirtmektedir. Bu değer yargıları sistemlerinin geçerliliği, topluluklara, yere ve zamana göre değişmektedir. Kavramsal içeriği böyle olan ve adına ahlâk denen bu olgu, yaşamda çeşitli ahlâklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yere ve zamana bağlı şekilde çeşitlilik gösteren bu ahlâklar, bir kısmı değişik ve değişken olan davranış kuralları ve değer yargıları, bir kısmı ise pek değişiklik göstermeyen davranış kuralları ve değer yargılarından oluşmaktadır. Öyleyse, ahlâktan söz edildiğinde, aslında belirli bir ahlâk ya da ‘moral’ den söz edilmektedir. Farkında olunsun ya da olunmasın bir ahlâk hep belirli bir topluluğun ahlâkıdır veya ondan kaynaklanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Rönesansta, bilindiği gibi insanın yeniden kendine yönelmesiyle, kendinden yola çıkan bilme çabasıyla başlayan bir kıpırdanışla etiğin yeniden önem kazanmaya başladığını görmekteyiz. Francis Bacon 1626), René Descartes(1596-1650), Baruch Spinoza (1632-1677), Yeniçağda etiğin tekrar önem kazanması yönünde katkı sağlayan düşünürlerdir. Bacon, iyi yi bu dünyaya ilişkin bir kavram olarak incelemek ve etik araştırmalarda bilgiyi temel almak gerektiğini düşünmüştür. Descartes ise Eskiçağda Stoa Okulunun düşüncelerini özellikle duygulanımlar konusu bakımından yeniden ele almış, erdemler konusuna eğilmiştir. Spinoza ise Etica (Etika) adlı bir kitap yazmıştır. Ancak, etiğin bu evrede yeniden önemli bir alan olarak tam anlamıyla ortaya çıkışı 18. Yüzyılda olmuştur. İngiltere’de John Locke (1632-1704), Shaftesbury (Antony Ashley Cooper, 1671-1713), Francis Hutcheson (1694-1747) ve David Hume (1711-1776) bu konuda önde gelen düşünürlerdir. Ama etiğin yeniden doğuşu ve gelişimi konusunda asıl dönüm noktası Almanya’da Immanuel Kant’ın (1724-1801) çalışmalarıyla olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İnsan ve yaşamla ilgili her konu ve sorun etiğin kapsamına girmektedir. Etiğin felsefenin temel alanlarından biri olması bundan dolayıdır. Eskiçağdan günümüze uzanan tarihinde etik, tarihsel dönemlere bağlı şekilde çeşitlenen farklı türden soruları ele almıştır. Etiğin başlangıcında başlıca iki tür sorun üzerinde durulmuştur: Doğru, iyi ve bunlardan gelen mutlu bir yaşam elde edebilmek için gereken bilginin koşullarının ve kişinin herhangi bir koşulda doğru olanın ne olduğunu bulabilmesi ve kendi bilgisine dayanarak eylemlerde bulunabilmesi için gereken bilginin koşullarının ne olduğu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Etiğin, başta psikoloji olmak üzere insan bilimleriyle de kesişen kimi konuları vardır. Kaygı, korku, üzüntü, acı çekme, kıskanma gibi duygu ve yaşantılar; seçme veya karar verme gibi edimler; kişiler, kişilik yapıları, kişi bütünlükleri ve kişilerarası ilişkiler; bu ilişkilerde takınılan tavırlar, gösterilen tutumlar, alınan kararlar, gerçekleştirilen eylemler, hem insan bilimlerinin hem de etiğin ele aldığı konulardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Etiğin kapsamında yer alan kavramlar; • Kaygı, • Korku, • Amaçlar ve • Adalettir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Demokritos’un sözünde geçen doğru yaşamda kastedilen şey; ‘dinginlik’, ‘esenlik’ ve ‘iyi’ bir yaşamdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genel olarak söylenirse, insan ve yaşamla ilgili her konu ve sorun etiğin kapsamına girmektedir. Etiğin felsefenin temel alanlarından biri olması bundan dolayıdır bir bakıma. Eskiçağda doğayı ve varlığı araştıran Sokrates öncesi düşünürlerde bile, Demokritos örneğinde açıkça görüldüğü gibi, etik sorular ele alınmıştır. Gerçi etik henüz bir araştırma alanı olarak ortaya konmamıştır, ama o evrede bu durum diğer alanlar için de aynıdır. Etiğin başlı başına bir alan olması Sokrates, Platon ve özellikle Aristoteles’in çalışmalarıyla olmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu yeni kavramların başlıcaları; • İyi isteme, • Ödev, • Sorumluluk, • Yükümlülük, • Gereklilik, • Değerler, • Anlamlar ve • Amaçlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
O günün koşullarında bir bilgi alanı olarak etiğin sağladığı bilgiye fazlasıyla gereksinim olduğu halde, bu alan, felsefenin dışında tutulmuştur. Dönemin, toplumsal, siyasal ve ekonomik koşullarını ayrı tutarak felsefeyle bağlantısında söylenirse, bu dışlamanın başlıca iki etkenden dolayı olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, 19. yüzyılda doğa bilimlerine bağlı bir bilme ve araştırma anlayışıyla öne çıkan bilimlerin benimsettiği insan ve yaşam anlayışıdır. Bu anlayışla nerdeyse tümüyle örtüşen Viyana Çevresi düşünürlerinin benimsediği yeni felsefe anlayışı, etiği felsefe içinde bir bilgi alanı olarak görmenin yolunu kapatmıştır. Bu anlayışın etkisiyle insan, yaşama dünyasında apayrı bir yeri ve işlevi olan önemli bir bilgi alanından uzak kalmıştır. Öte yandan, daha çok ekonomik kalkınmaya dayalı bir ilerleme anlayışı içinde insanın, kendine ilişkin bilgi yönünden gelişmesi gerekliliğinin unutulması, bu eski ve köklü bilgi alanının ihmal edilmesini daha da kolaylaştırmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Etik terimi, bir bilgi alanını adlandırmaktadır. Bu alan, felsefenin ilk ve temel alanlarından birisidir. Ahlâk terimi ise tarihsel ve toplumsal nitelikli bir olguyu adlandırmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bugün etikle ilgili arayışları ve etik araştırmalarını öne çıkaran nedenler, insanın kendine ilişkin bilgisinin yetersizliği, eksikliği yüzündendir büyük ölçüde. Dünyadaki pek çok sorun, insanın kendini bilme konusunda yetersiz kalmasından, böyle bir bilgi arayışını çoğunlukla ihmal etmiş olmasından ileri gelmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çoğul anlamıyla ethos sözcüğü her ne kadar bir grubun, bir topluluğun yaşama biçimini de ifade edebilecek şekilde anlaşılmaya açık ise de, kökeni bakımından etik sözcüğünün asıl anlamı kişiyle ilgilidir ve bugün etik dendiğinde onu tam ve doğru olarak ifade eden anlamı da budur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eudaimonia.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ahlâk bir olgudur ve geniş anlamda söylenirse, insanın toplumsal yanıyla ilişkili bir olgudur. Elbette ahlâklar da insanın var olma koşullarından biridir ve onun kültür dünyasının bir parçasıdır. Ancak, burada etikle ilgisi bakımından onun, yalnızca olgu olma özelliğine dikkat etmek gerekir. Bu ana özelliğiyle ahlâk, filozofun kurup var etmediği, toplumda kendiliğinden var olan, ama filozofun yalnızca “bu nedir” diye sorabileceği bir gerçeklik olgusudur. Bu soruyu sorabilmek ise etik alanının bilgisiyle olur. Demek ki, ahlâk olgusal nitelikli bir var olandır, etik ise bilgisel niteliklidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Burada kişi kendini ve kendisiyle ilişkisinin ne durumda olduğuna bakmalıdır. Kişinin kendinden yola çıkarak, diğer insanlarla, dünyayla, yaşamla kurduğu ilişkileri gözden geçirmesi, kendi hakkında bilgi edinmesi ve kendini bilerek yaşamasının önemi vurgulanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ataraksia.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefenin en temel bir alanı olmakla birlikte etik felsefe tarihinin her döneminde aynı derecede önemli sayılmamıştır. En parlak dönemi olan Eskiçağdan sonra uzun bir süre, yaklaşık 18. yüzyıla kadar geri planda kalmış hatta nerdeyse unutulmuş bir alandır. Aristoteles’in ölümünden sonra, felsefenin theoria yönünün zayıflamasıyla ve daha sonra 529 yılında Doğu Roma İmparatoru Justinianus ’un, Atina’daki Akademia’yı (Platon’un okulunu) Hristiyanlığa aykırı bulduğu için kapatmasıyla, insanın dünya ile ilişkisi köklü bir değişime uğramıştır. Sonuç olarak insanlık tarihinde uzun bir dönem olan Ortaçağ boyunca etik Eskiçağdaki önemini yitirmiştir. Ancak, insan var oldukça insan ilişkileri ve eylemleri de var olacaktır hep. Dolayısıyla insan ilişkileri ve eylemlerden oluşan dünya da hem güncel olaylarıyla hem de tarihsel yönüyle var olacaktır. Olan bitenleri, insanın yapıp etmelerini, eylemlerini, tutumlarını, kararlarını ve bunlardan oluşan dünyasın felsefî bakışla bilme yöneliminden zaman zaman uzak kalınsa bile, dünya ve sorunları vardır yine ve sürekli oradadır. İşte bu sorunlara elverişli bir açıdan, yani insanın kendinden yola çıkarak yaklaşma ve bunlara çözüm arama gereksinimi kimi durumlarda ertelenebilse bile, hiçbir zaman ortadan kalkmamıştır, kalkmayacaktır da.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Etik sözcüğü köken olarak eski Yunanca bir sözcük olan ‘ethos’ sözcüğünden gelir. Ethos’un çoğulu olan ‘ethe’ en eski anlamıyla söylenirse, canlı bir varlığın ‘mekân’ı ‘hep gittiği, sığındığı yer’ anlamına gelmektedir. Kökenindeki anlamı bakımından karakter veya huy demek olan ‘etik’ sözcüğü aslında kişiye bağlı, kişiyle ilgili bir durumu, ona özgü olan bir yanı ifade etmektedir. Böyle dendiği zaman da o kişinin, o insanın huyu, yapısı, etik karakteri söz konusu edilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Özellikle etiğin yeniden canlandırıldığı 18. yüzyılda, doğal olarak yeni sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunlara bağlı olarak da yeni kavramlar ortaya atılmıştır. Örneğin, iyi isteme, ödev, sorumluluk, yükümlülük, gereklilik, değerler, anlamlar ve amaçlar gibi kavramlar bunlar arasında başlıca olanlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Moralis sözcüğünü ilk kullanan düşünür Çiçero’dur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kaygı, korku, üzüntü, acı çekme, kıskanma gibi duygu ve yaşantılar; seçme veya karar verme gibi edimler; kişiler, kişilik yapıları, kişi bütünlükleri ve kişilerarası ilişkiler; bu ilişkilerde takınılan tavırlar, gösterilen tutumlar, alınan kararlar, gerçekleştirilen eylemler hem insan bilimleri hem de etik tarafından bilme konusu yapılabilen konulardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
19. yüzyılda özellikle doğa bilimlerinde elde edilen başarıdan dolayı benimsenen bilim ve bilgi anlayışının etkisi olmuştur. Ardından, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ‘Viyana Çevresi’ ya da ‘Yeni Pozitivizm’ veya ‘Mantıkçı Pozitivizm’ adıyla bilinen bir felsefe akımının benimsediği ‘yeni felsefe’ anlayışının da etkisiyle etik tümüyle felsefenin dışına atılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aristoteles’in deyişiyle insanın bir işi vardır ve bu iş, sadece yaşamak değildir. İnsanın işi, ona özgü bir yaşam, yani akılla bağlantılı bir eylem yaşamı sürmektir. Dolayısıyla insan yaşamı, ruhun akla uygun etkinliği ve bu etkinlikten doğan eylemlerle belirlenir. Ayrıca, erdemli insana yakışan şey, bunları iyi ve güzel bir biçimde yapması olduğundan, insan için iyi olan şey, ruhun erdeme uygun etkinliğidir Kısaca insan, varlığını sürdürmek için, yaşamak için, var olmak için bir dünya kurmak zorundadır. O, doğada sadece canlı bir varlık olarak kalamaz. Kendine özgü bir canlı olmanın ötesine geçerek insan olmak zorundadır. Bu aslında onun toplumsal veya siyasal canlı (zoon politikon) olmasını da içerir. İşte bu yönü onun etik varlık olduğunun, zorunlu şekilde etik bir var olan olduğunun ifadesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
SIK SORULAN SORULAR
Bu derste 20 çoktan seçmeli, 3 görselli ve 229 kısa cevaplı soru bulunuyor. Her soru türü en fazla 25 soruluk sayfalara ayrılır.
Çoktan seçmeli ve görselli sorularda bir seçeneği işaretlediğinde doğru cevap gösterilir. Kısa cevaplı sorularda önce cevabını düşün, sonra kaynak cevabı açıp kendini değerlendir. Zorlandığın soruları yeniden çalışabilir, ilerlemeni aynı tarayıcıda sürdürebilirsin.
Hayır. Yılı ve sınav türü doğrulanabilen kayıtlarda bu bilgi soru kartında gösterilir. Arşiv, tüm yılların eksiksiz resmî sınav kitapçığı olarak değerlendirilmemelidir.