Adalet Ağaoğlu'nun hangi romanı 1970’li yıllarda sağ-sol kutupluluğuna dayalı Türk toplumunun genel karakteristiğini vermektedir?
Yayımlanmış cevap
Bir Düğün Gecesi
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
450 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Bir Düğün Gecesi
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Emine Işınsu Öksüz (d. 1936), son romanı Bukağı’ya kadar yazdığı tüm romanlarında Türk toplumunun son kırk yıl içinde geçirdiği sarsıntıları, yaşadığı buhranları, kitlesel dalgalanmaları, sağ-sol şeklinde biçimlenen kutuplaşmaları, iyice hazmedilmemiş reçetelerle ve siyasal doktrinlerle kendilerine bir yer tutmaya çalışan ve yaşamlarını bunlarla yönlendiren dönemin gençliğini ve sorunlarını, kuşak çatışmasını, inanç buhranını ve bu buhrandan gönül yüceliğine ulaşmanın yollarını bir öğretmen yüreğiyle, bir anne duyarlığıyla, içten ve yalın anlatımıyla öyküleştirdi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
12 Mart ve 12 Eylül romanları adını verdiğimiz 70’li ve 80’li yılların büyük ölçüde bir dünya görüşüne angaje olmuş, daha çok kutuplaşmalara dayalı anı-romanları, bir döneme ışık tutmaları bakımından edebî niteliklerinden çok sosyolojik değerleriyle belleklerde yer edindiler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kendilerine 68 kuşağı adını veren devrimci ve yine kendilerini ülkücü diye niteleyen milliyetçi gençler arasındaki çatışmaları ele alır. Ancak hepsinin ortak mücadele alanı, yanı askerî idarenin yaptığı baskıya ve sindirmeye yönelik uygulamalardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
12 Mart ve 12 Eylül dönemini konu alan romanların düşünsel yapısı, özellikle 68 kuşağının yaşam öykülerini konu alanlar, marksizmden beslenen sınıf çatışması üzerine kuruludur. Karşıt gücü oluşturanlar ise millî duygulardan beslenen görüşleri ile yerleşik düzenin sürdürülmesi için mücadele ederler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Farklı kutuplara mensup roman kahramanları aynı uygulamalara tabi olmalarına ve aynı acıları yaşamalarına rağmen, olanı biteni bağlı bulundukları ideolojinin penceresinden değerlendirir ve başlarına gelenlerden karşı kutuptakileri sorumlu tutarlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Romanda bir gece içinde meydana gelen tüm olaylar, bir örgüt evinin bir gece aniden basılması ve evde bulunanların tutuklanmaları ile başlar, karakolda sorgulanmaları ve şafak vakti serbest bırakılmaları ile sona erer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Varlıklı bir çevreden gelen ve mutsuz bir evlilik geçirmiş olan bir genç kadınla yine aynı çevreden radikal sol örgütlere katılmış bir gencin 12 Mart Darbesi çevresinde buluşan yaşamlarını öyküleştirir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yoksul ve emeği sömürülen insanlar, şirin ve sevimli gecekondularında varlıklı semtlerde yaşayanlara göre daha sıcak ilişki içindedirler. Ne var ki ülke sorunlarından bunalan roman kişileri, romanın sonunda, kurtuluşu İsviçre’ye yerleşmekte bulurlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sevgi Soysal'ın Şafak romanı ve Pınar Kür'ün Yarın Yarın romanına uygun Erdal Öz'ün Yaralısın isimli romanı anılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
a. Öğrenim hakkı elde etmek, b. Beyin gücü ile ekonomik bağımsızlığını elde etme mücadelesi, c. Meslek sahibi olmanın yanında anne ve eş olma şanslarını zorlamak, d. Kadına uygulanan şiddeti sona erdirmek, e. Kadının cinsel özgürlüğünü savunmak, f. Bedenine sahip çıkma hakkı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlk Türk kadın romancı olan Fatma Aliye Hanım (1864 -1936), önceleri Fransızca’dan tercümeler yapmış, sonraları ise Ahmed Midhat Efendi üslûbunu andıran romanlar yazmıştır. Fatma Aliye 1892’de yayımlanan Muhaderat adlı ilk romanında kadın problemlerini ele almaktadır. Burada kadının toplum ve çalışma hayatının içerisinde yer alması işlenir. Fatma Aliye Hanımın çalışmaları bununla sınırlı değildir. Uhuvvet (1897) ve Udi (1899) romanında kadının çalışma hayatındaki yerini anlatır. Hanımlara Mahsus Gazete’de de bu konularla ilgili yazılar kaleme alır. 1908 II. Meşrutiyet’e kadar Fatma Aliye Hanım, neredeyse tek kadın yazardır. II. Meşrutiyet döneminde Halide Edip -Adıvar (1882-1964), romanlarının kahramanlarını kadınlar arasından seçer. Toplumun sosyal ve kültürel problemlerine bir kadın dikkatiyle yönelir (Enginün, 1979: 189). Handan (1912), Ateşten Gömlek (1922), Kalp Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu (1926) romanlarında Türk kızlarının felaketler dönemindeki portreleri dikkatlere sunulur. Sinekli Bakkal’daki (1936) Rabia tipi ile değer çatışmaları yaşayan kadın tipi işlenir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Müfide Ferit Tek (1892- 1971), Aydemir (1918) isimli Turancı düşüncenin izlerini taşıyan romanıyla tanınmıştır. Roman, Rusya’da esaret altında yaşayan Türkler’in siyasal ve sosyal problemlerini konu edinir. Anadolu dışındaki Türkler’i kucaklamak arzusu söz konusu edilmiştir. Olay; Demir Bey’le Hazin’in Türklük düşüncesi çevresinde ortaya çıkan ve gelişen aşklarıdır. Hazin’in kişiliği ile belki de kadın yazar olmanın sorumluluğu ile kadının toplum içerisindeki yeri dile getirilir. Müfide Ferit Tek’in Pervaneler (1924), romanında ise yabancı okullarda eğitim gören Türk kızlarının millî benliklerinden uzaklaşmaları işlenir. Yabancı okulların yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri anlatılır. Müfide Ferit, her iki romanında da, kadının toplumdaki yerini ve işlevini, kadının millî görevleri çevresinde dikkatlere sunmaya çalışmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Renksiz Istırap (1928), Yakut Kayalar (1931), Çöl Güneşi (1933), Yalnız Dönüyorum (1938), Çölde Sabah Oluyor (1951), Vatanım için (1955) romanlarında kadınların dünyasını anlatır. Renksiz Istırap ve Yakut Kayalar’da, genç kızların istemediği evliliğe zorlanmalarının eleştirisini yapan Şükûfe Nihal; Çöl Güneşi’nde genç kızların evlilikte nelere dikkat etmeleri gerektiği üzerinde durur. Yalnız Dönüyorum, romanında Yıldız’ın içinde bulunduğu yalnızlığı hatıra formunda dile getirmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Romanlarını daha çok yaşadıkları ve izlenimleri çevresinde kurgulamıştır. Bu romanları; Küller (1921), Sisli Geceler (1925), Gülün Babası (1933), Büyükanne (1971), Aydınlık Kapı (1974), Aşk ve Zafer (1978) isimlerini taşır. Gülün Babası’nda Edirne, Aşk ve Zafer’de de Urfa’da öğretmenlik yaptığı yılların izlenimlerini anlatır. Büyükanne romanında da, çok iyi bir öğretmenin bütün kötülüklere bile iyilikle karşılık veren mizacı anlatılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Daha önce Ölmüş Bir Kadının Evrâk-ı Metrukesi (1905) romanıyla ünlenen Güzide Sabri’nin Hicran Gecesi (1930) romanında Serap adlı, evlatlık alınmış bir genç kızın yaşadığı yasak aşk ile toplumun koymuş olduğu kurallar arasındaki duruşu anlatılmaktadır. Serap, yaşlı bir erkek olan Fazıl şükrü ile evlenmek zorunda kalmıştır. Bu evde Fazıl şükrü’nün arkadaşının oğlu Celal’le tanışır. Serap ile Celal arasında başlayan aşk ilişkisi, karşısında toplumun yapılır yahut yapılmaz dediği davranış değerlerini bulur. Bu aşk yapılmaz grubundadır. Bu durumda Celal - ilhan ilişkisi devreye girer. Celal, ilhan’ı alarak uzak diyarlara gider. Serap da intihar eder. Hicran Gecesi, ele aldığı konu ve ilişkiler bakımından Aşk-ı Memnu’yu hatırlatmaktadır. Necla (1941) adlı romanında, genç kızların sıkıntı, acı aşk ve aldatma ile dolu dünyaları dikkatlere sunulur. Son romanı Mâzî’nin Sesi (1944), genç ve güzel bir kız olan Feriha’nın hatıra defteri biçiminde oluşturulmuştur. Güzide Sabri’nin romanlarında genç kızların ilgiyle okuyup heyecan duyacağı konular ele alınmış, ilişkiler bu tarzda düzenlenmiştir. Güzide Sabri’nin özellikle kendi döneminde, romanlarındaki kurgusal eksikliklere rağmen, çok okunan bir yazar olduğunu, döneminin sanat anlayışına uygun eserler kaleme aldığı- nı söyleyebiliriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Samiha Ayverdi (1906 - 1993), Safiye Erol (1900 - 1964), Emine Işınsu (1938), Sevinç Çokum (1943), Nazan Bekiroğlu, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu bu kadın yazarlarımızdandır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Romanlarını daha çok tasavvuf düşüncesi çevresinde kurar. Ayrıca Doğu-Batı çatışması, dolayısıyla da geçmiş-hâl çatışması da temel konularındandır. Ayverdi, olaylardan çok insanların iç dünyalarına yönelir. Onun romanlarında işlenen aşk asla cinsellik boyutuna erişmez, daha ziyade duygu aşamasındadır. Romanlarındaki kişilerin büyük çoğunluğunu İstanbul’un aristokrat ve aydın kesiminden seçmiştir. Karakterler manevi boyutlarında büyük çatışmalar yaşar. Romanlarının sonu ders niteliğindedir. Bu romanlarının hemen hepsinde olaylar bir aşka bağlanır. Aşk Budur (1938), karşılıksız bir aşkın sunduğu ruh hâlini dile getirir. İhanetin yalnızca duygu boyutunda yaşandığı eserde, bir bakıma gerçek aşkın Allah’ta gizli olduğu sezdirilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Batmayan Gün (1939), Aliye adlı bir genç kızın içinde büyüttüğü bir aşk duygusu çevresinde gelişir. Ateş Ağacı (1941), Cemil adındaki genç bir aydının kaçış, arayış, isyan, inanma gibi insana özgü duyguları çevresinde döner. Romanda evli bir Türk erkeği ile Hristiyan Fransız kadının aşkı, toplumsal davranış değerlerine takılıp imkânsızlaşmıştır. Ayverdi; Yaşayan Ölü (1942) romanında, aristokrat çevrede yaşayan Leylâ’nın, bir kaçışla Konya’ya öğretmen olarak gidişini anlatır. Yolcu Nereye Gidiyorsun (1944) romanında, yine aristokrat bir çevrede dünyaya gelen Adlî adında bir roman kişisinin çocukluğundan itibaren yaşadıkları anlatılır. Mesihpaşa imamı’nda (1948), Hâlis adındaki bir camii imamının kendi içerisindeki yalın dünyası ve aşkı vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Emine Işınsu Öksüz, romanlarında Türk toplumunun son kırk yıl içinde geçirdiği sarsıntıları, yaşadığı buhranları, kitlesel dalgalanmaları, sağ-sol şeklinde biçimlenen kutuplaşmaları, iyice hazmedilmemiş reçetelerle ve siyasal doktrinlerle kendilerine bir yer tutmaya çalışan ve yaşamlarını bunlarla yönlendiren dönemin gençliğini ve sorunlarını, kuşak çatışmasını, inanç buhranını ve bu buhrandan gönül yüceliğine ulaşmanın yollarını bir öğretmen yüreğiyle, bir anne duyarlığıyla, iç- ten ve yalın anlatımıyla öyküleştirir. (Gündüz, 2006). Küçük Dünya’da Urfa’daki bir genç kadının duygularıyla toplumsal davranış değerleri arasındaki bocalamasını işler. Azap Toprakları’nda (1969), Batı Trakya’da yaşayan Türkler’ in yaşadığı acıları, milliyetlerine yönelik baskıyı konu alır. Benzer bir konuyu, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin millî benliklerini unutmaya yönelik gördüğü baskıyı, Çiçekler Büyür (1979) romanında ilay’ın yaşadıkları çevresinde dile getirir. Sancı (1975) ve Cambaz’da (1982), Türkiye’de 1970 ve 1980 öncesi siyasal çatışmaları işler. Cumhuriyet Türküsü’nde (1993), Atatürk döneminin ilk on yılında yaşananları, sosyal ve siyasal çatışmalar merkezinde anlatır. Nisan Yağmuru (1998), Bir Ben Vardır Bende Benden içeri (2002) ve Bukağı (2004) romanlarında ise daha çok tasavvufi bir yön bulunur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Romanlarında sosyal ve tarihsel konulara yer verir. Kendi dönemini konu alan Zor’da (1977), 1970’li yılların sosyal ve siyasal olaylarını işler. Bizim Diyar’da (1978) ve Ağustos Başağı’nda (1989) yakın dönem tarihsel olaylarını konu alır. Bizim Diyar’da Osmanlı imparatorluğunun çözülüş yılları ve Balkan elimizden gidişi romanlaştırılmıştır. Ağustos Başağı’nda ise Kurtuluş Savaşı yıllarında cephede ve cephe gerisinde yaşanan olaylar kurgulanır. Hilâl Görününce’de (1984) ise Kırım Savaşı yıllarına gidilir. Kırım Türkleri’nin hayatından kesitler sunulur. Gül Yüzlüm (1989), Gece Rüzgârları (2004) gibi romanlarında ise yetmişli yıllardan başlayarak geçirdiği hızlı değişmeleri insanların çeşitli ruhsal durumlarını, yalnızlıklarını ve yabancılaşmalarını konu alır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Suat Derviş (1905 - 1972), Afet Ilgaz Muhteremoğlu, Sevgi Soysal (1936 - 1976), Füruzan Tekil (1935 -) bu bağlamda ilk akla gelen yazarlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Suat Derviş, toplumcu gerçekçi ve popülist nitelemeleriyle iki farklı biçimde anılmış bir yazardır. Önceleri popülist tarzda yazan Suat Derviş, daha sonra topumcu - gerçekçi çizgiye yönelir. Toplumcu - gerçekçi söylemin egemen olduğu romanlarında, tema olarak aşk maceralarını ele alsa bile, olay örgüsünü gerçekçi bir zeminde kurmaya özen göstermiştir. Gerçekçi olay örgüleriyle hazırlanan Fosforlu Cevriye, Hiçbiri, Aksaray’dan Bir Perihan, Hiç, Ankara Mahpusu gibi romanlar sosyal gerçekçi söylemin ürünleridir. Romanlarını çoğunlukla kadın kahramanların bakış açısıyla oluşturur. Olaylarda toplum hayatının çelişkilerini işler. Maddi imkân - imkânsızlık, toplumsal değerler - bireysel özgürlük gibi çatışmalar etrafında toplumun her kesiminden kişilerin rol aldığı vakalarda kadın, bireyliğini ve kimliğini kazanmak peşindedir. Kadın, bir bakıma toplumun yıpranmış davranış değerleri ile çatışma yaşar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türk romanında kadın sorunlarını gündeme getirmiş yeni bir soluktur. Yürümek’ten (1970) itibaren konularını kendi hayatını, tanık olduğu olayları hareket noktası alarak eleştirel gerçekçi/toplumcu romanlara yönelir. Yenişehirde Öğle Vakti (1974) romanında gözleme dayalı bir insan portresini dikkatlere sunar. Şafak’ta (1975), 12 Mart döneminin olaylarını çatışmaların merkezinden birine ait dikkatle kurgular. Romanda, bir gece içinde meydana gelen olaylar anlatılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Almanya’daki Türk işçileri ile ilgili anılarını romanlaştırır. Füruzan’ın 47’liler’inde gözleri bağlı olarak evlerinden alınan romanın kadın kahramanının yaşadığı işkence sahneleri sayfalara yayılarak tüm ayrıntılarıyla verilir. 47’liler konusunu 1947 doğumlu Emine Semra Kozlu’nun hayat hikâyesinden alır. Emine, 12 Mart öncesinde, öğrenci hareketlerine katılmış, tutuklanmış, işkenceler görmüş ve aşağılanmıştır. Bu durum onun ailesiyle ve yaşadığı toplumla uyumunu da olumsuz yönde etkilemiştir. Füruzan böylece, kadın olmanın verdiği duyarlılıkla Emine’nin kişiliği üzerinden Türkiye’de kadın olmanın sorunlarını ve bir kadının karşılaşabileceği tehlikeleri de gözler önüne sermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?