Dünyada çalışma ilişkileri tarihi hangi dönemlere ayrılmıştır?
Yayımlanmış cevap
Dünyada çalışma ilişkileri tarihini 1945 öncesi ve 1945 sonrası dönemler olarak iki ayrı ünite içerisinde ele almaktayız.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
511 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Dünyada çalışma ilişkileri tarihini 1945 öncesi ve 1945 sonrası dönemler olarak iki ayrı ünite içerisinde ele almaktayız.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tarih çalışmalarında temel amaç, “geçmişin açıklanmasına dayanarak, bugünü anlamak ”’tır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1947’de de Sendikalar Kanunu çıkartılmaktadır. Yasayla, Türkiye’de ilk defa sendikaların kurulması ve faaliyetleri düzenlenmekle birlikte, dönem içerisinde yürürlükte olan İş Kanunu’nun grev ve lokavt yasağı sürmektedir. Biz, kendi içinde de iki ayrı alt-dönemden oluşan bu zaman dilimini (1920¬1936 ve 1936-1946) “tek parti dönemi” olarak ortak bir paydada topluyor ve tek bir dönemde ele alıyoruz. Böylece, Türk siyasal hayatındaki gelişmelerle de bir paralellik sağlanmış olmaktadır. Sendikalar Kanunu ile başlayan ikinci dönem 1960 yılına kadar uzanmaktadır. Bu dönem, iktisadi açıdan sürekli bir büyümenin sağlandığı, siyasi açıdan çok partili döneme geçilmiş olmakla birlikte batı tarzı bir demokrasinin koşullarının oluşturulamadığı bir dönem olarak belirginleşmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sendikaların varlık ve etkinliklerinin kabul edilmesiyle, çalışma ilişkilerinin düzenlenmesinin meşru ve vazgeçilmez bir unsuru olduklarının kabul edilmesi arasında çok önemli bir fark bulunmaktadır. Dönemleştirmede 1945 yılının seçilmesinin en önemli gerekçesini bu farklılık oluşturmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1. Devletin çalışma ilişkilerini kuşatan hukuksal çerçeveyi belirlemesi birinci rolüdür. Devlet; çıkardığı yasalar, tüzükler, yönetmelikler çerçevesinde, sistemin temel kurallarını oluşturur. Devlet bu araçlarla çalışma ilişkilerinin hukuksal çerçevesini çizerken, böylece tarafların sistemde oynayacağı rolleri de belirlemiş olmaktadır. Devlet, çalışma ilişkilerini kuşatan hukuksal çerçeveyi belirlerken, çalışma ilişkilerinin işçi ve işveren tarafları açısından, uyulması zorunlu minimum (en az) standartlar da koyar. 2. Devletin ikinci rolü, kendine ait kuruluşlarda istihdam ettiği kişiler nedeniyle ortaya çıkar. Bu çerçevede devlet, kamu görevlerinin yürütülebilmesi için istihdam ettiği memur, müstahdem ya da işçi statüsündeki insanlar yanında, dolaysız bir biçimde bir işveren olma niteliğiyle kendi mülkiyetindeki iktisadi kuruluşlarda da ağırlıklı olarak işçi statüsünde bulunan kişiler istihdam eder. 3. Üçüncü rol ise devletin diğer alanlardaki etkinliklerinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Devletin iktisadi ve toplumsal hayata ilişkin kararları, izlemiş olduğu politikalar, çalışma ilişkileri sistemini dolaylı olarak da olsa etkiler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
bu kanun sınıf esasına veya adına dayanan cemiyet kurma yasağıyla, sendikaların kurulmasını yasaklamaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tarihçinin donanımı; kavramlardan, kavram setlerinden, hipotezlerden, varsayımlardan, modellerden oluşur. Tarihçi, tarihin olgularına, bu öğelerden oluşan bir çerçeve ile yaklaşır ve bu soyut çerçeve, olguların göreli önemleri, etkileri, sonuçları konusunda tarihçinin çalışmalarına ışık tutar. Böylece tarihin içindeki neden sonuç bağlantıları kurulmuş olur. Soyut kavramlar kullanılarak inşa edilmiş olan “kuram”, böyle bir açıklama çerçevesi sağlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çalışma ilişkileri tarihinin olguları, farklı önem derecelerine sahiptir; bu olgular arasında belirleyici öneme sahip olanlar bulunduğu gibi, daha düşük düzeyde etkili olanlar ya da tümüyle önemsiz olarak kabul edilebilecek olanlar da bulunmaktadır. Bu nedenle, çalışma ilişkileri tarihi açısından önem taşıyan olgular, “tarihsel” olgular olarak kabul edilirken; diğerleri ise sırf geçmişte kaldıkları için tarihsel olmakla birlikte, önemleri açısından tarihsel olgu olarak nitelendirilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
12 Eylül 1980 Darbesi sonrası, Türkiye’nin iktisadi ve siyasi yapısında önemli değişimler meydana gelmekte, ihracata yönelik iktisat politikalarına yöneliş, çalışma evreni üzerinde baskılar yaratmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tartışmalarımızı, çalışma ilişkileri alanının “sendika”, “toplu pazarlık” ve “grev” kurumları çerçevesinde değerlendirelim. Bu kurumsallaşma öğeleri, içinde yaşadığımız dünyanın en azından bir bölümünde, “hak” olarak nitelendirilebilecek birer norm haline gelmişlerdir. Ancak kavramlar gibi, normların da tarihsel bir içerikleri bulunmaktadır ve bunlar tarihin ancak belirli dönemleri açısından geçerlidirler. Sanayi Devrimi sonrasında yaşanan olumsuz gelişmeler içerisinde, bu kurumlara ilişkin yasaklamalar, tedrici biçimde önce özgürlüklere ve nihayet haklara dönüşmüştür. Bu gelişim sürecinin göz ardı edilmesi, geçmiş dönemlerin belirli koşullar altında oluşan kendine özgü normlarının, bu dönemlere ilişkin olduklarını unutularak, mutlaklaştırılması ve daha sonraki dönemler için de geçerli gibi kabul edilmesi, metodolojik bir hatadır. Aynı biçimde, günümüzün normlarının da, zaman içerisinde tedrici bir biçimde oluştukları göz önünde bulundurularak, bu normlarla geçmiş dönemlerin değerlendirilmesinde özenli davranılmalıdır. Yapılması gereken, çalışma ilişkileri tarihi içerisinde, hangi gelişmelerle, Sanayi Devrimi’nin koşullarından; sendikal örgütlenmenin, toplu pazarlığın ve grevin birer norm olduğu bugüne gelindiğinin açıklanmasıdır. Bu, tarihçiyi, geçmişle bugün arasındaki bağı daha sağlıklı kurma ve bugünü daha iyi anlama noktasına getirecektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hukuksal açıdan bakıldığında, 1982 anayasası ve onun temel düzenlemeleri doğrultusunda çıkarılan 1983 tarihli ve 2821 sayılı sendikalar kanunu ile 2822 sayılı toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt kanunu daha önceki dönemden farklılaşan yeni düzenlemeler getirmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tarihçi geçmişin olgularını sonuç ve etkileri itibariyle değerlendirir ve önemli olanları ‘’tarihsel olgu’’ olarak niteleyerek, diğerlerinden ayırt eder. Tarihin olguları arasında yaptığımız, önem ve etkiye dayalı bu seçme süreci içerisinde, ilgi alanımızı oluşturan bilim dalının yanında, mekâna bağlı bir ayrıştırma da zorunlu olmaktadır. Çalışma ilişkileri tarihinin olguları, farklı önem derecelerine sahiptir; bu olgular arasında belirleyici öneme sahip olanlar bulunduğu gibi, daha düşük düzeyde etkili olanlar ya da tümüyle önemsiz olarak kabul edilebilecek olanlar da bulunmaktadır. Bu nedenle, çalışma ilişkileri tarihi açısından önem taşıyan olgular, tarihsel olgular olarak kabul edilirken; diğerleri ise sırf geçmişte kaldıkları için tarihsel olmakla birlikte, önemleri açısından tarihsel olgu olarak nitelendirilmemektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Baskı grupları, ortak menfaatler etrafında birleşen ve bunları gerçekleştirmek için siyasal otoriteler üzerinde etki yapmaya çalışan örgütlenmiş gruplar olarak tanımlanabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu tarihte Türkiye çok partili siyasal hayata geçmekte, iktisat politikalarında da savaş sonrası dönemde önemli değişiklikler gözlenmektedir. Bu değişiklikler çalışma ilişkileri alanını da etkilemekte, 1946 yılında cemiyetler kanununda değişiklik yapılarak, sınıf esasında veya adına dayanan cemiyet kurma yasağı kaldırılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bloch için bu “düşüncedir”: her tarihsel araştırma, ilk adımlarından itibaren soruşturmasına bir yön çizmiş olmak zorundadır. Başlangıçta, düşünce vardır. Hiçbir bilimde, pasif gözlem asla verimli bir şey sağlamamıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
i. 1920-1946 dönemi (Bölüm 3 ve Bölüm 4), ii. 1947-1960 dönemi (Bölüm 5), iii. 1960-1980 dönemi (Bölüm 6), iv. 1980 sonrası dönem (Bölüm 7) Bu dönüm noktalarından birincisi olarak, kendisini önceleyen birkaç yılla birlikte, Cumhuriyetin başlangıcını almamız doğaldır. Her ne kadar, Cumhuriyetin ilânı ile çalışma ilişkileri alanında hemen köklü dönüşümler gerçekleşmeye başlamamışsa da, bu tarih, zaman içerisinde ortaya çıkacak değişimlerin başlangıç noktasıdır. İktisadi açıdan bakıldığında, özellikle devletçi iktisat politikalarının izlendiği 1930’lu yıllardaki sanayileşme çabaları, işçi sayılarının artması ve büyük sanayi kuruluşlarında bir işçi toplulaşmasının oluşumu üzerinde etki yapmakta, bu da çalışma ilişkileri alanına yönelik hukuksal düzenlemeler yapma ihtiyacını artırmaktadır. Siyasi açıdan bakıldığında ise otoriter tek parti yönetimi, bireysel alanda sınırlı da olsa işçileri koruyucu düzenlemeler yaparken, toplu iş ilişkileri alanında otoriter ve baskıcı düzenleme ve uygulamalara gitmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sendikal mevzuat sendikal faaliyetler, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkının kullanımını zorlaştıracak şekilde değiştirilmiş; bu süreçte, bir önceki döneme göre daha otoriter yaklaşımlar damgasını vurmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu tarzın olayları ve kişilikleri kendi gerçek zamanlarıyla mekânlarından koparıp incelenen çağ açısından hiçbir anlam taşımayan kavramsal bir çerçeveye oturtmaya çalışması, temel bir eleştiri noktasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Devlet; çıkardığı yasalar, tüzükler, yönetmelikler çerçevesinde, sistemin temel kurallarını oluşturur. Devlet bu araçlarla çalışma ilişkilerinin hukuksal çerçevesini çizerken, böylece tarafların sistemde oynayacağı rolleri de belirlemiş olmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
En kısa ifadesiyle, “tarih” bir bilim dalıdır. Genel kabul gören bir sınıflamaya göre, bilimler “doğa bilimleri” ve “sosyal bilimler” olarak iki ana kategoride ele alınmaktadır. Bu çerçevede, tarih bir sosyal bilim olarak değerlendirilmelidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu kuramlaştırma denemelerinin tasnifi üzerinde dahi bir uzlaşma sağlamanın güçlüğü, belki de alanın niteliğinden kaynaklanmaktadır. Çünkü, işçi ile işveren arasında çıkar farklılıklarının söz konusu olduğu bir alanda, yönetim ya da işçi yanlısı görüşlerin ve buna bağlı olarak, çatışmaya ya da uzlaşmaya dayalı görüşlerin hâkim olduğu yaklaşımların ortaya çıkması doğaldır. Bu durumda, bakış açılarının farklılığının altında biraz da sosyal konumların farklılığının yattığı söylenebilir (Farnham; Pimlott, 1991: 3). Bir başka neden ise bu disiplinin ve kuramlaştırma çabalarının göreli olarak yeni olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Çalışma ilişkilerinin taraflarının örgütlenmeleri ve bu örgütlerin toplumsal boyutta formel ve /veya informel düzeyde kabul edilmiş olması • Tarafların, birbirlerinin örgütlerini, çalışma ilişkilerinin düzenlenmesinde işbirliği yapılacak kuruluşlar olarak tanımaları ve bu çerçevede çalışma koşullarının belirlenmesinde toplu pazarlık kurumunun varlığı, • Uyuşmazlıkların çözümüne yardımcı barışçı çözüm yollarının varlığı, • İş mücadelesi araçları olarak, grev ve lokavtın kurumsallaşmış olması, • Çalışma ilişkileri sistemi içindeki kurumsallaşma ile sistemin dışındaki kurumsallaşma arasındaki ilişkiler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bu etkiler, diğer faktörler yanında, söz konusu ülkenin dışa açıklık derecesine bağlı olmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kurumsal bir yaklaşım, özenli davranılmadığı takdirde, statiklik tehlikesi taşımakta ve kurumlar veri olarak kabul edilirken, kurumların oluşumuna ve değişimine neden olan gelişimler göz ardı edilebilmektedir. Oysa kurumlar birçok etki altında ortaya çıkmakta, gelişmekte ve değişmektedirler, Bu nedenle, yaklaşım, kurumlan temel almakla birlikte, onları veri olarak kabul etmemeli, kurumlardaki değişimi de göz önüne alabilmelidir. Çalışma ilişkilerinin sınırlılıkları vardır. Kurumsallaşma düzeyi ülkeden ülkeye ve dönemden döneme değişebilmektedir. Çalışma ilişkilerinin taraflarının kurumsal yapı dışında gösterdikleri etkinlikleri gözden kaçırma tehlikesi bulunmaktadır. Ayrıca, farklı çıkarlara sahip toplumsal kesimlerin bulunduğu bir yapı içerisinde, bu kesimler arasında ortaya çıkan sosyolojik anlamdaki uyuşmazlık ve çatışma süreçlerine ilişkin öğelerin ve bunun kurumlar üzerindeki etkilerinin de göz önüne alınması gerekir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kuram; somuttan hareketle oluşturulan, sonra da somutu açıklamak üzere yararlanılan bir soyutlamadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?