Karşı kültür ne anlama gelmektedir?
Yayımlanmış cevap
Karşı kültür, egemen kültürel değerlere topyekûn bir şekilde karşı gelen grupların yaşam biçimlerine işaret etmek üzere kullanılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
219 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Karşı kültür, egemen kültürel değerlere topyekûn bir şekilde karşı gelen grupların yaşam biçimlerine işaret etmek üzere kullanılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Folk kültür veya halk kültürü özellikle endüstri öncesi toplumlardaki geniş halk kesimlerinin gündelik kültürüne işaret eder. Bugün genel olarak kültürel olarak türdeş bir topluluk içinde genellikle anonim olarak üretilen ve nesilden nesile sözlü olarak aktarılan kültür anlamında kullanılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çeşitli sanat biçimleri, edebiyat, klasik müzik, opera yüksek kültüre örnekler olarak sıralanabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir bilimsel disipline, bilim topluluğuna belirli bir süre için model oluşturan ve topluluğun üyeleri tarafından yaygın olarak kabul edilen kuramsal çerçeveye verilen addır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Theodor Adorno (1903-1969), Max Horkheimer (1895-1973), Walter Benjamin (1892-1940) ve Leo Lowenthal’ın (1900-1993) kültür, ideoloji ve kitle iletişim araçlarına dair analizleri oldukça önemlidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Frankfurt Okulu, modern kitle kültürünün yirminci yüzyılda kapitalizmin ideolojik tahakkümünün kilit aracı olduğunu öne sürmüştür. Kitle kültürü terimi, eleştirel duyumdan yoksun edilgen tüketicilerin sorgulamadan basitçe tükettikleri yüzeysel zevk ve eğlenceyi hedefleyen (kültürel) ürünlerle piyasayı istila eden kültür endüstrisinin oluşturduğu kültüre göndermede bulunur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hale sanat eserine özgü onu tek ve biricik yapan, onu çevreleyen parıltı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hegemonya bir rejim, sosyal sistem ya da siyasi iktidarın baskıdan çok geniş toplum kesimlerinin ona rıza göstermesi sonucu ortaya çıkan egemenlik biçimine denir. Mevcut iktidar biçimi içselleştiğinde ve doğal-normal görüldüğünde tam bir hegemonyadan söz edilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kültürel yeniden üretim kavramı, 20. yüzyılın önemli kuramcılarından Pierreü Bourdieu tarafından üretilmiştir. Bu kavram, egemen sınıfın kültürünün eğitim sistemi yoluyla nesilden nesile aktarılması sürecini ifade eder.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kültürel Determinizm kültürün değişmez ve çok güçlü, içinde yer alan bireylerin de onun bir nevi esiri olduğu düşüncesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bireyin kendi kültürel değerlerini merkeze alarak başka kültürleri kendi kültürünün değer sisteminden değerlendirmesi ve yargılaması Etnosantrizm olarak adlandırılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kültürel rölativizm, kültürleri kendi içinde değerlendirmek ve yargılamak gerektiği, kültürlerin dışardan yargılanamayacağı düşüncesidir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlk bakışta her kültürel kimlik için normal ve doğal gibi gözüken etnosantrizm, farklı dozlarında karşımıza homofobi, hetorofobi, zenofobi, islamofobi ve ırkçılık olarak çıkar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
William Ogburn'a göre bir toplumsal sistemdeki maddi ve manevi kültürün karşılıklı ilişkisinde, değişme sürecinde ortaya çıkan bir uyumsuzluk hâlidir. Maddi kültürde meydana gelen değişiklikler belli bir gecikmeyle manevi kültür tarafından (hukuk, töre, gelenek, görenek, toplumsal zihniyet vs.) takip edilirken arada bir boşluk doğmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bireylerin özellikle aileleri aracılığıyla sahip olduğu dilsel yeterlilik, sosyal tarz ve görgü gibi kültürel niteliklerdir. Kavramı ilk kez kullanan Bourdieu’ya göre bireyler ne kadar çok kültürel sermayeye sahipse, eğitim ve mesleki sistemde o oranda başarılı olacaklardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genel olarak yabancı bir kültürün değer ve alışkanlıklarının, yerli bir kültür üzerinde yaymak ve yerleştirmek için ekonomik ve siyasi güç kullanılması anlamında olmakla birlikte, kültür emperyalizm tezi, uzun zamandır farklı yerel ve ulusal kültürlerin özellikle ABD’nin kültür endüstrisi ürünlerinin kuşatmasıyla yok edildiğini öne sürer
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Appadurai, Robertson ve Tomlinson gibi yorumculara göre küreselleşme homojenleşme kadar heterojenleşme, evrenselleşme kadar yerelleşme, modernleşme kadar gelenekselleşmenin de gündeme geldiği; bunların eş-zamanlılığının ve çelişkili beraberliğinin yaşandığı bir süreçtir. Küreselleşme süreci yerelin/tikelin küresel/evrensel içerisinde olması olarak değil iç içe geçmesi, yani eklemlenmesi biçiminde yaşanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sosyolojik yaklaşımlar aileye farklı bakış açılarıyla yaklaşsalar ve farklı değerlendirmeler yapsalar da hepsi ailenin önemi konusunda uzlaşırlar. Bunun nedeni ailenin sadece bir sosyal grup değil, aynı zamanda bir toplumsal kurum olmasıdır. Bir toplumsal kurum olarak aile toplumun devamlılığı için belirli görevleri yürüten örgütlü, formel ve düzenli bir sistemdir. Aile kurumunu önemli kılan unsurlardan biri, sosyalleşme sürecinin önemli bir kısmının aile içinde gerçekleşmesi, kültürün çocuklara aktarılmasına ailede başlanmasıdır. Bu süreçte toplumun yeni bireyleri içinde yaşadıkları toplumun değer ve normlarını öğrenip içselleştirirler. Bu değer ve normlar toplumun ihtiyaçlarını temsil ettiği için bunların içselleştirilmesi sayesinde ailenin de toplumun da devamlılığı sağlanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aile kurumundaki değişimleri sistematik olarak inceleyen ilk sosyolog Le Play olmuştur. Le Play aynı zamanda toplumun kentleşme ve endüstrileşme nedeniyle değişmekte olduğunu da ilk ileri süren sosyologlardan biridir ve bu değişimin ailede kurumunun incelenmesiyle anlaşılabileceğini savunmuştur. Bu nedenle aile sosyolojisinin köklerinin Le Play’e dayandığı söylenebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Monografi yöntemiyle Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Kuzey Afrika’da 132 aile ile çalışan Le Play bu çalışmanın sonucunda örgütlenme biçimleri, yapıları ve işlevleri açısından birbirinden farklı olan üç tip aile olduğunu saptamıştır. Bu aile tipleri ataerkil aile, kararsız aile ve kök ailedir. Ataerkil aile oldukça istikrarlı bir ailedir. Bu aile tipinde evlenen erkek çocuklar babanın evine yerleşirler, ayrı bir ev açmaz ve ayrı bir hane halkı oluşturmazlar. Evlenen oğlan çocuklar babalarından aldıkları gelenek görenekleri sürdürürler. Toprak ve mal bölünmez, miras babanın varisi olan çocuğa bölünmeden aktarılır.Bu aile tipinde babanın çocukları ve torunları üzerinde kesin bir otoritesi vardır. Genç nesiller babanın ve aile içindeki yaşlıların otoritesini kabul ederler. Kök aile tipinde evlenen çocuklardan, yani mirasçılardan sadece bir tanesi (genellikle en büyük oğlan çocuk) baba evinde kalır, diğerlerine çeyiz verilir ve başka bir evde kendi yeni ailelerini kurarlar. Bununla beraber baba ailesi, evden ayrılan çocuklar için törensel bir merkez olmayı sürdürür, önemli günlerde burada toplanılır. Kararsız ailede ise oğlan çocukları kendilerini finanse edebilir hale gelir gelmez baba evinden ayrılırlar ve babalarının gelenek ve göreneklerini de terk ederler. Bu nedenle kararsız ailede ebeveynler çocuklarına geleneklerini aktarmazlar ve yaşlandıklarında genellikle yalnız ve izole olmuş bir şekilde yaşarlar. Diğer aile tiplerine oranla daha küçük ve yalıtılmış olan kararsız ailede sosyal ağlar daha zayıftır, ekonomik kriz gibi durumlarda fazla bir esnekliğe sahip değildir ve bu nedenle ataerkil aileye ve kök aileye göre daha kolay dağılabilir. Kararsız aile, endüstriyel işçi sınıfının tipik aile türüdür (Mogey, 1955:313).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kararsız ailede ebeveynlerin çocuklarının bakımına ihtiyaç duydukları yaşlılık dönemlerinde kendi başlarına, yalnız kaldıklarını belirten Le Play bu durumu bir ahlaki aşınma olarak ifade eder (Puschmann ve Solli, 2014).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İşlevselci yaklaşım ailenin (a) bütün toplumlarda var olduğunu, (b) temel ve evrensel biyolojik ihtiyaçların ifadesi olduğunu (c) bazı temel sosyal işlevlere sahip olduğunu ve (d) endüstrileşme ile birlikte geniş ailelerin çözülerek çekirdek aileye dönüştüğünü varsayar. Diğer bir deyişle İşlevselci yaklaşıma göre aile doğal, evrensel, endüstri toplumunun yapı ve değerlerine uyan işlevsel bir kurumdur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ailenin bütün toplumlarda var olduğu iddiası, İşlevselci antropolog George Peter Murdock’ın 1965 yılında yayımlanan “Toplumsal Yapı” adlı çalışmasında açıkça görülür. Murdock avcı ve toplayıcı toplumlardan endüstri toplumlarına dek çeşitli tiplerdeki 250 toplumu incelemiş ve ailenin bütün toplumlarda var olduğu, dolayısıyla evrensel bir toplumsal kurum olduğu sonucuna varmıştır. Murdock’a göre aile birbirleriyle toplum tarafından onaylanmış cinsel ilişki içinde olan kadın ve erkekten ve bu çiftin biyolojik veya evlat edinilmiş çocuklarından oluştur ve ortak bir ikametgâh, ekonomik işbirliği ve biyolojik yeniden üretim ile nitelenir (Haralambos ve Holborn, 1995:317).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ailenin işlevselliği konusunda Murdock’ın da iddiaları vardır. Murdock için aile çok işlevli, indirgenemez ve kaçınılmaz bir toplumsal kurumdur. Bu işlevler (a) cinsel işlev, (b) yeniden üretim işlevi, (c) ekonomik işlev ve (d) eğitim işlevidir. Murdock’a göre bu işlevler evrenseldir çünkü cinsel işlev ve yeniden üretim işlevi olmaksızın toplum var olamaz; yiyecek sağlama ve hazırlama gibi işlerde görülen ekonomik işlev olmaksızın toplum varlığını sürdüremez ve eğitim işlevi olmaksızın da toplumsallaşma süreci gerçekleşemeyeceği için, insan kültürü var olamaz. Murdock bu işlevleri sadece ailenin yerine getirebileceğini, başka hiçbir toplumsal kurumun aileyi ikame edemeyeceğini belirtir ve bu nedenle de aileyi kaçınılmaz bir toplumsal kurum olarak nitelendirir (Haralambos ve Holborn, 1995:318-22). Murdock’ın kaçınılmaz olarak nitelediği aile çekirdek ailedir, yani karı koca ve küçük çocuklardan oluşan en küçük aile tipidir. Murdock’a göre çekirdek aile ister kendi başına var olsun, ister bir geniş ailenin temeli olarak var olsun, bütün toplumlarda görülen evrensel bir toplumsal gruplaşmadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Parsons’a göre modern toplumda üretim işlevinin aileden alınarak fabrikalara aktarılması sonucunda aile izole olmuş olan çekirdek aile çocukların toplumsallaştırılması ve yetişkin üyelerin kişisel ihtiyaçlarının karşılanması konusunda uzmanlaşmıştır. Bu nedenle Parsons’a göre ailenin bütün toplumlarda iki temel ve indirgenemez işlevi vardır, bunlar (a) çocukların birincil toplumsallaşması ve (b) yetişkin kişiliklerinin istikrarının sağlanmasıdır. Çocukların birincil toplumsallaşması, çocukların yaşamlarının ilk yıllarındaki toplumsallaşma sürecidir ve genellikle aile içinde gerçekleşir. İkincil toplumsallaşma süreci ise daha sonraki yıllarda gerçekleşir, bu süreçte ailenin görevi görece azalır, arkadaşlar, öğretmenler gibi başka aktörlerin rolü ve önemi artar. Parsons ailenin sadece kişiliklerin şekillenmesine yardımcı olmakla kalmadığını, bu kişiliklerin istikrarını sağlayanın da aile olduğunu savunur. Ailenin bu ikinci işlevi, yani yetişkin kişiliklerinin istikrarının sağlanması aile içindeki yetişkinlerin evlilik ilişkisi içinde birbirlerine sağladıkları duygusal güvenlik ortamında gerçekleşir. Böylece aile gündelik yaşamın baskı ve gerilimini dengeler. Bu Batı toplumlarında özellikle önemli bir işlevdir çünkü bu toplumlardaki çekirdek ailede bireyler duygusal desteği sadece birbirlerinden alabilirler, geniş ailede olduğu gibi destek alabilecekleri başka aile bireyleri yoktur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?