Sürekli gelir kavramı nedir?
Yayımlanmış cevap
Sürekli Gelir: Ekonomik birimlerin uzun dönemde elde etmeyi bekledikleri gelirin ortalamasını göstermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
148 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Sürekli Gelir: Ekonomik birimlerin uzun dönemde elde etmeyi bekledikleri gelirin ortalamasını göstermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Friedman’ın para talebi teorisi ile Keynes’in para talebi teorisi arasında birçok benzerlik bulunmasına karşın önemli farklılıklar da bulunmaktadır. Bu farkların açıklanması her iki teoriyi de daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Friedman paraya alternatif teşkil eden diğer alternatifleri de para talebi fonksiyonuna dâhil ederek genel ekonominin işleyişinde birden fazla faiz oranının önem taşıdığın kabul etmektedir. Keynes ise paranın dışındaki aktiflerin hepsini tahvil kategorisi altında toplamıştır. Keynes’in bunu yaparken öne sürdüğü gerekçe, söz konusu diğer aktiflerin getirilerinin genellikle birlikte değişim göstermesidir. Friedman’ın teorisinin Keynes’in teorisinden farklılaştığı bir diğer nokta ise Friedman’ın arsa bina gibi reel varlıkları da para talebi fonksiyonuna dâhil etmesidir. Friedman’ın teorisinde, ekonomik birimler ellerinde ne kadar para tutacağına karar verirken reel varlıkların getirilerini de göz önünde bulundururlar. Eğer reel varlıkların beklenen getirisi yüksekse elde tutulmak istenen para miktarı azalacaktır. Friedman kendi yaklaşımı ile Keynes’in likidite tercihi teorisi arasındaki temel farklardan birinin paranın getirisine yönelik yaklaşımlar olduğunu belirtmiştir. Keynes paranın getirisinin sıfır olduğunu kabul etmiştir. Buna karşılık, Friedman’ın analizinde elde para tutmanın getirisi pozitiftir ve bu getiriyi belirleyen iki faktörden söz etmek mümkündür: Bunlardan birincisi, paraya ödenen faizdir. Vadesiz mevduat hesaplarına ve para tanımına dâhil edilen diğer mevduatlara faiz ödemesi yapılmaktadır. Ödenen bu faiz yükseldiği zaman paranın getirisi de artar. İkinci olarak bireylerin paralarını para arzına dâhil edilen mevduat hesaplarında tutmaları için bankalar birçok farklı hizmet geliştirmektedir. Örneğin bankalar vadesiz mevduatlarda tutulan para miktarını arttırmak için otomatik fatura ödemeleri veya internet bankacılığı gibi hizmetler geliştirmektedir. Sunulan hizmetlerin artmasına bağlı olarak paranın getirisi de artacaktır. Bankaların daha fazla kredi yaratabilmek için mevduatlara ihtiyaçları vardır. Ekonomideki para dışındaki varlıkların faiz oranları yükseldiğinde bankaların verdikleri kredilerin faizleri de yükselecektir. Faizlerdeki yükselişe bağlı olarak kredilerden elde ettikleri kazançları artan bankalar daha fazla mevduat çekebilmek için mevduatlara ödedikleri faiz oranlarını arttıracaktır. Yani piyasadaki faiz oranları arttığı zaman bankalarda mevduatlara daha fazla faiz ödeyecekler ve paranın getirisi artacaktır. Bu durumda, Friedman’ın para talebi denkleminde yer alan (i– iM) değişkeni göreceli olarak sabit kalacaktır. Bu açıklamalar kapsamında Keynes’in yaklaşımı ile Friedman’ın yaklaşımı arasındaki en önemli farka ulaşabiliriz. Para ve para dışındaki varlıkların faiz oranları arasındaki farkın göreceli olarak sabit kalması, faiz oranının para talebi üzerindeki etkisinin nispeten küçük olması anlamına gelmektedir. Hatırlayacağınız gibi, Keynes’in para talebine getirdiği en önemli yeniliklerden birini faiz oranları ile para talebi arasındaki negatif yönlü ilişkiyi ortaya koyması olarak belirtmiştik. Friedman’ın yaklaşımı ise bu etkinin oldukça küçük olduğunu savunmaktadır. Bu durumda, Friedman’ın yaklaşımında sürekli gelir (Y*) para talebinin asıl belirleyicisi olacaktır. Para talebi ile faiz oranları arasındaki ilişkinin oldukça küçük olduğunu kabul etmek aynı zamanda Keynes’in paranın dolaşım hızının faiz oranları ile birlikte dalgalanacağı teorisinin de geçersiz olması anlamına gelmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Para dışındaki finansal varlıkların artması para talebini azaltır. • Beklenen enflasyon oranının artması para talebini azaltır. • Reel gelirdeki bir artış, reel para talebini arttırmaktadır. • Para yerine kullanılabilecek alternatif ödeme araçlarının artması reel para talebini azaltmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gelir düzeyindeki artış ekonomik birimlerin daha fazla işlemde bulunmasına ve likit varlıklara olan taleplerinin artmasına neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Para yerine geçen varlıkların artması ekonomik birimlerin ellerinde bulundurdukları para miktarını azaltır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Para dışındaki varlıkların getirisinin artması ekonomik birimlerin ellerinde daha az para bulundurarak daha çok getiri getiren varlık bulundurmalarına neden olur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Paranın getirisinin artması hane halkının ve işletmelerin tuttukları para miktarını arttırır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonominin genişleme dönemlerinde üretim artar ve bir noktada zirveye ulaşır. Bunu takip eden daralma döneminde üretim artışı yavaşlar ve dip noktasına ulaşır. Bu dalgalanmalar periyodik hareketler değildir. Daralma ve genişleme hareketleri her dalgada farklı gelişir. Bir dipten diğer dibe geçiş süresi birkaç aydan birkaç yıla kadar değişebilir mevsimsel olmayan ve ekonominin bütününü etkileyen bu dalgalanmalar “konjonktür dalgalanmaları” olarak bilinmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Potansiyel Üretim Düzeyi; ekonomide mevcut bulunan üretim faktörlerinin tam kapasite kullanılması ile üretilebilecek olan üretim düzeyidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genişlemeci Üretim Açığı: Bir ekonomide belirli bir zaman aralığında gerçekleşen üretim düzeyinin, potansiyel üretim düzeyinin üzerinde olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Daraltıcı Üretim Açığı: Bir ekonomide belirli bir zaman aralığında gerçekleşen üretim düzeyinin, potansiyel üretim düzeyinin altında olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tüketim harcamaları: Bireyler tarafından yiyecek, giyecek, ulaşım, eğlence, eğitim vb. üretilmiş mal ve hizmetlere yapılan harcamalardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Net İhracat (NX): Mal ve hizmet ihracat değerinden ithalat değerini çıkartılması ile bulunur. Toplam net ihracat, ithalatın ihracattan az olması durumunda pozitif, tersi durumda negatif olacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplam harcamaların yatırım, tüketim ve net ihracat bileşenleri faiz oranlarındaki değişimlerden etkilenmektedir. Toplam harcamaların faize duyarlı bileşenleri arasında en önemlisi yatırım harcamalarıdır. Faiz oranlarındaki artış, şirketlerin yatırım projelerinin finansmanını daha pahalı hâle getirecektir. Bu durumda şirketler yatırımlarını erteleyecek ve toplam harcamalar azalacaktır. Net ihracat kalemi ile faiz oranları arasındaki ilişki biraz daha karışıktır. Yüksek faiz oranlarının toplam harcamalar üzerindeki etkisi tüketim çarpanı aracılığıyla artmaktadır. Harcama miktarındaki bir azalış, bireylerin gelir seviyelerini düşürecek, gelir düzeyindeki azalma ise bireylerin daha az tüketim harcamaları yapmalarına sebep olacaktır. Örneğin faiz oranlarındaki artış sonucunda kredi maliyetleri artan ve bu sebeple yatırımlarını erteleyen şirketler, bu yatırım projelerinde çalışacak diğer firmalara ve işçilere iş veremeyecektir. Ekonomik birimlerin gelirlerindeki azalma, tüketim amacıyla daha az harcamada bulunulmasına yol açacaktır. Tüketim harcamalarındaki azalma ise satışları azaltacağı için faiz oranlarındaki değişmelerden doğrudan etkilenmeyen firmaları bile olumsuz etkileyecektir. Satış yapamayan mağaza sahiplerinin ve çalışanların gelir düzeyleri düşecek ve tüketim daha da kısılacaktır. Bu sürecin sonunda düşük harcama düzeyi ekonominin geneline yayılacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bilanço Kanalı: Para politikası uygulamalarının, potansiyel kredi kullanıcılarının bilançolarının net değeri üzerinde etkili olarak ekonomik faaliyetler üzerinde etkili olma yöntemini açıklamaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Banka kredileri kanalı, finansal sitemde bankaların önemli bir rol üstlendiği görüşüne dayanmaktadır. Bankalar, tasarruf sahiplerinin fonlarını yatırımcılar ile buluşturur ve enformasyon asimetrisinden doğan problemlere çözüm sağlar. Banka kredileri, bir ekonomide özellikle küçük firmalar için çok önemlidir. Merkez bankası, açık piyasa işlemleri aracılığıyla bankacılık sisteminden menkul kıymet alırsa bunun karşılığında bankalara rezerv aktaracaktır. Bankalar, rezervlerinde meydana gelen bu artışı kredi olarak kullandırtacaklardır. Yani banka rezervlerindeki artış banka kredilerine bağımlı küçük firmaların elde edebileceği fonlarda ve dolayısıyla da yatırımlarda bir artışa yol açacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Merkez bankasının para arzını arttırması, faiz oranlarını düşme eğilimine sokacak ve ekonomik birimlerin elinde tutmak istediklerinden daha fazla para bulunacaktır. Ekonomik birimler daha fazla harcama yaparak bu paradan kurtulacaktır. Bu süreçte, paranın harcanacağı yerlerden biri hisse senedi piyasalarıdır. Bu da hisse senetlerine olan talebi arttıracak ve sonuçta hisse senedi fiyatları artacaktır. Yüksek hisse senedi fiyatları ise firmaların net değerlerini arttırarak firmaların krediye ulaşımını kolaylaştıracaktır. Faiz oranlarındaki düşüşe bağlı olarak firmaların kullandıkları kredilerin maliyetleri azalacak ve bilançolarındaki borç oranı düşerek finansal durumları güçlenecektir. Faiz oranlarında yaşanan düşüş aynı zamanda tüketicilerin de kredi maliyetlerini azaltarak daha fazla harcama yapmalarını sağlayacaktır. Bir taraftan kredilerinin maliyetlerindeki düşüşe bağlı olarak finansal durumlarının güçlenmesi, diğer taraftan satışlarının artması firmaların kârlılığını artıracaktır. Bir bankanın kredi verirken ilk baktığı husus, kredi kullanıcısının toplam geliri içerisinde kullanılması planlanan kredinin taksitlerinin oranıdır. Faiz oranlarının azalması ile birlikte bu oranın değeri düşecektir ve kredi kullanımı artacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Toplam harcamalar eğrisi; reel faiz oranı ile üretim düzeyi arasındaki ilişkiyi toplam harcamalar aracılığıyla göstermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Verili bir faiz oranında toplam harcamaları arttıran değişikliklere harcama şoku adı verilir. Harcama şoklarına örnek olarak hükümetin askerî harcamaları arttırmasını gösterebiliriz. Askerî harcamaların artması, toplam harcamaların kamu harcamaları (G) birleşenini arttıracak ve toplam harcamalar eğrisini sağa doğru kaydıracaktır. Toplam harcamalardaki bu artışa karşı olarak merkez bankası reel faiz oranlarını sabit tutarsa ekonomide gerçekleşen denge üretim düzeyimiz artacaktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Para Politikası Eğrisi: Merkez bankalarının enflasyonda yaşanan gelişmelere verdiği tepkiyi göstermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ekonominin uzun dönem üretim düzeyini belirleyen potansiyel üretim düzeyi; ekonomide var olan sermayenin miktarı, işgücünün büyüklüğü ve mal ve hizmet üretiminde bulunmak amacıyla işgücü ve sermaye faktörlerini bir araya getiren teknoloji düzeyine bağlı olarak oluşmaktadır. Uzun dönemde bir ekonomi, potansiyel üretim düzeyinde üretimde bulunacak ve bu üretim düzeyi fiyatlardaki değişmelerden etkilenmeyecektir. Bir başka ifadeyle bir ekonomide var olan sermaye miktarı artarsa veya bir ekonomideki var olan işgücünün büyüklüğü artarsa veya mevcut teknoloji düzeyi artarsa o ekonomide uzun dönem toplam arz eğrisi sağa doğru kayacaktır. Aksi durumda uzun dönem toplam arz eğrisi sola doğru kayacaktır. Uzun dönem toplam arz eğrisi üzerinde etkili olan bu üç faktörün zaman içerisinde artması beklenmektedir. Bu sebeple uzun dönem toplam arz eğrisinin zaman içerisinde istikrarlı bir şekilde sağa doğru kayması beklenmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Üretim maliyetlerinin değişmesi durumunda ise kısa dönem toplam arz eğrimiz sağa veya sola kayacaktır. Kısa dönem üretim maliyetlerinin değişmesini üç nedene bağlı olarak açıklayabiliriz: 1. İşgücü Maliyetlerinin Değişmesi 2. Girdi Maliyetlerinin Değişmesi 3. Beklenen Fiyat Düzeyinin Değişmesi
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İstikrar Politikası: Konjonktür dalgalanmalarına bağlı olarak yaşanan ekonomik dalgalanmaların negatif etkilerini azaltmak ve ekonomiye istikrar kazandırmak için amacıyla yürütülen para ve maliye politikalarına verilen genel bir isimdir. Merkez bankasının bir ekonomik daralmanın etkilerini dengelemek ve üretim açığını azaltmak amacıyla yürüttüğü bu tür politikalara istikrar politikası adı verilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Para politikasının ekonominin üretim düzeyi üzerindeki etkisi kısa dönemde geçerlidir. Uzun dönemde üretim düzeyi, potansiyel üretim düzeyine eşittir. Toplam talep ve toplam arz modelinde bu durum, uzun dönem toplam arz eğrisinin potansiyel üretim düzeyinde dikey eksene paralel olarak çizilmesiyle gösterilmiştir. Uzun dönem toplam arz eğrisinin aldığı bu şekil aynı zamanda toplam talepteki değişikliklerin uzun dönemde üretim düzeyi üzerinde etkisi olmayacağını göstermektedir. Merkez bankasının toplam talebi arttırması veya azaltması uzun dönemde sadece fiyatlar genel düzeyinin artması veya azalmasıyla sonuçlanacaktır. Merkez bankası politikalarının uzun dönemde reel ekonomik değişkenler üzerinde etkili olmaması sadece fiyatlar genel düzeyini etkileyebilmesine paranın uzun dönemde yansızlığı (nötrlüğü) adı verilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir ekonomide piyasada alım-satıma konu olan mal ve hizmetlerin, belirli bir dönemdeki ortalama fiyatlarına fiyatlar genel düzeyi denilmektedir. Başka bir deyişle fiyatlar genel düzeyi, ekonomideki mal ve hizmetlerin mutlak fiyatlarının ağırlıklı ortalamasıdır. Bir ekonomide paranın değerinin nasıl değiştiğini takip edebilmek için ortalama fiyatlara ilişkin bir göstergeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla kullanılacak tek araç ise fiyat endeksleridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?