Kamera hareketleri kaç grupta incelenir?
Yayımlanmış cevap
Kamera hareketleri temelde dört grupta ifade edilebilir. Bunlar: • Çevrinme • Kaydırma • Yükselme-Alçalma • Optik Kaydırma
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
281 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Kamera hareketleri temelde dört grupta ifade edilebilir. Bunlar: • Çevrinme • Kaydırma • Yükselme-Alçalma • Optik Kaydırma
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Kameranın üstüne yerleştirildiği sehpa aracılığı ile yükselip alçalmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken, yer alan hareketin ilk maddede ifade edilen kameranın yukarı-aşağı çevrinmesinden farklı olduğudur. Birinci maddede işaret edilen kameranın başının yukarı-aşağı çevrinmesidir. Yükselme-alçalma hareketinde ise temel hareketi gerçekleştirenin tripodun kendisinin olmasıdır. Kameranın özellikle yavaş yükselmesi takip edilecek bilgilerin yavaş yavaş ortaya çıkması nedeniyle gizem katacak bir etki sağlayabilir.144
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fotoğraf, film ve video yüzeyleri kullandıkları teknolojilere dayalı olarak ikiboyutlu yüzeylerdir. Tüm görüntü üretme teknolojilerinin ortak noktası ikiboyutlu bir yüzey üzerinde görüntü üretebilmesi ve bu ikiboyutlu yüzey üzerinde, üçüncü boyut oluşturma çabasının gerçekleşmesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çevremizdeki birçok nesne farklı özellikleri ile diğer nesnelerden ayrılır. Bazıları diğerlerine göre daha kısadır bazıları ise daha uzun. Kısa ağaçlarla kaplı bir orman düşlediğimizde uzun bir ağaç diğerlerinden ayrılır. Seçici algı sürecinde dikkat çeker ve diğerlerinden daha çabuk algılanır. Belirli bir zaman geçtikten sonra da hafızada yüzlerce kısa ağaç değil, bir uzun ağaç kalır. İşte farklılık kompozisyon için de aynı anlamı taşır. Birbirine benzeyen nesneler arasında farklı bir nesne kompozisyonu hareketlendirir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Arnheim psikolojik dengeyi tanımlamak için şu örneği verir. Bir duvara boş bir çerçeve asmak istediğinizde, çerçevenin duvarda düz durması için, çerçevenin ağırlık noktasını tam olarak hesap etmemiz ve bu ağırlık noktasından duvara asmamız gerekir. Bu noktayı biraz sağa ya da sola kaydırdığımızda çerçevenin fiziksel dengesi kaybolacak ve duvara yamuk olarak asılacaktır. İşte tıpkı bu ağırlık noktası gibi, bu boş çerçeve üzerine yapacağımız bir resimdeki renklerin, şekillerin, dolu ve boş alanların da belirli bir ağırlık değerleri vardır ve resmin düz ya da yamuk olarak algılanmasına neden olabilirler. İşte bu ağırlık değerlerinin oluşturduğu denge durumunu ise psikolojik denge olarak tanımlamak mümkündür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Film ve video görüntüsünde hareketin oluşumunu ve kompozisyona etkisini belirleyen dört farklı etkenden söz etmek mümkündür. Bu etkenler aşağıdaki şekilde sıralanabilir: • Hareketin Yönü • Hareketin Niteliği • Hareketin Ölçeği • Hareketin Hızı.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Martin Scorsese kamerayı, neyin çerçevelenip neyin çerçevelenmeyeceğinin somutlaştırıldığı araç olarak tanımlar. Kamera, bizim dış dünyada var olan birçok nesneden seçtiğimizi belirler ya da bizim seçimlerimizi somutlaştırır. Bu nedenle kamera bizim çevremizde yer alan birçok konu içinde kendimize özgü yarattığımız yeni sınırlardır, yeni bir çerçevedir. Bu çerçeve, kamerayı bizzat kullanan bir kamera operatörü ya da bir yönetmen tarafından belirlenmiş olabilir; ancak kimin tarafından belirlenirse belirlensin, kameraya özgü çerçeve dış dünyanın milyonlarca farklı konusu arasından yapılan bir seçimi tanımlar. Bu seçim, dış dünyaya ait bilgilerin, kameranın çerçevesi içinde sınırlandırılmasını ifade eder. Çerçeveleme kameranın teknik olanakları ile sınırlıdır. Farklı görüntüleme sistemlerine ait kameraların kendine özgü farklı çerçeveleme oranları olabilir. Ancak tüm çer çerçevelerin genel olarak dayandığı klasikleşmiş kompozisyon öğeleri vardır. Bu temel yaklaşımlar sinematografik anlatımın dayandığı resim sanatının kurallarına kadar dayandırılabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Dow, kompozisyon kavramını tanımlarken görsel öğeler arası uyumun sağlanması konusunu “armoni” kavramı ile tanımlar. Dow’a göre kompozisyon, çizgileri, kitleleri, figür ve renkleri bir armoni oluşturacak şekilde bir araya getirmektir. Armoniyi oluşturmadaki temel amaç belirli bir sınırlı alan içerisinde yer alan görsel güçleri kontrol etmektir. İki boyutlu yüzeylerin düzenlenmesinde kompozisyonu oluşturacak temel öğelerin başında armoni yani uyum gelir. Farklılıklar içeren görsel öğeler, ikiboyutlu sınırlı alan içerisinde bir araya geldiklerinde farklı birer öğe olmaktan çıkar ve bir bütünü oluştururlar. İşte oluşan bu bütün, artık yeni bir öğedir. Eğer bir araya getirilen öğeler arasında belirli bir uyum yoksa kompozisyonda anlamlı bir bütünden bahsetmek mümkün değildir. İşte bu bağımsız öğeleri bir araya getiren ve farklı parçaları bir bütün oluşturacak şekilde bir arada tutan bağ, uyum ya da armoni olarak tanımlanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Görsel bir düzenlemede yararlanılabilecek zıtlıklar şu şekilde sıralanabilir: • Geometrik zıtlıklar • Renk zıtlıkları • Doku zıtlıkları • Ton zıtlıkları • Ölçü zıtlıkları • Yön zıtlıkları • İçerik ve anlam zıtlıkları
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Karşıt olan iki durumun, birbirinin zıttı olan iki görsel öğenin bir arada kullanılmasıyla yeni bir enerji yaratılması sağlanabilir. Bu tür durumlar kompozisyonu tekdüzelikten kurtarmaya yardımcı olur. Birbirine kontrast olan iki öğenin birlikte kullanılması kompozisyona canlılık kazandırır. Zıtlıkların görsel bir ifade aracı olarak kullanılması akla hemen görsel dengenin oluşturulması konusunu getirir. Kullanılan dekorun renklerinden, oyuncuların kıyafetlerinin renklerine ve şekillerine, hatta diğer fiziksel özelliklerine kadar farklı zıtlıklar yaratılarak, ekranda belirli bir enerji yaratılabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Zıtlık ise kompozisyonda biçim ve renk gibi görsel öğelerin tümüyle birbirine yabancı nitelikte karşı karşıya gelmesi durumunu ifade eder. Yine tıpkı çevremizde kolaylıkla karşılaşabileceğimiz zıtlıklar üzerine kuruludur. Görsel kontrastlık kavramı ile eş anlamlıdır ve hatta kontrast kavramı zıtlığa göre daha fazla kullanım alanı bulur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Görsel bir estetik öğe olarak denge, fizikten farklı olarak görüntülerdeki görsel öğelerin bir araya getirilmesini konu alır. Sezen ve Tanyeli (1992), dengeyi bir sanat yapıtını oluşturan öğelerin bütün içinde kompozisyon düzenini bozmayacak şekilde dağılımı olarak tanımlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Geniş bir çerçeve oranında birden fazla insanı görüntüye sığdırmak mümkündür. Böylece her karaktere ayrı ayrı çekim tasarlamaktan çok daha kolay bir şekilde sadece bir çerçevede birçok ikili ya da üçlü sahneyi çözebilmek olasıdır. • Kişi ya da nesnelerin yakın çekimlerinde bile hala çerçevede boş alanlar için yer kalır ve bu boş alanlar farklı amaçlarla şekil-zemin ilişkisi içinde kullanılabilir. • Geniş çerçeve oranları daha fazla görüntü alanına sahip oluklarından, karmaşık ve daha dikkat çekici görsel düzenlemeler oluşturabilme potansiyeline sahiptirler. 1,33: 1 çerçeve oranının geleneklerini (nesneyi merkezde tutma, bakış yönü boşluğu, hareket yönü boşluğu vb gibi) kullanabildiği gibi, aynı anda birden fazla ilgi odağı oluşturabilme ve izleyiciye görüntüde bakacak yer konusunda seçim hakkı verme gibi geniş çerçevelere özgü geleneklerden de faydalanabilmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uyum sanat eserinin bütünlüğü ile ilgilidir. Görsel öğeler bir araya geldiğinde, birbirinden bağımsız parçalar olarak varlıklarını sürdürüyorlarsa belirli bir uyumdan söz etmek olası değildir. Uyum, ancak farklı farklı parçaların ahenk içinde bir araya gelmeleri ve bu birlikteliklerinden belirgin bir bütünlük oluşturmaları sürecinde gerçekleşir. Bütünü oluşturan parçaların ancak belirli bir düzen gösterecek şekilde bir araya geldiklerinde ve bir bütün oluşturabildikleri durumlarda bir uyumdan söz edilebilir. Kompozisyonda uyum, parçaların birbirlerine benzerliği anlamını taşımaz. Uyumlu bir kompozisyon, bütünü oluşturan öğelerin birbiriyle benzer olması demek değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Farklılık, görsel bütünlüğü oluşturan öğelerin farklı formlar veya kategorilere sahip olma durumuna karşılık gelir. Oluşturulan bütün hem diğer yapıtlardan belirgin farklılıklar içermeli, hem de benzer yapıtlardan ayrıldığı, farklılaştığı ve biriciklik taşıdığı çeşitlilikleri de bünyesinde barındırabilmesidir. İşte bu özellik sanat yapıtında farklılık ya da çeşitlilik olarak adlandırılır. Farklı olan dikkat çeker ve görsel olarak diğerlerinden daha çabuk algılanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Görsel bir düzenlemede yararlanılabilecek zıtlıklar şu şekilde sıralanabilir: • Geometrik zıtlıklar • Renk zıtlıkları • Doku zıtlıkları • Ton zıtlıkları • Ölçü zıtlıkları • Yön zıtlıkları • İçerik ve anlam zıtlıkları.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İmgeler gerçekte var olmayan ama insan gözünün görebilmesi için bir araç sayesinde oluşturulan görünüm olarak tanımlanabilir. İmge, fiziksel dünyada var olmadığı halde görünendir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir çerçevede kimi durumlarda diğerlerine göre daha küçük, daha bulanık, daha hareketsiz alanlar da diğer alanlara göre daha güçlü kabul edilebilirler ve belirli bir ağırlık oluşturabilirler. Örneğin, bir korku filminde görünenden çok görünmeyen psikolojik olarak daha büyük öneme sahiptir ve kahramanın önünde yer alan zifiri karanlık bir mağara görüntüsü, fazlasıyla aydınlatılmış bir ağaç görüntüsünden daha etkili sonuçlar verebilir. Oysa korku filminin yarattığı beklentileri çıkarttığımızda, görüntüdeki aydınlık öğeler, karanlık öğelere göre daha fazla ağırlığa sahiptir. Filmdeki karanlık öğeleri daha seçici, daha dikkat çekici ve ekranda en çok bakılan alan yapan şey aslında görsel kompozisyon değil, öykünün gelişiminde yaratılan gerilim ve çatışma öğelerinin karanlık alanlarda saklı olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Denge bütünü oluşturan parçaların bütün içindeki dağılımı ile ilgilidir. Dengenin fizik bilimi açısından tanımı; birbirine karşı iki gücün eşitiyle elde edilen yerleşik konum olarak söylenebilir. Görsel bir estetik öğe olarak denge tanımı ise, fizikten farklı olarak görüntülerdeki görsel öğelerin bir araya getirilmesini konu alır. Kompozisyonun oluşturulmasında temel yapı taşlarının başında denge gelir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Görüntülerdeki dolu alanlar, boş alanlara göre daha fazla ağırlığa sahiptir. • Görüntülerdeki daha büyük alanlar, daha küçük alanlara göre daha fazla görsel ağırlığa sahiptir. • Görüntüdeki aydınlık alanlar, karanlık alanlara göre daha fazla ağırlığa sahiptir. • Görüntülerdeki parlak alanlar, mat alanlara göre daha fazla ağırlığa sahiptir. • Görüntülerdeki hareketli alanlar dura¤an alanlara göre daha fazla ağırlığa sahiptir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Vurgulayıcı harekette durağan kompozisyon ilkelerinden faydalanılır. Durağan bir karede tamamen durağan görüntülerin alımlanmasında oluşan harekettir. Ortada ne bir nesnenin hareketi vardır; ne de izleyenin göz hareketinden söz etmek mümkündür. Vurgulayıcı harekette tamamen durağan kompozisyon ilkelerinden faydalanılır. Yüksek kontrastlığı olan renkler, sürekli tekrarlayan şekiller ve görülmeyen bir ışık kaynağından gelen yoğun kontrast ışığın oluşturduğu enerji, vurgulayıcı bir hareket izlenimi oluşturur. Grafik hareket ile olan temel farklılığı herhangi bir retinal hareket oluşturmamasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Görsel bir düzenlemede ağırlık kavramını, şekil zemin ilişkisi içerisinde ortaya çıkan dolu ve boş alanlardan yola çıkarak değerlendirmek mümkündür. Görüntünün oluşturulmasında şekil olarak ortaya çıkan nesne, görsel ağırlığı olan nesnedir. Görsel dengenin sağlanmasında şekil olan, seçici algıya yönelik olan, diğerlerinden daha dikkat çeken nesnedir ve diğerlerine göre psikolojik bir ağırlık taşır. Görsel ağırlıkları yine o görsel öğenin büyüklüğü ya da küçüklüğü, yakınlığı ya da uzaklığı, parlaklığı ya da solukluğu ve hatta netliği ya da fluluğu gibi farklı özellikleri ile doğrudan ilişkilidir. Görsel bir düzenlemede dengenin oluşturulmasında nesnelerin görsel içinde kapladıkları alan ve görsel ağırlıkları en önemli öğeler olarak görülürler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fiziksel denge herkes için aynı olan, öznelliğe dayalı olmayan bir durağanlık halidir. Eşit ağırlıktaki iki fiziksel gücün birbirinin zıttı yöne oluşturduğu çekim sonucunda ortaya çıkan eşitlik halidir. Her nesnenin kendine ait bir ağırlık noktası olduğu gibi, her görsel öğenin de kendine özgü bir çekim gücü ve ağırlığı vardır. Bu fiziksel ağırlıkların eşit olarak dağılımı ise bir hareketsizlik hali, güçlerin eşitliği durumunu ortaya çıkarır. Fiziksel dengenin görsel karşılığı ise, görsel ağırlıkların çerçeve içindeki eşit dağılımına denk gelir. Bu süreçte çerçevenin ağırlık noktası çerçevenin merkezidir. Çerçeve içindeki ağırlık dağılımı, görsel öğelerin merkeze göre konumları ile ölçülebilir. Tam merkezde bulunan bir görsel öğe tam dengede kabul edilir. Merkezden uzaklaştıkça denge bozulma eğilimine girer. Çerçevenin sağı ve solu, yukarısı ve aşağısı arasındaki ilişki, görsel dengenin sağlanmasında diğer belirleyiciler olarak kabul edilir. Çerçevenin sağı ve solu, aşağı ve yukarısı arasındaki simetri, yine tam denge halinin sağlanmasıdır. Bu duruma “simetrik denge” adı verilir. Asimetri ise, çerçevenin sağ ve sol ile aşağı ve yukarı bölümleri arasındaki eşitsizlik durumudur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Durağan nesnelerin belirli bir hareket oluşturuyormuş gibi görünmesi zahiri hareket olarak tanımlanır. Bu tür hareket için en iyi örnek yine film gösteriminden oluşan harekettir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kapalı kompozisyon ise, açık kompozisyonun tam tersi olarak, tüm gerçekliğin kompozisyon içine sınırlandırılmasını amaçlar. Konuyu bütünleyen tüm gerçeklik çerçevenin içinde yer alır ya da yer alması hedeflenir. İzleyicide herhangi bir merak duygusu yaratmaz, izleyiciyi katılıma davet etmez. Üzerinde fikir yürütmeye, resmin kalan kısmını zihinde oluşturmaya gerek bırakamayacak kadar sınırları çizilmiştir. Bu sınırlar ise genel olarak çerçevenin sınırları içerisinde konumlandırılmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?