Husserl’e göre felsefe nedir?
Yayımlanmış cevap
Husserl’e göre felsefe “bilimlerin bilimi”dir çünkü deneye dayanan veya dayanmayan tüm bilimleri temellendirme görevi felsefenindir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
211 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Husserl’e göre felsefe “bilimlerin bilimi”dir çünkü deneye dayanan veya dayanmayan tüm bilimleri temellendirme görevi felsefenindir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Modern psikolojinin kurucularından birisi olan Wilhelm Wundt’un verdiği dersler Husserl’in felsefeye ilgi duymasına yol açtı. Berlin’de Leopold Kronecker ve ünlü matematikçi Karl Weierstrass ile çalıştığı sırada da aynı zamanda felsefe derslerini takip ediyordu. 1881’de Viyana Üniversitesi’nde Weierstrass’ın eski bir öğrencisi olan Leo Königsberger ile çalışmaya başladı. Husserl Viyana’da Franz Brentano’nun verdiği felsefe derslerini izledi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl önce 1887’den sonra La Halle Üniversitesi’nde, 1901’den sonra da Göttingen Üniversitesi’nde dersler verdi. 1913’te “Ideen” başlıklı eserinin yayımlanması, onu Yeni Kantçı Henrich Rickert’in yerine Freiburg Üniversitesinde profesör konumuna taşıdı. 1920’lerden itibaren Husserl, Almanya’da felsefeye yön veren filozof olmuştur. 1923’te Berlin Üniversitesi’ne geçmesi için davet alır ancak Freiburg Üniversitesi’ni terk etmeyerek emekli olduğu 1929 tarihine kadar orada kalır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Genellikle Husserl’in felsefesi üç döneme ayrılarak düşünülür: 1. Matematik sorunsaldan fenomenolojik yöntemin geliştirilmesine giden süreç (1887-1908) 2. Fenomenolojinin aşkın (transandantal) bir felsefe hâline gelmesi süreci (1908-1928) 3. Yaşam dünyası sorunsalının öne çıkması ve genetik fenomenolojiye ağırlık verilmesi (1928-1938)
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl’in felsefi yolculuğu matematik felsefesiyle başlar. 1887’de savunduğu doktora tezi sayı kavramı üzerinedir. 1891’de Aritmetik Felsefesi’ni yayınlar. Husserl bu kitapta mantıksal çözümlemenin temel bazı önermelere dayandığını, bu önermelerde (örneğin nicelik, yoğunluk, zaman ve mekân gibi) basit, tanımlanamaz bazı kavramların, basit ilişkilerin ve ilişkisel kavramların (eşitlik, analoji, derecelenme, bütün, parça, nicelik ve birlik gibi) ortaya çıktığını söyler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Mantık ve matematik de duyumsanır şeylerle değil, bu biçimsel kategorilerle ilgilenirler. Husserl’in amacı matematiğin temel terimlerini açıklığa kavuşturmaktır. Böylece matematiğin formel yapısını görüde (deneyimde) temellendirmek ister. Ona göre bir bilim olan felsefenin yapması gereken iş bu tür temellendirmelerdir. Husserl’in bu kavramların kökenini öznellikte bulması, matematiğe nesnel temeller arayan filozofların tepkisini çekmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl iki çeşit görü olduğunu öne sürer: Duyusal görü ve duyusal olmayan a priori görü.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fenomenolojik redüksiyon gündelik hayatımızda içinde bulunduğumuz doğal tavrın aşılması, düşünümsel bir tavıra geçilmesi anlamına gelir. Fenomenolojik redüksiyon epistemolojik bazı normları koyar. Örneğin, tikel bir bilime veya sağduyuya ait “doğal” bilginin fenomenolojik çözümlemelere girmemesi gerektiği ısrarla vurgulanmıştır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl’in yaptığı fenomenolojik çözümleme esasında yönelimselliğin çözümlenmesidir. Bu çözümleme yönelinen her neyse onun nasıl kurulduğunun, özünün ne olduğunun ortaya çıkarılmasını hedefler. Fenomenolojinin temel kavramlarından biri olan “kurma” (constitution) şeylerin bilince kendilerini göstermelerini gerçekleştiren sürecin adıdır. Nesnenin kuruluşu nihai olarak zamanın kuruluşu sorunsalına geri döner.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl’in Zamanın İçsel Bilinci Üzerine Dersler’i 1905’te asistanı Martin Heidegger tarafından yayımlanır. Husserl bu eserinde bilinçten bağımsız bir nesnel zaman olduğu tezini askıya alır, devre dışı bırakır. Bunun anlamı, bundan sonra yapılacak çözümlemelerde nesnel zamana başvurulmayacak olmasıdır. Böylece Husserl, zamanın bilince nasıl belirdiğini incelemeye girişir, yani bilincin akışına içkin olan zamana döner.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl Kant ve Kant sonrası Alman felsefesini okumaya başlamıştır. Bu süreç onu fenomenolojiyi transandantal bir felsefe olarak kavramaya götürecektir. 1913’te yayınlanan Ideen işte böyle bir kavrayış ortaya koyar. Husserl kendisinin icadı olan transandantal fenomenolojinin Kant’ın transandantal felsefesinden nasıl farklı olduğunu uzun uzun düşünmüştür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl “Şeylerin kendisine gidelim” der. Fenomenolojinin sloganı budur. Bunun anlamı Husserl’in Kant’ın yaptığı “kendinde şey” (Ding an sich) ile fenomen arasındaki ayrımı reddettiğidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl, Ideen’de transandantal bir indirgemeyle aşkın egoya ulaşılabileceğini söyler. Bilinçteki tüm yaşantılar bu aşkın egonun yaşantıları olarak tanınır. Böylece ego-cogito-cogitatum yapısı ortaya koyulur. Bilince birliğini veren şeyin tüm deneyimlerin bir aşkın egonun deneyimleri olduğu görüşü Kantçı bir görüştür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Solipsizm (tekbencilik) yalnızca benim bilincimin ve onun içeriklerinin mevcut olduğunu, başka zihinlerin var olduğunun kanıtlanamayacağını ileri sürer. Başka insanların bedenleri, jestleri, söyledikleri, onlarla yaşadığım ilişkiler vs., benim zihnimin seraplarından, kurgularından, hayallerinden ibaret olabilir. Husserl solipsizmi aştığı iddiasındadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Deneyim ve Yargı, Husserl’in en baştan beri uğraştığı mantık problemine yaşam dünyası kavramı temelinde ve genetik fenomenolojin sorgulama biçimini kullanarak yeniden geri döndüğü eserdir. Husserl’e göre formel mantık yalnız başına ele alındığında sadece normatif bir disiplin, bir düşünce tekniği gibi görünebilir. Deneyim ve Yargı’da Husserl’in amacı mantığı deneyimimizle ilişkilendirmektir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl, tüm zihinsel fenomenleri üçe ayırır: doksik (bilişsel zihinsel fenomenler), duygulanımsal fenomenler (zihinde hissedilen heyecanlar), konatif fenomenler (istekler). Buna koşut bir biçimde, kuramsal, normatif ve pratik disiplinlerden bahsedebiliriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
20. yüzyılda Husserl’in değer kuramını takip eden pek çok düşünür bu kuramı Kantçılığa ciddi bir alternatif olarak görmüşlerdir. Ama bu kuram çeşitli sebeplerle gözden düşürülmüştür: Pozitivistlerin etik önermelerin anlamsız olduğu tezi, Heidegger’in değer kuramının özne nesne karşıtlığına dayandığı gibi felsefi eleştiriler yüzünden gözden düştüğü iddia edilebilir. Fakat siyasi bir açıdan baktığımızda da değerlere dayalı ahlâkın hiyerarşik bir dünya yarattığı saptanabilir. Tarihsel olarak incelendiğinde ise değerlere dayalı etikler muhafazakârlığa hizmet etmişlerdir. Herhalükârda etiğin 20. yüzyılda Sartre ve Levinas ile birlikte bir “sorumluluk” etiği olarak yeniden icadıyla birlikte değerler kuramına dayalı etik gözden düşmüş görünür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl’e göre konumlandırdığımızda Heidegger’in düşüncesinin de bir post-fenomenoloji olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Heidegger fenomenolojiyi bir bilinç felsefesi olmaktan çıkarır, Varlık ve Zaman’da fenomenoloji varoluşsal bir zemine oturtulur. Böylece fenomenolojiyi Kartezyen varsayımlarından kurtardığını ileri sürmektedir. Hâlbuki Husserl’e göre Heidegger’in yaptığı şey olsa olsa bir “felsefi antropoloji” olabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Fenomenoloji bir filozoflar cemaatinin işi, bir işbirliği akımı olmalıdır. Ancak Husserl daha hayattayken takipçisi olduğunu düşündüğü en parlak asistanı Martin Heidegger’in onun fenomenolojisinin temel yönünü değiştirerek başka bir yola girdiğini görecektir. Sartre, Merleau-Ponty, Levinas, Derrida, Ricoeur, Michel Henry ve daha birçokları hem Husserl’le beraber hem de ona karşı düşünmeye girişirler. Fenomenoloji birçok post-fenomenoloji doğurur. Bu filozofların her birinin Husserl’i farklı bir biçimde eleştirdiğini ve bu eleştiri sayesinde kendi yollarını bulduklarını görürüz. Husserl’in bir cemaat biçiminde felsefe yapma davetine icabet eden azdır ancak onun 20. yüzyıl düşüncesine pek çok verimli düşünce tohumu saçmış büyük bir filozof olduğu da tartışmasızdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Heidegger’e göre felsefe bilim değildir. 1930’larda felsefeyi, destrüksiyona tabi tutularak aşılması gereken metafizik bir gelenek olarak tanımlayan Heidegger, "düşünce"nin dönüştürücü ve kurtarıcı gücüne inanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
1945 yılında, Freiburg, Fransız askeri yönetimine geçtiğinde Heidegger, Freiburg Üniversite Senatosu Arındırma Kurulu tarafından geçmişte (Nazizmin iktidara geldiği 1933 yılında Heidegger de Nasyonal Sosyalist Parti’ye üye olmuştur) nazi olduğu için yargılanır. Kurul Heidegger’i dinledikten sonra onun nazi olup olmadığı konusunda kesin bir karar veremez. En sonunda Karl Jaspers’ten Heidegger’in nazizme katkısı hakkında bir rapor yazması istenir. Bu rapor sonucunda Heidegger’in öğretim yapma yetkileri elinden alınır. Böylece, Heidegger’in öğrencilerle bağı kesilmiş olur. Almanya’da düşüncesine gösterilen ilgi tümüyle kaybolur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Eski öğrencisi Hannah Arendt ve varoluşçuluk akımının yaratıcısı Jean Paul Sartre.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Heidegger’in düşüncesinin iki kökeni vardır: Aristoteles’in felsefesi ve Husserl’in fenomenolojisi. Onun düşüncesi, fenomenolojinin bir bilinç felsefesi olmaktan çıkarılması sürecinden olduğu kadar, Eski Yunan’ın fenomenolojik bir tarzda yorumlanması sürecinden doğmuştur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
"Şeyin kendisi"nin görünüşün ardında kalan, bizim hiçbir zaman ulaşamayacağımız bir varlık, bir öz olmadığıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Husserl fenomenolojisi varlığın kendisini kendisi olarak gösterdiğine inanır ve fenomenolojinin asıl sorununu varlığı çarpıtmadan onun bilince kendini nasıl veriyorsa öyle alımlanması olarak görür. Dolayısıyla, esas meselesi, bilincin, ona kendisini veren varlıkla ilişkisini nasıl kurduğudur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?