Mekanik materyalizmin en önemli temsilcisi kimdir?
Yayımlanmış cevap
Mekanik materyalizmin en önemli temsilcisi Thomas Hobbes’tur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
539 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Mekanik materyalizmin en önemli temsilcisi Thomas Hobbes’tur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Klasik töz metafiziğinde birçok tözlülük söz konusu iken modern töz metafiziğinde varlığa dair açıklama ya tek töz ya da iki töz üzerinden bir varlık anlayışına dayandığı için, ondan farklı alternatif veya metafizik öğreti çıkar. • Sadece tek bir tözün var olduğunu öne süren bir öğreti olarak monizm. Monizmin iki farklı versiyonu vardır: o Sadece maddenin var olduğunu öne süren materyalizm. o Sadece ruh ya da zihnin var olduğunu savunan idealizm. • Dünyada tek bir tözün değil de iki ayrı tözün var olduğunu öne süren öğreti olarak düalizm. • Nesneyi duyu verileriyle özdeşleştiren, maddi nesnelerin duyu izlenimlerinin toplamından ibaret olduğunu söyleyen öğreti olarak fenomenalizm.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Form, madde ve evrene şekil veren temel unsurdur. • Madde ve formun bir araya gelmesinden varlık ortaya çıkar. • Madde formsuz olmaz, form da maddesiz olmaz. • Form, var olanların, varlıktaki amaçlılığı sağlamaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Evrende hiçbir rastlantının olmadığını, her şeyin mekanik bir nedensellik sonucu ortaya çıktığını kabul eden görüş, Materyalizmdir. Materyalizm, varlığı veya dünyayı kendi içinde kapalı bir sistem olarak tasarlar; hatta onu bir makineye benzetir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Doğanın yapısıyla ilgili bu problemler, üç ana başlık altında toplanmaktadır. • Dünyanın zamansal ve mekânsal kuruluşuyla ilgili problemler. • Özdeşlik ve çelişmezlik ilkesi benzeri ilkelerin ele alındığı problemler. • Determinizm ve endeterminizm karşıtlığıyla ilgili problemler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Teolojik metafizik, varlığının kaynağının, evrenin ilk nedeninin ne olduğu sorusu üzerinde yoğunlaşır. Evrenin varlığını veya varlığın kaynağını Tanrı üzerinden açıklamaya çalışır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Kozmolojik metafizik veya metafiziksel kozmoloji, metafizik evrenin maddi bileşenlerinin ne olduğu, onun varoluşunun bir amacı olup olmadığı, evrendeki düzenin nasıl açıklanabileceği sorularına bir yanıt getirmeye çalışır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Teizm veya monoteizm • Ateizm
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Evrenin varlığını Tanrı’nın yaratıcı eylemi yoluyla açıklayan, evrenin ilk nedeninin Tanrı olduğunu ileri süren teoridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
• Yaratımcılık teorisi • Türümcülük veya sudur teorisi • Panteizm
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Evrenin ve yeryüzünün, hayat ile insanlığın en yüksek derecede yetkin bir varlığın özel yaratıcı etkinliğinin eseri olduğunu öne süren görüştür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Yaratımcılığa karşıt olan görüş Türümcülük veya sudur teorisidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bütün bir evrenin bir ve ezeli-ebedi olan yetkin ve aşkın Tanrı’dan zorunlulukla çıktığını, türediğini veya sudur ettiğini ileri süren görüştür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Materyalizm, maddenin özü olduğu öne sürülen hareketin, mekanik mi yoksa diyalektik bir hareket olarak mı tasarlandığına bağlı olarak ikiye ayrılır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Türümcülük veya sudur teorisinin yaratımcılıktan farkı, ilahî yaratma yerine, varlığın Tanrı’dan, Tanrı’nın herhangi bir eylemi olmaksızın, zorunlulukla zuhur ettiğini ileri sürer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Her ikisinde de Tanrı, aşkın bir varlıktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Panteizmin, yaratımcılık ile türümcülük veya sudur teorisi anlayışlarından en önemli farkı, Tanrı içkin bir varlıktır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Teizm veya monoteizme karşı bir tepki olarak doğmuş olan görüş ateizmdir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Maddenin ezeli ve evrenin yaratılmamış olduğunu ileri süren görüştür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Platon, zaman ve mekân içinde var olup beş duyu yoluyla algılanan bireysel tözler ya da tikellerin, sürekli bir değişme süreci içinde bulunduklarını, ancak birer görünüşten ibaret olduklarını savunmaktaydı. Platon, varlık anlayışında tikellerin veya “şu” diyerek gösterdiğimiz somut bireysel varlıkların değil de kendisinin “biçim” ya da “öz” anlamına gelen eidos sözcüğünden hareketle eide ya da İdealar adını verdiği tümellerin gerçekten var olduğunu öne sürmekteydi.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Determinizm ile ilgili problem, aynı zamanda nedensellik ilkesiyle ilgili olduğu için önem taşır. Başka bir deyişle, doğanın nedensel kuruluşuyla ilgili olan bu problem doğadaki her şeyin bir nedeni olup olmadığı sorusunu sorar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Platonun “Beş duyu yoluyla algılanan bireysel tözler ya da tikeller birer görünüşten ibarettir, ancak tümeller gerçektir.” görüşünü karşılayan sistem, İdealizm’dir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Metafiziğin felsefenin en temel disiplini veya dalı olduğu iddiasını doğrulayan başka bir olgu da, metafizik terimini bile kendisine borçlu olduğumuz Aristoteles’in onu “ilk felsefe” olarak nitelemiş olmasıdır. Gerçekten de varlığa ilişkin araştırmalarıyla metafiziğin sonraki gelişimini büyük ölçüde belirlediği gibi, metafiziğe yönelik tepkilerin de bir anlamda kaynağında bulunan Aristoteles, aynı zamanda bu alanın ilk ve en temel eserini kaleme almıştı. O, filozofun her şeyden önce doğal dünyadaki varlıkların özünü, hareket halindeki töz ya da maddenin özelliklerini araştırmak gibi bir görevi olduğu kanaatindeydi. Aristoteles’e göre, filozof ikinci olarak da var olan her şey için geçerli olan hakikatleri, bütün varlıkların tabi olduğu genel ilkeleri, “varlığın varlık olmak bakımından” karakteristiklerini gözler önüne sermek ve şeylerin en gerçeği olan varlığın doğasını incelemek durumundaydı. Bu araştırmalardan birincisi, açıktır ki duyu yoluyla gözlemlenen somut varlıkların daha az genel bir bilimi olarak fizik biliminin kapsamı içinde kalır. Aristoteles fiziğe, zamanında bilim ile felsefe arasında bir ayrım bulunmadığı için, “ikinci felsefe” adını vermişti. İkinci araştırma türü ise, duyulara alabildiğine uzak, bu yüzden ancak akıl yoluyla kavranabilir soyut konuların ve genel olarak varlığın bilimi anlamında (Yunanca “to on” var olan, “logos” da bilim anlamına geldiğine göre) ontolojiye tekabül etmekteydi. Aristoteles, bu ikinci bilime de “ilk felsefe” adını vermişti. Başka bilim ve sanatlarla ilgili olarak da yazmış olduğu gibi, söz konusu iki disiplin üzerine de iki ayrı kitap kaleme alan Aristoteles’in yazma eserleri, onun ölümünden sonra kaybolmuştu. Bu eserler sonradan öğrencilerinden biri olan Rodoslu Andronikos arafından gün ışığına çıkartılıp tasnif edildi. O, “ilk felsefe”yle ilgili eserine bir ad bulmaya çalışırken ona üstadın “ikinci felsefe”ye ayrılmış kitabı olarak Fizik’ten sonra gelen eser anlamına gelecek şekilde Metafizik (meta ta phusika) adını verdi. Bileşik sözcükteki meta ön eki, Yunancada sonra ya da ötesi anlamına geliyordu.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Aristoteles, söz konusu eserinde varlığa ilişkingenel bir araştırma yürütür, varlığı varlık olmak bakımından ele alıp onun ilk ilkelerini ortaya koyarken bir yandan da soyut nesneler ile Tanrı’nın varoluşunu gündeme getirir. Orta Çağ boyunca da onun açtığı yoldan ilerlenmiş ve metafizikle varlığı Tanrı üzerinden ele alan bir araştırma anlaşılmış olduğu için, ona modern felsefede bilimi temele alan filozoflar tarafından zaman zaman karşı çıkılmıştır. Söz konusu karşı çıkış ya da metafizik eleştirilerinde, metafizik sözcüğünü, ilk felsefeyle ilgili olan esere veya Fizik adlı eserden sonra gelen kitaba işaret edecek bir anlamdan ziyade, fizik veya doğal varlık alanının ötesinde kalan bir doğaüstü alanla ilgili, büyük ölçüde din kalıntısı olan spekülatif ya da karanlık bir felsefe anlamında değerlendirme olgusu bulunur. Söz konusu eleştiri çizgisinin başında ise “bütün teoloji ve metafizik kitaplarının çöpe atılıp yakılmasını” talep etmiş olan Hume bulunur. Onun eleştirisi, sonradan Auguste Comte’un (1798-1857) pozitivizmine ve analitik felsefeye ilham vermiş olduğu için büyük önem taşır. Hume, metafiziğin kapsamı içinde kalan konuların ne deneysel bilim ne de saf aklın kavramları kullanılarak bilenemeyeceğini söylüyordu. Meşhur nedensellik eleştirisi üzerinden doğal alandan doğaüstü alana nedensel akıl yürütmeyle geçilemeyeceğini gösteren Hume’a göre, metafizikçiler, söz gelimi Aristoteles, Aquinalı Thomas (1224-1274) ve Locke tam tamına fiilen imkânsız olan böyle bir işle meşgul olmuşlardı. Bu yüzden, metafizik, onun bakış açısından bir imkânsızlık üzerine bina edilmiş, insanları yoldan çıkarmaya yönelik, modasının geçtiğini söyleyebileceğimiz bir projeye işaret eder. Aynı şekilde pozitivizmin kurucusu Comte açısından da metafizik, din ya da teolojinin bir uzantısı veya kalıntısından başka bir şey değildir. Onun eleştirisi belli bir ideolojiyi, katışıksız bir bilim ideolojisini yansıtan bir eleştiri olmak durumundadır. Gerçekten de Comte metafiziği entelektüel ilerlemenin tarihindeki bir evre olarak değerlendirmişti. O, bilginin standart örneği olarak ampirik bilimi görmüş, bilimin gözlemlenebilir olgular arasındaki yasalı ilişkileri araştırdığı için güvenilir bir yol gösterici olduğunu kabul etmişti. Bu yüzden, metafiziğin imkânsız olduğunu söyledi. Bunun nedeni, onun gözünde bilginin deneyime dayanması, var olmayan bir alana ilişkin salt akla dayalı bir bilginin yanılsamadan başka bir şey olmamasıdır. İnsan zihninin sadece olgun olmayan bir evresinde ortaya çıkan metafizik düşünüş, Comte’a göre, ilerlemenin önünde bir engel teşkil eder; o, işte bu yüzden yok olmaya veya edilmeye mahkûmdur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Pozitivizmin kurucusu Comte açısından metafizik, din ya da teolojinin bir uzantısı veya kalıntısından başka bir şey değildir. Onun eleştirisi belli bir ideolojiyi, katışıksız bir bilim ideolojisini yansıtan bir eleştiri olmak durumundadır. Gerçekten de Comte metafiziği entelektüel ilerlemenin tarihindeki bir evre olarak değerlendirmişti. O, bilginin standart örneği olarak ampirik bilimi görmüş, bilimin gözlemlenebilir olgular arasındaki yasalı ilişkileri araştırdığı için güvenilir bir yol gösterici olduğunu kabul etmişti. Bu yüzden, metafiziğin imkânsız olduğunu söyledi. Bunun nedeni, onun gözünde bilginin deneyime dayanması, var olmayan bir alana ilişkin salt akla dayalı bir bilginin yanılsamadan başka bir şey olmamasıdır. İnsan zihninin sadece olgun olmayan bir evresinde ortaya çıkan metafizik düşünüş, Comte’a göre, ilerlemenin önünde bir engel teşkil eder; o, işte bu yüzden yok olmaya veya edilmeye mahkûmdur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?