Ontoloji felsefede hangi anlamda kullanılmaktadır?
Yayımlanmış cevap
“Ontoloji” felsefede “varlıkbilim” veya “varlık kuramı” anlamlarında kullanılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
572 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
“Ontoloji” felsefede “varlıkbilim” veya “varlık kuramı” anlamlarında kullanılmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Gerçeklik” metafizik araştırmaların en kritik deyimlerinden biridir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Pek çok felsefi kavramda olduğu gibi, “gerçek” ve “hakiki” kavramlarının da günlük dildeki kullanımları kuramsal sorgulamalar için ipuçları taşır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefecilerin kullandığı “gerçek” ve “hakiki” sıfatları da bu gündelik kullanımla az çok uyum içindedir. Ancak felsefi olarak daha çarpıcı ve tartışmalı olan kavramlar, bu deyimlerin isim hâlleri olan “gerçeklik” ve “hakikat”tir. Anlamca birbirlerine oldukça yakın olan bu iki kavramın içerikleri ve birbirleriyle olan ilişkilerini tam olarak saptamak oldukça çetin bir felsefi sorundur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hume’cu açıdan bakıldığında, deneyimin bize söylediği; “Güneşin yarın doğacağını bilme” çıkarımını destekleyen deneyim geçmiştte her sabah güneşin ufuk noktasında belirmiş olmasıdır. Güneşin tekrar doğacağını biliyoruz çünkü güneş geçmişte hiç aksatmadan her gün doğmuştur. Bu tümevarımsal çıkarım elbette anlaşılır bir akıl yürütmedir. Ancak sahip olduğumuzu düşündüğümüz “bilginin” temelinin aslında sandığımızdan daha az sağlam olduğunu da ortaya koymaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Descartes, irdelemelerinde aldığı eğitimin ve eleştirmeden benimsediği fikirlerin sonucu olarak, kişisel bilgi dünyasının güvenilirlikten oldukça uzak bir yapıda oluştuğuna ilişkin inancını açık yüreklilikle ifade eder. Ayrıca, inandığı önermeler arasında ne kadar çok yanlışın bulunduğunu görmenin kendisini düşünmeye sevk ettiğini belirtir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şüpheciliğin tersi olan kavramlar içinde en önemlisi dogmatizmdir. ‘Dogma’ deyiminin anlamı “belli bir kişi veya topluluk tarafından benimsenen, tartışmadan ve sorgulamadan kabul edilmesi beklenen inanç ya da inanç kümesi” şeklinde verilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefe tarihindeki şüpheci düşünürleri veya şüpheci argümanları incelemenin ve ciddiyetle anlamaya çalışmanın daha genel bir anlamda felsefi yararı olacağı düşünülebilir. Söz konusu yarar, bu tür irdelemeleri yapmanın bir insanın zihinsel dünyasında süreç içinde yaratacağı olumlu etkiyle ilgilidir. Yerleşmiş kanılar veya tartışılmadan kabul gören açıklamalar karşısında şüphe duyabilme yetisi olan insanların bu tür işlevlere girmeyenlere göre daha esnek ve açık görüşlü olacakları tahmin edilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
W. V. O. Quine gibi 20. yüzyıl Amerikan pragmacılarının (“eylemciler” olarak da anılırlar) vurguladığı önemli bir nokta, bilimin aslında sağduyudan türediği ve ikisi arasında bir uçurumun değil sürekliliğin olduğudur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bilimsel ve felsefi araştırmaların temelde somut eylemlerden ve doğal ilgilerden kaynaklandığını düşünmek akılcı bir seçenek gibi gelmektedir. Fizik ve felsefe, insanın gelişiminin bir sonucudur ve bu işlevleri gerçekleştiren “zihin” bu dünyaya ait bir şeydir. Şüphecilik gibi çok önemli bir felsefi soruna çözüm bulmak isteyenler için bu yaklaşımın taze bir düşünsel açılım sağlayabileceğini söylemek olanaklıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefi tartışmalar ve argümanlar söz konusu olduğunda, bunların karşısına hemen sağduyuyu çıkararak bir “sağlamlık testi” yapma eğiliminde olmanın sakıncalı yönleri olabilir. Örneğin, şüpheciliği değerlendirirken ve eleştirirken, şüpheci yaklaşımların “sağduyuya aykırı olduğu” düşüncesini dile getirmek her zaman çok yardımcı olmayabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Şüphecilik” ile “şüpheci tavır” kavramları arasında bir ayrım yapmak yararlı olacaktır. Şüphecilik felsefede bilginin olanaklılığı konusunda sunulan çok kökten ve sıra dışı bir görüş veya akımdır. Ancak şüphecilik görüşünün tezlerini benimsemeyen, kendilerini “şüpheci” olarak tanımlamayacak pek çok felsefeci için bile şüpheci tavır belli bir değer ifade eder. Felsefi “tavırlar” ile sonu - izm ile biten “akımlar” arasında, bu anlamda, önemli bir fark olduğu söylenebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Descartes’tan sonra gelen felsefeciler arasında şüpheci eğilimleri en belirgin olanı, İskoç düşünür David Hume’dur (1711-1776).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şüpheciliğin en kökten şekli, gerçekliğin bilinebilmesine ilişkin irdelemeler içerir. Ancak şüphecilik başka biçimlerde de kendini gösterebilir. Günlük durumlarda da karşımıza çıkabilecek bir şüphecilik türü, olgusal düzenlilikler bağlamında sahip olduğumuzu düşündüğümüz bilgiye ilişkindir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çıkarım, en az bir öncülden hareket edilen ve bir sonuca varılan düşünce zincirine verilen addır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tümdengelimsel çıkarım, veya kısaca ttümdengelim, öncüllerden sonucun %100 kesinlikle çıktığı durumlar için kullanılır. Örnek: “Tüm insanlar ölümlüdür; Sokrates bir insandır; O hâlde, Sokrates ölümlüdür.” Tümdengelimlerde, doğru öncüller bizi kesinlikle doğru olan önermelere taşır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Tümevarımsal çıkarım, veya kısaca tümevarım, öncüllerden sonucun kesin bir şekilde çıkmadığı durumlar için kullanılır. Örnek: “Basketbolcuların çoğu uzun boyludur; Melis de bir basketbolcudur; O hâlde, büyük olasılıkla Melis uzun boyludur.” Tümevarımlarda öncüllerin doğru olması, sonucun doğru olmasını garanti etmez. Eğer öncüller doğruysa, bu yalnızca sonuç önermesinin doğru olma olasılığını yükseltir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Biz yaşamda bu iki tür çıkarımı da uyguluyor olsak da, tümevarımsal çıkarımlar gündelik bağlamlarda daha sıkça ortaya çıkmaktadır. Çıkarımlarımızın çoğunda gerekçelerimiz vardığımız sonuçları zorunlu kılmaz, yalnızca daha akılcı hâle getirir. Şu ana kadar gördüğüm tüm kargaların siyah olması, bundan sonra karşıma çıkacak ilk karganın siyah olacağının garantisi değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Moore’un konuyu irdelerken yaptığı ilk şey, kesinlikle bildiğine inandığı bazı önermeleri sıralamaktır. Moore şöyle ifadeler kullanır: Şu anda bir beden vardır ve o beden bana aittir. Bu beden uzunca bir süredir, değişmekle birlikte, varlığını kesintisiz olarak sürdürmektedir. Dahası, bu beden, var olduğu zaman içinde, sürekli olarak bir gezegenin yüzeyinde veya yüzeye yakın noktalarda bulunmuştur. Kendisi dışında başka nesneler de, kendisinden çeşitli uzaklıklarda, var olmuşlardır. Dışarıdaki nesneler arasında, başka insan ve hayvan bedenleri de vardır. Son olarak da, ben yalnızca bir beden değil bir kişi olduğumu biliyorum. Türlü deneyimler yaşamış ve yaşamakta olan akıllı bir varlığım. Ve benim dışımda da bu özelliklerde canlılar olduğunu bildiğimi söyleyebilirim.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Moore’un tartışmasının başında gündeme getirdiği önemli bir konu “nesnelerin varlığı” kavramının açıklanması ile ilgilidir. Bu konudaki soru işaretlerini ortadan kaldırmak için, Moore “nesnelerin varlığı” kavramından “zihnin dışında, zaman-mekân içinde var olmayı” anladığını söyler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şüpheciliğin sonuçları pek çok düşünüre oldukça rahatsız edici geldiğinden dolayı, felsefe tarihinin önde gelen isimlerinden bazıları bu konuyla derinlemesine ilgilenmiş ve çözüm üretmeye çalışmışlardır. Bu çabalar içinde en bilinenlerden biri, İngiliz düşünür George Edward Moore’un (1873-1958) sağduyusal argümanıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sağduyusal tavır, genelde, günlük yaşamın durumları karşısında pratik, ayakları yere basan ve işe yarar sonuçlar verebilen kararlar alma ya da yargılarda bulunma eğilimi ile ilintilendirilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Düşünsel sorumluluk”, belli bir fikre veya düşünsel yapıya yaklaşırken “bu görüş bana uygun değil” demenin ötesine geçmeyi ve o görüşün neden zayıf ya da kabul edilemez olduğunu açıkça ve gerekçeleriyle sergilemeyi gerektirir. Moore’un şüpheciliğe yanıtı ve karşı çıkışı da bu bağlamda değerlendirilmeli ve anlaşılmalıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir olgunun veya durumun fiziksel olarak olanaksız olması, o olgunun bizim içinde yaşadığımız ve anladığımız fiziksel dünyanın görünen yapısıyla çelişmesi anlamına gelir. Örneğin, bir insanın pencereden atladığında düşmeyip uçmaya başlaması fiziksel açıdan olanaksızdır. Ancak, pencereden atlayıp uçmak gibi fiziksel anlamda olanaksız olan durumların gerçekleştiğini ben kafamda canlandırabilirim. “Mantıksal olanaksızlık” kavramı ise, içinde yaşadığımız evrenin mantıksal yapısıyla çatışan durumlar için kullanılır. Bizim evrenimizde bir üçgenin dört kenarlı olması olanaksızdır. Bu olanaksızlık, fiziksel bir olanaksızlıktan çok daha büyük bir olanaksızlık türüdür çünkü, fiziksel olanaksızlıklardan farklı olarak, mantıksal açıdan olanaksız bir durumu kafamızda bile canlandıramayız.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Uykuda rüya görürken algıladıklarımızın “gerçek” olduğundan o an emin olmamıza karşın, rüyada “algıladıklarımız” aslında var olmayan durumlardır. Yani, rüya bağlamında gerçek olduğunu sandığım bir “algı”, aslında gerçekliği olmayan bir zihinsel durumdur. Ve benim “gerçek olmayan bir şeyleri deneyimlemekte olduğumu” rüya içinde bilmem genelde olanaksız bir durumdur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?