Searl’e göre zihinsel durumlarımızın ve temsil kapasitelerimizin ardında ne vardır?
Yayımlanmış cevap
Zihinsel temsilleri önceleyen bedensel kapasiteler vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
572 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Zihinsel temsilleri önceleyen bedensel kapasiteler vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Şu iki ana gerçeğe bağlıdır: 1. Zihinsel bir durumun anlamlandırılabilir bir deneyimsel olgu olması için o tür bir deneyimi yaşayan öznelerin pek çok başka zihinsel durumlara veya temsillere sahip olması gerekir. 2. Temsil etme veya zihinsel resimler oluşturma gibi kapasitelerden veya bilgi türlerinden daha temel bir bilme türü, zihinsel temsilden ziyade bedenin işlevlerine ve bedenin öğrenmesine dayanan bilmelerdir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Sözel temsillerle başlayan bilme serüveninin bedenselliğin işin içine girmesiyle sözel bilgiden bedensel bilmeye dönüşmüş olmasıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ancak bellekte tutulan ve dünya bilgisi içeren başka temsil durumlarının varlığında olanaklı olabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bilginin eylemselliğe ilişkin boyutlarını
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Algı adını verdiğimiz olgu veya süreç esasında, insanların zihinsel durumları zihinden bağımsız gerçekliği temsil ederler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Algının “anlamsal bir bağlama oturması” durumunda
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Temsil kavramını ve bilgiyi
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
“Bir kedi algıladım” gibi cümleler aslında oldukça yanıltıcı bir basitlik içerir. Daha doğru ifadeler şöyle olabilirdi: “Bir kedinin paspasın üstünde yattığını algıladım”, “Kedinin kuyruğunun kısa olduğunu algıladım”, vb. Burada kritik olan nokta, verdiğimiz örneklerdeki takıların yarattığı farktır. Bu takılar, verilen cümlede algının hedefi olan unsurun “kedi” gibi tüm bir nesne değil, kedinin olgusal bir yönü veya ona ilişkin bir durum olduğunu göstermektedir. Bu türden cümlelerin yapısı şöyle açılabilir: “Benim algıladığım bir olgu vardır ve bu olgu kedinin paspasın üzerinde yatmasıdır” veya “Benim algıladığım bir olgu vardır ve bu olgu kedinin kuyruğunun kısa olmasıdır”. Açıktır ki, aynı nesneye (kediye) bakan başka bir kişi, o an farklı bir olgu algılayabilirdi. (Örnek, “Kedinin siyah bir kuyruğu var”).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Deneysel psikolojinin bilişsel kanadında yer alan kuramcılara göre algı, duyulardan gelen verilerin zihinsel yapımız tarafından seçilmesi, organize edilmesi ve yorumlanması olarak anlaşılmalıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Felsefecilerin algı konusunu gündeme getirdikleri temel sorun, sırasında epistemolojik ve ontolojik açıdan tam olarak neyin gerçekleştiğidir. Daha açık ifade edersek, felsefecilerin bu çerçevede ilgilendiği konu, algılar ile gerçekliğin bilinmesi arasındaki ilişkidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Algı felsefesi kapsamında öne sürülen temel felsefi görüşler temsilcilik, görüngücülük ve gerçekçiliktir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Algı bağlamında temsilcilik görüşünün ana tezi flu şekilde ifade edilebilir: Algı adını verdiğimiz olgu veya süreç esnasında, insanların zihinsel durumları zihinden bağımsız gerçekliği temsil ederler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Temsilcilik görüşüne göre, algının oluşması için üç ayrı şey gerekmektedir. Birincisi, algının oluşması için algılayan bir insanın varlığı gerekir. İkincisi, algı ancak öznelerce algılanan gerçek bir nesne ile mümkündür. Ve son olarak da, algının olması, temsil işlevini gerçekleştirecek olan zihinsel durumların veya algısal verilerin dolayımını gerekli kılar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
‘Görüngü’ (Batı dillerinden uyarlanmış Türkçesiyle, ‘fenomen’), bizim deneyimlediğimiz dünyaya ait olan olgulara verilen genel addır. Daha açıkça dersek, metafizikteki “gerçekliğin kendisi” kavramından farklı olarak bizim gibi sonlu varlıklara “görünen” dünyanın betimlemesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hume’un fikirleri Locke’ın epistemolojisi ile benzerlikler gösterse de arada çok önemli ontolojik bir fark olduğu da kesindir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Locke’a göre nesneler ve onların birincil nitelikleri zihinden bağımsız olarak var olmalıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hume’a göre ise idea’lar veya görüngüler gerçekten algılanıyor olsa da, onların nereden kaynaklandığına ilişkin akıl yürütmemiz olanaklı değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çünkü bunu yapabilmek, zihinsel olarak bize verilenlerin dışına çıkıp gerçekliğe bakabilmeyi gerektirir. Bu da bizim gibi sonlu bilişsel varlıkların yapabileceği bir eylem değildir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Temsilcilik ve görüngücülükten farklı olarak, gerçekçiliğe göre, biz zihinsel durumlarımızı değil doğrudan nesneleri deneyimleriz.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Gerçekçiliğe göre, biz algı sırasında deneyimlerimizi algılamayız. Algı esnasında algılanan şey fiziksel gerçekliğin içindeki nesnelerin kendileridir. Algı bağlamında bu görüşe “gerçekçilik” adı verilmesinin nedeni de budur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Temsilci ve görüngücü felsefeciler zihinsel durumlar ve temsil olgusu üzerinde dururken, doğrudan gerçekçi felsefeciler zihinsel temsilin ve zihinsel içeriklerin abartılmaması gerektiğine inanırlar. Gerçekçiler için dikkat etmemiz gereken şey algının nesnesidir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Çünkü Biz görsel alanımızda bulunan bir nesnenin kırmızı rengini algıladığımızda, “kırmızı” algılanan nesnenin özelliğidir, deneyimin değildir. Bu anlamda, doğrudan gerçekçiliğe göre, temsilci ve görüngücü felsefeciler deneyimin nesnesiyle deneyimin sürecini karıştırmaktadırlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Searle’e göre, geleneksel felsefeciler genelde bilginin zihinselliği üzerine yoğunlaştıkları için, bilginin eylemselliğe ilişkin boyutlarını gözden kaçırmışlardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Doğrudan gerçekçi görüşe göre algılanan şey nesnedir. Ancak Searle bu fikir üzerinde önemli bir değişiklik yaparak, dünyada algıladığımız şeylerin yalın olarak nesneler değil de olgular veya durumlar olduğunu savlar.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?