Thales göre “her şeyin ilk temeli”, “kendisinden meydana geldiği şey” nedir?
Yayımlanmış cevap
Thales “her şeyin ilk temeli”, “kendisinden meydana geldiği şey”in “su” olduğunu ileri sürer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Soru arşivi yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Sınav ve konu sorularıyla çalış. Cevabını kontrol et, zorlandığın soruları kaydet ve yeniden çöz.
295 sorunun metninde arama yapabilirsin.
Diğer 3 görselli soruları kendi sayfalarında çözebilirsin.
Kendi cevabını düşün, sonra yayımlanmış cevapla karşılaştır. Değerlendirmeyi sen yaparsın.
İlerleme yükleniyor…
Thales “her şeyin ilk temeli”, “kendisinden meydana geldiği şey”in “su” olduğunu ileri sürer.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anaksimandros’a göre, her şeyin iç içe geçtiği ve kendisinden türediği başlangıçtaki bu kütle apeirondur.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İnsanın sudaki canlılardan evrilerek meydana geldiğine ilişkin bu çağının oldukça ilerisindeki Görüşler, Anaksimandros’u evrimci düşüncenin öncüsü kılar
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Miletos Okulunun son temsilcisi Anaksimenes, Aristoteles’in aktardığına göre, hocası Anaksimandros yerine Thales’e daha yakın görüşlere sahiptir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anaksimenes’e göre, görünenlerin çokluğunun arkasındaki birlik, kozmosta var olan her şeyin kendisinden türediği töz, “havadır”.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anaksimenes’e ününü kazandıran özellikle astronomi alanında yaptığı çalışmalardır. Öncüleri gibi fizik dünyayı inceleyen Anaksimenes, sabit yıldızlar ve gezegenler arasında ayrım yapan ilk düşünürdür.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Miletos’un Persler tarafından işgaliyle son bulan Miletos Okulu’nun ardından felsefe çalışmalarının yoğunluğu Güney İtalya’daki Yunan kentlerine taşınır
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Pythagoras’ın öğretilerinde dinî ve mistik unsurlar ağır basmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Miletos Okulu ile Pythagorasçılar aralarındaki fark, Miletos Okulunun “maddi neden”e, Pythagorasçıların ise “formel neden”e yönelmiş olmalarından kaynaklanır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Pythagorasçı düalizm insanın ruh ve beden olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği düşüncesine dayanmaktadır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Hem ahlaki öğretilerinde hem de evreni anlama çabalarına yön veren itkide Pythagorasçı felsefeye hâkim olan temel motif “uyum”dur (harmonia).
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Pythagorasçı kuramda nesneler düzeninin kurucusu olan ilk dört sayının (1, 2, 3, 4) toplamını veren 10 sayısı, sayıların bütün doğasını içinde barındıran mükemmel sayı olarak kabul edilir
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Özellikle ruh göçü düşüncesiyle birlikte Pythagorasçılar bedenden ayrı bir ruhun olduğunu kabul ederler.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Herakleitos, Diogenes’in bildirdiği üzere, kitabı Doğa Üzerine’yi “çokluk”tan uzak tutmak, yalnızca onu anlayabilecek olanların okumasını sağlamak için Artemis Tapınağına bırakır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Ateş, Herakleitos’a göre, tüm var olanların ilk gerçeğidir, tüm karşıtların içinde eridiği birliktir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Herakleitos’a göre, algı dünyası değişmezmiş gibi görünür, fakat bu görünüş aldatıcıdır. Görünenlerin ardındaki düzen akılla kavranabilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Parmenides için “varlık vardır” önermesi, hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan kabul edilmesi gereken tek önermedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
İlkçağ doğa filozoflarından bir kısmı, her şeyin tek bir öğeden meydana geldiğini düşünmektedir. Örneğin Thales bu öğenin su olduğu kanaatindedir. Şeyleri meydana getiren öğenin tek olduğunu düşünen filozoflar “monizm” fikrinin takipçisidirler. Yani bircidirler. Onlara göre, tek bir öğe vardır ve şeyler bu öğenin biçim değiştirmesi neticesinde meydana gelmektedir. Empedokles’ten itibaren, doğa felsefesi ile ilgili tartışmalar “plüralist” (çokçu) bir karakter arz etmeye başlamıştır. Doğa felsefesinin bu nihai dönemi, şeyleri meydana getiren öğenin birden fazla olduğu düşüncesi üzerine kurulmuştur. Empedokles, Anaksagoras, Demokritos ve Leukippos plüralist dönemin başlıca temsilcileridir. Plüralist dönemin ilk düşünürü olarak kabul edilen Empedokles (MÖ 495 – 435), evrenin temelinde dört unsurun mevcut olduğu kanaatindedir. Ona göre, hava, ateş, toprak ve su gördüğümüz bütün nesnel gerçekliği ortaya çıkaran aslî unsurlardır. Onun gündeme getirdiği bu dört unsur teorisi kendisinden sonra da uzun bir süre benimsenmiştir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Empedokles Herakleitos’ un değişim konusundaki fikrine katılmaktadır. Duyularımız bize evrende sürekli bir değişim ve hareketin olduğunu söyler. Bunu duyuların eksikliğine atfetmek mümkün olmakla birlikte, akıl da duyular gibi bilgiye ulaşma hususunda eksiktir. Öte yandan Parmenides de haklıdır. Evrenin özünü teşkil eden dört unsur, bizzat değişmezdirler. Bunlar ezelî ve ebedî, basit cevherler olmaları hasebiyle daima kendi kendileriyle aynı kalırlar. Değişimin ve aynılığın birlikte tasdik edildiği Empedokles düşüncesinde, bilgiye ulaşmak için bir yolun da bulunması gerekmektedir. O, evren hakkındaki hakikate, bilgiye ulaşmanın en makul yolunun duyuları ve aklı bir arada kullanmaktan geçtiğini düşünür. Herakleitos ve Parmenides’ in birbirini nakzeden düşünceleri arasında oluşturulan bu uzlaşı Empedokles’ in sentezciliğinin bir diğer örneğini teşkil etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Reenkarnasyon teorisine göre, maddî dünyanın üzerinde ikinci ve daha yüksek bir ruhlar dünyası vardır. Ruhlar ölümsüzdür. Ruhların bir kısmı işledikleri günah nedeniyle kirlenmiş kabul edilmekte ve dünyaya sürgüne gönderilmektedir. Bunlar, bir bedene girerek, Empedokles’ in deyişiyle etten yabancı gömleklere bürünerek, yaşamak zorundadır. Sürgün boyunca çeşitli biçimlere giren ruhlar kimi zaman bitki, kimi zaman balık, kimi zaman hayvan, kimi zaman ise insan olmaktadır. Empedokles bitkiler arasında defne, hayvanlar arasında aslan, insanlar arasında ise bilge, ozan ve hekim bedeninin girilebilecek en iyi biçimler olduğunu iddia etmektedir. Reenkarnasyonun ne kadar devam edeceği, yani bir ruhun kaç bedene girmesi gerektiği konusunda herhangi bir sınır çizilemez. Bu bütünüyle ruhun arınmadaki başarısına bağlıdır. Daha da önemlisi, ruhlar önceki yaşamlarında hangi bedenlere girdiklerini ve başlarından neler geçtiğini, ne tür hayatlar yaşadıklarını hatırlayamazlar. Fakat bunun iki istisnası vardır. Empedokles, büyük saygı duyduğu anlaşılan Pythagoras’ın ve bizzat kendisinin önceki yaşamlarını hatırladığını iddia etmektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Empedokles Ksenophanes’ inkine benzer bir Tanrı anlayışını benimsiyor gözükmektedir. Buna göre, Empedokles, tıpkı Ksenophanes gibi antropomorfizme karşı çıkmaktadır. Ksenophanes, insanların tanrıları kendilerine benzettiğini söylemekte ve bunu eleştirmektedir. Bu eleştirinin aslında monoteizme doğru atılmış önemli bir adım olduğu iddia edilmektedir. Empedokles Tanrı’nın başının, ayaklarının veya dizlerinin olmadığını, yalnızca kutlu ve anlatılmaz bir zekâsının bulunduğunu ve hızlı düşünceleriyle evreni dolaştığını söylemektedir. Bu bakımdan, onun da antropomorfizme karşı olduğu pekâlâ iddia edilebilir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anaksagoras (MÖ 500 – 428) plüralist dönemin bir diğer temsilcisidir. O da kendisinden önceki doğa filozofları gibi arkhe sorunu üzerinde kafa yormuştur. Anaksagoras evreni meydana getiren temel unsurun maddî niteliğe sahip olduğu hususunda diğer doğa filozoflarıyla fikir birliği içerisindedir. Fakat söz konusu unsurun temel niteliği ve bu nitelikler ile, evrenin oluşumu arasında nasıl bir ilişki bulunduğu mevzuunda benimsediği açıklama, onlardan büyük oranda farklıdır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anaksagoras, evrenin, Empedokles’in iddia ettiği üzere, dört unsur (hava, ateş, toprak ve su) tarafından çeşitli oranlarda karışmak suretiyle meydana getirildiğini düşünmez. Ona göre, evreni oluşturan unsurların sayısı sonsuzdur. Anaksagoras arkhenin cansız olduğunu düşünmekte ve onun kendi kendine harekete geçemeyeceğini kabul etmektedir. Arkhe cansız ise hareketin ve evrendeki değişimin kaynağı olamaz demektir. Bu durumda, hareketi ve değişimi açıklamak için kuvvet ve zekâ sahibi bir unsura ihtiyaç duyulacaktır. Anaksagoras cansız maddeyi harekete geçiren, kaosu kozmosa dönüştüren bu unsura Nous (Akıl) adını vermektedir.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Bir çamur parçasının kendiliğinden heykele dönüşmesi, bir kaya parçasının kendiliğinden bir ev halini alması nasıl mümkün değilse, birbirine bütünüyle karışmış spermaların da kendiliğinden kozmosu meydana getirmesi, yani evrene bir düzenlilik bahşetmesi mümkün değildir. Çamur parçasının güzel bir heykel, kaya yığınının güzel bir ev halini alması için heykeltıraşa veya mimara ihtiyaç duyulduğu gibi, kaos halindeki evrenin kozmos halini alabilmesi için de bir güce ve zekaya ihtiyaç vardır. İşte bu gücün Anaksagoras’ ın dilindeki karşılığı Nous’ tur. Nous yaratan, madde ise yaratılandır. Fakat “yaratmak” ve “yaratılmak” kavramları sırasıyla “yoktan var etmek” ve “yoktan var edilmek” şeklinde anlaşılmamalıdır. Bir şeyin “yaratılmış” olduğu söyleniyorsa, bu, onu var eden unsurların bir araya getirildiği veya o şeye “biçim verildiği” şeklinde yorumlanmalıdır. Bir şeyin yoktan var edilebileceği fikri ilkçağın dinî ve felsefî anlayışına tamamen yabancıdır. Nous ve madde arasındaki bir diğer fark bunlardan ilkinin mutlak anlamda basit ve yalın, ikincinin ise bütünüyle bileşik olmasında yatmaktadır. Nous hiçbir şeyle karışmaz, kendi başına bulunur, bütün her şeyin en güzeli ve en safı olduğu halde, madde Nous tarafından işlenmeden önce yalnızca bir yığın olarak vardır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?
Anaksagoras her nesnede Nous’ tan başka her şeyden bir parçanın yer aldığını, bazı nesnelerde (organik varlıklarda) Nous’ un da bulunduğunu iddia etmektedir. O, insanın Nous’ tan pay aldığı ve doğadaki en akıllı varlık olduğu kanaatindedir. Bu düşüncesini desteklemek üzere ilginç bir yorumda bulunmaktadır. Ona göre, insan, ellere sahip olduğu için bütün hayvanların en akıllısıdır. El alettir ve doğa, akıllı bir insan gibi, verdiği şeyleri ancak akıllıca kullanabilecek olanlara vermektedir. İnsanın elleri, doğadan aldığı şeyleri kullanmasını mümkün kılmaktadır. Bu imkânı yaratan ise insanın Nous’ tan aldığı pay, yani akıldır.
Cevabın yayımlanmış cevapla uyuştu mu?